ADD Müslüm Gürses’i andı

ADD Müslüm Gürses’i andı
ADD, Türk Müziği hakkında açıklamada bulunurken Müslüm Gürses'i de unutmadı.
Atatürkçü Düşünce Derneği, internet sitesinde yaptığı açıklamada Müslüm Gürses’i anarken Türk Müziği’ne değindi.
 
Türk Müziği’nin dramını arzın talebi olarak nitelendiren Atatürkçü Düşünce Derneği Türk Müziği hakkında değerlendirmelerde bulundu.
İşte o açıklama.
 
TÜRK MÜZİĞİNİN DRAMI
 
Ünlü besteci Johann Strauss’ın bir tek Mavi Tuna’sı ile insanlığa yetmiş bin doktordan daha çok hizmet ettiği söylenir. Kuşkusuz bu kavrayışa ulaşanlar, çağdaş bir ulusal kültür için güzel sanatların vazgeçilmez değerini bilenlerdir. Yalnızca dar teknik bilgilerle başarılı doktor, mühendis, yönetici, bilim adamı olunamayacağını anlayandır.
 
Sanat, yani güzellik duyu ve becerisi, eskilerin “mütenasip” sözcüğü ile anlattıkları ölçü, orantı üzerine dayalıdır. Böylece insanlarda “ölçülü” olma duyu ve beğenisinin oluşup güçlenmesini sağlar. Güldürü ya da ağlatı biçimlerinde bile sanat, aslında ölçünün, orantının önem ve değerini vurgulamaktadır. Shakespeare toplumu bir çalgıya benzetirken, ölçü ve orantının sanat için de, toplum için de gereğini vurgulamaktadır:
“Şu çalgıdan ölçüyü, uyumu kaldırın bir, Görürsünüz o zaman kopacak gürültüyü!”
Ölçülerin değiştiği ve değişeceği açıktır, ama ilerleme ve gelişme ölçüsüzlük demek değildir. Sanatı “folklor”den ayırmak da büyük önem taşır. Folklor, “halk bilgi ve becerileri” demektir. Sanat ise uzmanca ve dizgesel bir yetişmeden geçmiş, tarihsel ve uluslararası karşılaştırmalar yaparak dalının türlü anlatım yol ve içeriklerini incelemiş kişilerin insan duygu ve düşüncelerini anlatıma kavuşturan yaratılara verilen addır. Kültürel çağdaşlaşma, folklor düzeyinden sanat düzeyine yükselme başarısı demektir. Müzik, türlü insan duygu ve düşüncelerinin, toplum ve doğa olaylarının, sesler dünyasının olanaklarıyla, insanları yakından ilgilendirip derinden etkileyecek biçimde anlatıma kavuşturulması demektir. Müziğin özellikle son 50 yıldan beri oluşan koşullarda, başka iletişim yollarına oranla çok daha büyük bir etkileme olanağı doğmuş bulunuyor. Ses kayıt ve yayın uygulamadaki (teknolojisindeki) büyük ilerlemeler dolayısıyla müzik, söz ve yazıdan daha etkin biçimde insanlara ulaşabilmektedir. Özellikle de çalışma yaşamının, siyasal yaşamın insanlar arası ilişkilerin bilinen gerilimleri ve her gün ırmaklar gibi akıtılan propaganda yayınları karşısında, insanlar çoğu kez bir paragraflık bir yazıyı, birkaç dakikalık bir ciddi konuşmayı bile katlanılmaz bulmakta ve hemen müziğe sığınmaktadırlar.
 
Toplumsal Ve Kültürel Yozlaşma
 
Böylesine büyük önem taşımasına karşın, Türkiye’de müziğin son 50 yıldan beri artan ölçüde yüzüstü bırakılması, ancak bir toplumsal ve kültürel yozlaşma ortamıyla açıklanabilir kanısındayım. Bilindiği gibi Konfüçyüs’ten beri “Bir toplumda müzik bozulmuşsa, orada pek çok şey bozuk demektir.” gözlemi yapılır. Montesquieu’nün de ‘bir toplumda yenilikleri benimseme yeteneğinin ölçüsü, müzikte yenileşmeyi benimseme yeteneğinde belli olur’ dediği bilinmektedir. Türk müziğinin çağımız koşulları içinde varlığından söz edebilmesi için, bu alanın da düzenli yetişmeden geçmiş, ulusal ve uluslararası düzlemde, dünü ve bugünü ile karşılaştırmalı incelemeler yapmış, sesler dünyasının türlü insan duygu ve düşüncelerini anlatıma kavuşturmadaki göreli olanaklarını tanımış, gerçek müzik sanatçılarının yönlendirmesine kavuşturulması zorunludur. Bu olmadığı için müzik diye ortaya sürülen şeyler, çoğunlukla ulaşılamayan sevgilinin al yanağı, gül dudağını, aygın-baygın bakışını, yazgı diye sunulan derdi, üzüntüyü, haksızlık ve yoksulluğu sözüm ona anlatan, yine çoğu Doğu ya da Batı’dan aktarma uydurma parçalar olmaktadır. Oysa insan duygu ve düşünceleri bunlardan ibaret değildir.

Bu sözde müziğin özellikle cinselliğe batmış olması karşısında, cinselliğin olağan insan yaşamının doğal bir parçası olmakla birlikte tümü olmadığını, tersine yüzde üçü, bilemediniz yüzde beşinden daha büyük yer tutmadığını haykırmak gerekiyor. Anne, baba, arkadaş ve insan sevgisini, doğa sevgisini, güneşi, ayı, denizi, dağı, bilgeliği, adaleti, yiğitliği, barışı ve bunların karşıtlarını, sesler dünyasının olanaklarıyla anlatamayan bir toplumun “müzik sanatına” sahip olduğu söylenebilir mi? Örneğin sinema ve benzeri görsel sanat ürünlerinde bir sevinç ya da korku heyecanını, bir gerilim durumunu, bir kovalamacayı, bir yardımlaşmayı izleyiciye daha iyi duyurabilmek için, dahası herhangi bir TV ve radyo programının tanıtım parçasını oluştururken bile hemen Batı Müziği denilen çok sesli müzik parçalarına başvurmak zorunda kalınması, ulusal kültür ve ulusal sanat üzerine söylev çekenleri düşündürmeli, değil mi? Atatürk bu konuda hem gerçeklere doğrulukla bağlı, hem de açık yürekli uyarılarda bulunmuştur. Aydınların halk dalkavukluğu yapmamaları, uluslarının çağın uygarlığının en önünde yer alabilmesi için eksik ve yanlışlarını belirtmekten geri kalmamaları, ama önerilerini kendi ulusal kültürümüzün kalıcı, evrensel değerlerinden çıkarmaları, böylece somut örneklerle ilerlemenin ne olduğunu, nasıl gerçekleşebileceğini göstermeleri gerektiğini vurgulamıştır:
 
GERİCİLİĞİN ÇELMELERİ MÜZİĞİMİZİ DE YOZLAŞTIRDI!
 
Ne yazık ki 1950'lerle birlikte müziğimiz, gerekçesiz olarak “Türk müziği çok sesli olmaz!” diye tutturan dayatmacı bir siyasal ve yönetsel hoşgörüsüzlüğün baskısı altına sokulmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı, yukarda belirtilen niteliklerde müzik öğretmenleri yetiştirme ve her düzeydeki okulları yeterli müzik öğretmeni ve araç-gereçleriyle donatma görevini artan bir ölçüde savsaklamıştır. Atatürk döneminden kalan konservatuar, opera, orkestra, bale kuruluşları gereğince desteklenip özendirilmemiştir. Halkevlerinin kapatılması, halk kitlelerine gerçek sanatsal seğ-beğeni kazandırma amacından vazgeçildiğinin göstergesi olmuştur. Bu gericilik yolunun bizi getirdiği nokta, kimlere “Sanat güneşi” denildiğine, kimlere “Devlet sanatçısı” sanı verildiğine bakılarak anlaşılabilir. Bu özensizlik, ulusumuz için uygar insanlık karşısında müzik alanında yüzümüzü ağartıcı sayılabilir mi? (AAE)
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mersin Festivali'nde Zeki Müren şarkıları söylendi20 Mayıs 2015 Çarşamba 13:38
  • Adana'da Yeni Türkü rüzgarı20 Mayıs 2015 Çarşamba 01:43
  • Türkan Saylan 5. Sanat ve Bilim Ödülleri sahiplerini buldu19 Mayıs 2015 Salı 18:28
  • Samsun'da Karadeniz Kitap Fuarı açıldı18 Mayıs 2015 Pazartesi 15:23
  • Kubat ve Folklorama büyüledi17 Mayıs 2015 Pazar 20:28
  • Gaziantep'te Mustafa Ceceli konseri17 Mayıs 2015 Pazar 20:13
  • Dünya Bale Yıldızları büyüledi16 Mayıs 2015 Cumartesi 13:48
  • Kocaeli Kitap Fuarı açıldı16 Mayıs 2015 Cumartesi 13:13
  • Prof. Dr. Berki: Estetik beğeni değeri yüksek bireyler yetiştirmemiz gerekiyor16 Mayıs 2015 Cumartesi 13:08
  • Adıyaman’da 'Kitap Günleri’16 Mayıs 2015 Cumartesi 12:48
  • Çok Okunanlar
      Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
      Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
      E-Posta: info@sansursuzhaber.com