“ABD’de Türkiye aleyhinde konuşulmaya başlandı”

“ABD’de Türkiye aleyhinde konuşulmaya başlandı”
Yakın zamandaki uluslararası dinleme iddialarının skandal boyuta ulaşması ile başı derde giren ABD'yi de dinleyen-izleyen biri var!Hürriyet Gazetesi Washington Temsilcisi Tolga TANIŞ...

RÖPORTAJ | SANSURSUZHABER.COM
Kemal KURUMAHMUT | kemal@sansursuzhaber.com

Tolga Tanış, ABD'den aktardığı kulisler ve yaptığı analizler ile adından bahsettiren başarılı bir gazeteci.

AKP Hükümeti dış siyasette geliştirdiği 'sıfır sorun politikası' ile hiç de örtüşmeyen bir durumun içerisinde. Hareketli Ortadoğu atmosferinde ABD-Türkiye ilişkileri de yoğunluğunu koruyor. ABD önemli bir müttefik olarak gördüğü Türkiye'yi yakından takip ediyor.

Tanış'a; telekulak skandalından Suriye'ye, NATO'dan El Kaide'ye kadar farklı konularda bir çok sorumuz oldu. ABD'yi iyi bilen Tolga Tanış, SANSURSUZHABER.COM'un tüm sorularını içtenlikle yanıtladı.

“DAVUTOĞLU ÖNERİLERİ DİKKATE ALMIYOR”

1) ABD ve Batı kamuoyunda 'Türk Dışişleri’ni MİT yönetiyor' algısı olduğu söyleniyor. Sizin gözlem ve yorumunuz nedir?

MİT’in Türk dış politikasında her geçen gün daha etkili olduğu algısı var. MİT’in Hakan Fidan dolayısıyla Başbakan nezdindeki ağırlığı, Başbakan’ın dış politikadaki yönlendirme isteğine paralel olarak artıyor. Bu doğru. Ama Dışişleri Bakanlığı’nı yönetiyor gibi bir izlenim olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine mevcut Türk Dışişleri Bakanı Cumhuriyet tarihinin gördüğü en etkin bakanlardan biri. Sorun da biraz bu belki. Dışişleri kadrolarının oluşturduğu politika önerilerini yeterince dikkate almayacak kadar baskın bir bakan. Bugün Dışişleri’nin genç kadrolarının kendilerini değersiz hissetmelerine neden olacak kadar karar süreçlerini kendi yakın çevresiyle yürüten biri. Hal böyleyken, kimse Dışişleri’ni MİT yönetiyor diyemez.
 
“ABD’DE TÜRKİYE ALEYHİNDE KONUŞULMAYA BAŞLANDI”

2) ABD daha önce bu tarz operasyonel denilebilecek haberleri başka ülkelerdeki yetkililerle ilgili de yapmış mıydı, sonuçları ne olmuştu?

Ben WSJ haberi ve David Ignatius yazılarının bir operasyon olduğu fikrinin baştan kabul edilip sürecin öyle yorumlanmasına karşıyım. WSJ, içinde Fidan’ın da olduğu üçlü portre dizisi için Mayıs’tan beri çalışıyordu. Ki haberde imzası bulunan Adam Entous da tartışmasız kentin en iyi ulusal güvenlik muhabirlerinden biridir. Daha geçen hafta Obama Yönetimi’nin NSA skandalı için bağımsız bir inceleme komisyonu kurduğunu patlattı. Yakında Pulitzer kazanırsa kimse şaşırmasın. Yani ortada sırf mesaj vermek için yoktan var edilmiş bir haber olması söz konusu değil. Ama o haberde konuşan ABD’li yetkililer, Obama döneminde Türkiye aleyhine ilk kez konuşulmaya başlandığını gösteriyor. Mavi Marmara ve BM’deki İran oylamalarının olduğu 2010’da da Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon AP’ye bir mülakat verip Türkiye’ye sert mesajlar vermişti. Türkiye’den Batı’ya bağlılığını kanıtlamasını istemişti. Ama o beyanat ismiyle cismiyle çıktı. Nitekim aynı yılın Aralık ayında da Obama Hürriyet’e bir mülakat verip ilişkilerde bahar havasına girildiğini haber verdi. İki yıl öyle de devam etti. Fakat şimdi isim vermeden konuşuyorlar. Washington’da bel altı vurmak istediğin zaman böyle yaparsın. Ben bunun Obama’nın başkan olduğu son beş yıl içinde ilk kez yaşandığını düşünüyorum.
 
“GAZETECİLER SIRF ‘MİLLİ OLMAK’ İÇİN FİDAN’I KORUYACAKLAR MI?”

3) AKP Hükümetine yakın kalemler Batı medyasındaki eleştirel haberlere karşı ‘milli duruş’ diyerek savunma refleksi gösterdiler. Duruşumuz gerçekten ‘milli’ mi?

Ben gazetecilikte milli duruş nedir inanın bilmiyorum. Benim bu mesleği yaparken bağlı olduğum ölçüler, barışa katkı sağlamak ve bireylerin haklarını savunmaktır. Eğer Türkiye Hükümeti’nin menfaatlerinin nereden geçtiğine dair bir yorumda bulunuyorsam da, bu benim Türkiye’deki okuyuculara olan sorumluluğumdan kaynaklanır. Onların ödedikleri vergilerin doğru yönde kullanılıp kullanılmadığını denetleme görevimden. Elbette başta bahsettiğim barış ve birey hakları perspektifinden. Bunun dışında kast ettikleri milli olmak nedir, vatansever olmak nedir bilmiyorum. Türkiye’de devletin işlediği suçlara gazetecilerin geçmişte vatanseverlik adına nasıl göz yumduklarını hatırlarsak, bu hiç de iyi bir çizgi değil. Mesela Fidan’ın liderliğindeki Türk istihbaratının işleri bölgede barışa katkı sağlamaktan uzak bir noktada olursa da, sırf milli olmak için Fidan’ı koruyacaklar mıymış? Eleştirmeyecekler miymiş?

4) Hakan Fidan için ‘ünlü istihbarat şefi olur mu?’ eleştirileri yapıldı. Batıda bu işler nasıl yürüyor?

Ünlü olup olmamak Fidan’ın elinde bir durum mudur emin değilim. Çünkü Türkiye’nin etkinliği arttıkça ister istemez Fidan hakkında haberler yapılacaktır. Bunu engelleyemez. Ama Fidan’ın göz önünde bir istihbarat şefi oldu doğru. Örneğin Mayıs’ta Başbakan Washington’a geldiğinde biz bir akşam 20 gazeteci bir aradayken restorana girip masamıza oturdu. Bunu yazdım da.
 
RICCIARDONE, HAKAN FİDAN’I NİYE ÖPTÜ?

5) ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Hakan Fidan için “Hakan Fidan sadık, yetenekli, yeterli ve kararlı bir üst düzey Türk bürokratı. Onunla çalışmak benim için ayrıcalık ve keyif" dedi. Büyükelçinin Kullandığı ‘sadık’ sıfatını nasıl okumak lazım?

İstihbaratta sadakat en önemli vasıflardan biridir. Çok sık kullanırlar. Hatta eski bir CIA ajanı bana, CIA görevlilerinin sadakatleri eksilmesin diye bir şehirde en fazla 3 yıl görev alabildiklerini söylemişti. Ricciardone’nin de o sözcüğü terminolojiye hakim biri olarak kullandığı sanıyorum. Ricciardone çok tecrübeli biri bana kalırsa. Bu tür konularda hata yapmaz.
#Sayfa#
“HÜKÜMETLER MAHREMİYETİMİZE BERABER TECAVÜZ EDİYORLAR”

6) Almanya, Brezilya ve şimdi Fransa, ABD’nin dinleme iddialarına karşı tedbir-yaptırım arayışındalar. Bunun için BM’de ABD’nin telekulak faaliyetlerine yönelik bir çalışma başlattılar. Bu ‘kocakulak krizi’ büyür mü? ABD’ye neye mal olur?

Evet büyüyecek. Glenn Greenwald, yeni medya grubunun kuruluş sürecini tamamlayıncaya kadar elindeki Snowden belgelerini peyderpey yayınlayacak ve ABD’nin başı daha da ağrıyacak. Ancak ilerleyen dönemlerde ben başka ülkelerin ABD’yle yaptıkları istihbarat işbirliklerinin de bu belgelerin bir kısmıyla ortaya çıkacağına inanıyorum.  O zaman da tartışma başka bir noktaya kayacak. Asıl sorun şu. Bireyler olarak mahremiyetimiz hiçbir merci tarafından korunmuyor. Ve hükümetler işlerine öyle geldiği için aralarında anlaşıp mahremiyetimize beraber tecavüz ediyorlar. Amerika’sı, Çin’i, Rusya’sı, Türkiye’si hepsi birden.

7) İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Ruhani’ye bakış nasıl. Gerçekten İran-ABD ilişkileri düzelebilir mi? Bunun Türkiye’ye etkisi ne olur?

İki farklı bakış var. Biri “İran’a asla güvenemezsiniz, Amerika’yı kandıracak” diyenler. Ya da “Obama’nın İran’la yapacağı anlaşmaya güvenmiyorum, İranlılara çok fazla taviz verecek” diyenler. Bunlar İsrail’e yakın çevreler. İkincisi de “Neden olmasın, belki barış doğar” diyenler. Ben bölge barışına katkı sağlayacak ikinci grubun haklı çıkmasını temenni ediyorum. Türkiye şimdi Suriye’de girdiği angajman yüzünden bu olayda da ters köşe oldu ama uzun dönemde böyle bir uzlaşma bence Türkiye’nin istikrarına da katkı sağlar.
 
“FÜZE ANLAŞMASINI BENDEN SONRAKİ BAŞBAKANLA YAPARSINIZ”

8) Çin füzesi konusunda özellikle ABD ve NATO endişelerini dile getiriyor. Hükümet ‘karışma bende’ tavrında ısrar ediyor. NATO bu konuda bir yaptırıma başvurabilir mi? Yoksa ‘tek başınıza kullanırsınız’ demeye devam mı ederler?

NATO, “Tek başınıza kullanırsınız” çıkışını gayrı resmi kanallardan iletti zaten. Ama bunun ötesinde başka bir yaptırım olmaz. NATO’nun tek Müslüman ülkesini izole etme hatasına düşmezler. Ama ben bu olayda doğru bir strateji izlediğine inandığım hükümetin bu kararın arkasında durup duramayacağından emin değilim. Öyle açıklamalar okuyorum ki… Başbakan Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçimine kadar ilave teklifler vesaire ile bu konuyu sürüncemede bırakıp kendini korumaya alacak sonra da “Anlaşmayı benden sonraki başbakanla yaparsınız” deyip ortadan çekilecektir diye düşünmeye başladım. Unutmayın, kararı verecek olan icra komitesinin başkanı Başbakan, Cumhurbaşkanı’nın bir yetkisi yok.

9) CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, “Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye’yi El-Kaide’nin çiftliği haline getirdi” demişti. Sizce abartılı bir yorum mu, algımız bu tehlikeli boyutta mı?

Ahmet Davutoğlu’nun El Kaide bağlantılı gruplar konusunda çok hatası oldu. Şimdi bakıyorum, Suriye’deki cihatçıların hepsi Irak’taki hapishaneden kaçanlardan oluşuyormuş gibi konuşup herkesi buna inandırmaya çalışıyor. Hayır öyle değil. Oraya Türk Hava Yolları’yla Türkiye’ye inip geçen yüzlerce cihatçı var ve bunlar konusunda müttefiklerin Türkiye’yi düzenli biçimde haberdar ettiği artık biliniyor. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki El Kaide de monolitik bir yapı değil. El Nusra mesela şimdi El Kaide çatısı altında ama öteki El Kaide örgütü ISIS’ten farklılar. Türk Hükümeti’nin de ISIS’le bildiğim hiçbir bağlantısı yok. ISIS’in kontrol ettiği Kilis’in karşısındaki Azez’de Türk yardım kuruluşu İHH’nın etkin olduğunu biliyorum. Kendi kaynaklarımdan epey soruşturdum. Ama somut bir ilişki görmedim.
 
“ABD-TALİBAN MÜZAKERESİ İSTANBUL’DA OLABİLİR”

10) CHP Milletvekili Atilla Kart 24 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında, “El Kaide’nin finansörü olduğu yönünde kuvvetli bilgiler bulunan Yasin El Kadı yasaklı olduğu bir dönemde Başbakanlık makamına ve MİT makamına nasıl girer, çıkar?” diyerek cevap alınamayan eski bir soruyu hatırlattı. Türkiye’nin adının uluslararası terör örgütleri ile sık sık birlikte anılması ABD’den nasıl okunuyor?

Türkiye’nin adının sık sık terör örgütleriyle anılması gibi bir durum olduğunu düşünmüyorum. Bu imajın oluşmasına katkı sağlayanlar, Türkiye’nin Hamas’la olan ilişkisinden rahatsız olan İsrail çevreleri Halbuki Türkiye’nin Hamas üzerindeki etkisinin aynı zamanda barışa katkı sağlayacak bir etki olabileceğini kabul etseler bir çözüm yolu bulunabilir. Şimdi bakın Amerikalılar Taliban’la uzlaşmaya çalışıyorlar ama Katar başarısızlığından sonra nerede kimin ev sahipliğinde toplanılacağını bulamıyorlar. Taliban müzakeresinin de dönüp dolaşıp geleceği yer İstanbul olursa umarım bu yaygara yine artmaz. Bu ilişkilerin kurulmasına karşı çıkanlar barış için nasıl bir alternatif geliştirdiklerini de açıklamak zorundadır.
 
“SURİYE HEZİMETİNİN SORUMLUSU TÜRK HÜKÜMETİDİR”

11) Herhalde Suriye’de izlediğimiz dış politika hezimetle sonuçlandı demek yanlış olmaz. Bunda ABD’nin payı nedir?

Elbette Türkiye’nin Suriye politikası bir hezimettir. Bunun sorumlusu da Türk Hükümeti’dir. Amerikalılar Suriye’de çok hata yaptı. Muhalefete verdikleri destekle önce iç savaşı körüklediler, Türkiye’yi öne atıp sonra çekildiler, işleri daha da çetrefilli hale soktular vesaire. Ama ben bir Türk gazeteci olarak gidip bu yüzden Amerika’yı mı suçlayayım. Türkiye’nin yanlış Suriye politikasının sorumlusu Türk Hükümeti’dir ve eğer Washington’dan yanlış sinyaller aldıysa bunu hesap edememiş olmak da onun sorumluluğudur.

12) ABD Partiler Üstü Politika Merkezi'nin "ABD’nin Türkiye Politikasını Yeniden Biçimlendirmek" başlıklı raporunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok kapsamlı bir rapor ama o raporu hazırlayanların görüşleri ve çizgileri biliniyor. Yönetim Gezi’den beri Türkiye’yle arasına mesafe koymuşken, Yönetim’in adamları gazetelere Türkiye’yi eleştiren isimsiz demeçler veriyorlarken, yazılan hiçbir rapor bu fiili durumdan daha önemli olamaz.

RÖPORTAJ | SANSURSUZHABER.COM

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com