9 Ekim Ankara! Türk Milleti orada!

9 Ekim Ankara! Türk Milleti orada!
9 Ekim'in suçu daha fazla. Çünkü içinde parti başkanı yok. O yüzden 1 ay önceden başlayacak duyurular yok. Tanıtım videoları yok. "Yıkılacak" diye belirlenen bir yer yok. Kardak kahramanları var...

Misilleme | SANSURSUZHABER.COM
 
Türkiye'de son dönemde olan olaylar ve açılan bazı davaların bize gösterdiği iki durum var.
 
Birincisi, davaların siyasi oluşu, iktidarın faşizmi.
 
İkincisi, bu olay ve davaların "elek" görevi görmesi.
 
Elek?
 
Evet elek. Hainle kahramanı ayıran, maskeleri düşüren, gerçek niyetleri ortaya koyan.
 
Yakın zamandan başlayacak olursak; kimin neyi amaçladığını, kimin yönlendirmeye çalıştığını düşünmekten ziyade halkın kendi yorumunu kattığı Gezi Direnişi.
 
Halkın kattığı yorum: Atatürk'lü Türk Bayrakları.
 
Bu durumun bazılarını ne kadar rahatsız ettiğini görmek için Gazdanadam Festivali'ni hatırlamak yeterli.
 
Sonrasında 5 Ağustos. "Herkese adalet", "herkese özgürlük", "herkes eşittir" diyen, fakat mevzubahis asker olunca durumu, iç dünyalarındaki kurumsal ve ideolojik nefreti kusacak yer bulmak olarak değerlendirip "yok sayan" ya da "konuşan" tipler.
 
Bu arada "ideolojik" deyince yanlış anlamayın. Kemalizm'e karşı olan, ama Kemalizm'e karşı olan bir düşünceyi savunduklarını iddia ederken bu düşüncelerini "anti emperyalist" yaklaşımlardan arındıran.
 
"Militarizme karşıyız" deyip, etnik bölücülük ve terörizme kucak açan.
 
"Zorunlu olmadıkça savaş cinayettir" diyen "Adam"dan rahatsız olup, "Bebek katili"ni "Barış elçisi"  kabul eden, sözde eleştirip özde beslendiği Hükümet'in söylemlerine "den den" koyan kişiler.
 
Bunlar da 5 Ağustos'ta elendi "elek"ten.
 
Azalmaya değil, "arınmaya" devam.
 
Gezi Direnişi'nin suçu fazla Türk bayrağı ve Atatürk olmasıydı.
 
5 Ağustos'un suçu bunların üstüne bir de "asker" barındırması. Hem de ne askerler! Apo'yu yakalayan, sorgulayan..
 
9 Ekim. Balyoz davası, temyiz karar duruşması.
 
9 Ekim'in suçu daha fazla. Çünkü içinde parti başkanı yok.
 
O yüzden 1 ay önceden başlayacak duyurular yok. Tanıtım videoları yok. "Yıkılacak" diye belirlenen bir yer yok.
 
Kardak kahramanları var.
 
Hani şu Kardak krizi olduğunda adaya gidip de bayrağı diken. Giderken kullandıkları botun parasını bile kendi kredi kartından ödeyen.
 
Vekil var. Ama milletvekili. "Ben hayatımda Aspirin almamış adamım. Dağlarda ölümlerden dönmüş adamım. Kucağımda Mehmetçikler, hatta Emir Subayım şehit düştü. üç kez helikopterde mermi yedim, iki kez yerde PKK tarafından tarandım. Kuzey Irak’ta Metina dağlarında Tümgeneral rütbesiyle tam 38 gün dağlarda kaldım, vücuduma su değmedi. Bitlendim. Ben bedavadan yaşayan adamım. Ölümden korkmam." diyen bir milletin vekili.
 
Tabi vekil milletin vekili olunca, millet adına milletin olmayan "illet" vekillerin olduğu partinin de sesi yok.
 
TSK'nın yapısını, hantallığını, yaptığı yanlışı tartışırsın. Fakat bu kuruma bu saldırıyı yapanların amacının "daha temiz ve başarılı bir TSK" olmayıp, TSK'yı "yok edilmek istenen rejimin bir kurumu olarak gördüğünü" gören, bu saldırı ile de Türk Milleti ile bütünleşmiş bir yeri itibarsızlaştırma amacı güttüğünü de fark eden, ama "savunursak darbe yanlısıymışız gibi anlaşılırız" açıklaması ile "aaa elalem ne der sonra" kaygısında olan partinin de sesi yok.

Aynı parti nedense, CIA ajanlarını, Apo'nun avukatlarını vekil, genel başkan yardımcısı yaparken; "Ama bu adamları bu görevlere getirirsek bu sefer de Kürtçülüğe kucak açıyorlar derler" kaygısına düşer mi?

Düşmez.

Düştü mü?

Düşmedi.

Hükümet yok orada. Hükümet'in azmettirdiği tutsaklar var.

Muhalefet yok orada, muhalefet'cik de yok.

Kim var orada?

Doğu Akdeniz'in en başarılı donanma kadrosu var.

Ve buraya dikkat: Kendi kendine yetmeye başlayarak 1950'lerden beri ilk kez NATO'ya bu kadar mesafe koyabilen bir birimin personeli var orada.

O kadronun içeri alınması ile Akdeniz'de başka ülkelerin petrol ve doğal gaz aramaya başladığını, hava sularımızın işgal altında olduğunu biliyor musunuz?
 
Peki o işgal edilen topraklardan sadece Kıbrıs etrafından çıkan proteinin, doğalgazın, petrolün tüm Türkiye'ye 100 yıl yetebileceğini?
 
Peki Balyoz davası kapsamında değerlendirilip, insanların ölmesine neden olan "Askeri casusluk, Fuhuş ve Şantaj" dosyasını sunan savcının, aynı dosyayı mahkemeden 3 gün önce geri çektiğini?
 
Peki gündemde "Poyrazköy'de silah bulundu" olarak servis edilen haberlerde geçen alanın içinde şüpheli bulunup durdurulan araçtan "Amerikan Konsolosluğu'nda çalışan" iki kişinin çıktığını?
 
Hukuki yetkiyle evi aranan kişinin el koyulacak dijital materyalinin imajı alınıp kopyası teslim edilir.
 
Bu talepte bulunan askerlere "Emniyet teşkilatımıza güveneceksiniz. Hem hapse girip çıkmak Türklerde erkekliğin şanındandır." dendiğini, yani bu kişilerin zaten yargılanmadan infaz edildiğini?
 
Tüm askeri darbelerin eline su dökemeyeceği bir sivil darbe yaşıyoruz.
 
Ve birileri bunu görmeyip, hatta görüp alkış tutup, bir kere bile yerinde izlemediği, iddianamesini okumadığı dava hakkında sırf askerlere yönelik dava olduğundan,
 
bu dava da "sadece hukuk isteyen" herkesi "DARBECİ" olmakla suçluyor.
 
Hem de utanmadan, sıkılmadan!
 
Tüm dünyada devletlerin ordusu vardır. Fakat Türkiye, ordusunun devletidir. Ordusu Kuvayi Milliye'dir. Burada NATO güdümüne girmiş bir ordunun mili olduğunu savunacak değilim. Mesele, kendi çocuğunu davul zurna ile askere gönderen, evladı şehit olduğunda "bir oğlum daha var, O'nu da veririm" denebilecek kadar içselleştirilmiş bir kurumun itibarsızlaştırılması.
 
Dünyanın herhangi bir yerinde "asker millet" denen başka bir ulus var mıdır?
 
Bu militarizm değildir. Çünkü bu Ulus'un askerliği; toprağına, namusuna, huzuruna göz diken emperyalizme ve onun uşaklarına karşıdır.
 
Daha da fazla uzatmaya gerek yok.
 
9 Ekim, Ankara.
 
Balyoz davasının temyiz sonuçlarının açıklanacağı gün.
 
Artık iki taraf var. Ve bu iki taraftan olan, olmuş olan kişilerin birer cümlesi:
 
"Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
 
“AKP ile anlaşarak TSK’yı kafesledik.”
Henri Barkey (CIA’nın Türkiye uzmanı)
 
Seçim sizin.
 
Bu arada, tepeden tırnağa hukuksuzluk barındırılan bu süreçte sırf kendisine ya da kendinden görmediği kesimlere yapılan haksızlığa susanlara Bertolt Brecht'in şiirini hatırlatmakta fayda var:
 
“Önce sosyalistleri topladılar; sesimi çıkarmadım. Çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar; sesimi çıkarmadım. Çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar; sesimi çıkarmadım. Çünkü Yahudi değildim...
Sonra beni almaya geldiler... Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”
 
Seçim sizin!..
 
Misilleme | SANSURSUZHABER.COM

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com