Ahmet Tezcan'dan Bomba İddialar!

Ahmet Tezcan'dan Bomba İddialar!
Birilerinin ortaya çıkıp mertçe konuşması gerekiyor..

Kaldığımız yerden devam.

Hani şu Aydın Doğan'ın, Yeni Şafak patronlarına “Ya ben yıkılacaktım ya hükümet, düğmeye bastım, hükümeti yıktım” dediği eski günlerin hatıralarına dönelim yeniden.

Bir iş adamı dostumda kalmıştık. Atina'da işadamlarının toplantısından söz eden dostumda.

Anlattığı şuydu:

Atina'daki toplantılar sırasında dönemin “Medya İmparatoru” Aydın Doğan, ikinci büyük medya patronu Dinç Bilgin ve her dönem iş dünyasının imparatoru sayılan Rahmi Koç bir özel görüşme yaparlar.

Görüşmenin konusu; Refah-Yol hükümetinin nasıl yıkılacağı, yerine Mesut Yılmaz hükümetinin nasıl dizayn edileceğidir.

Ancak farketmedikleri bir şey vardır. Görüştükleri yerde açık kalmış bir ses kayıt cihazı. O cihaz her kiminse kaydedilen bu konuşmanın kaseti Kanal 7'ye götürülür, satılır ve Doğan Grubu ile Kanal 7 Savaşı bıçak gibi kesilir.

Kasetin götürüldüğü kişi, Kanal 7 Haber Müdürü Ahmet Hakan'dır.

***

Bu bilgi şayet doğru ise; İskele Sancak programında Ahmet Hakan ve Ertuğrul Özkök'ün karşılıklı güzellemeleri, Kanal 7 ve Doğan Grubu arasındaki barışı ve Koç Grubundan reklam alamayan Kanal 7'ye reklam akışı “anlamlı” hale geliyordu.

İşadamı arkadaşımın duyumunu doğrulatmak için o günlerde Kanal 7 Haber Müdürü olan Ahmet Hakan'ı odasında ziyaret ettim, duyduğumu anlattım ve şayet varsa o kasetin bir kopyasını almak istediğimi söyledim. Ahmet Hakan güldü:

“O kaset satın alınmadı!” dedi. “Para falan verilmedi. O kaseti ben ele geçirdim. Orjinali bende ama kusura bakma abi veremem!”

Daha sonra görüştüğüm Kanal 7 yöneticileri ise “Yok öyle bir kaset, Ahmet Hakan sana hava atmış!” dediler yahut öyle demeyi münasip gördüler.

Kaset duyumunu aldığım dostum güven konusunda hiç bir zaman beni şaşırtmadı.

Ahmet Hakan'ın “Kaseti ben ele geçirdim” sözü doğru muydu, gerçekten hava atmak için mi öyle söylemişti?

Kanal 7 yöneticileri yeni bir savaş başlamasın diye mi beni savuşturmuşlardı?

Bilemiyorum.

Ancak yaşananlar, hatta bugün yeni yeni ortaya çıkan gerçekler, Atina Konuşması'nın ve kaydının varlığını doğrular nitelikte.

***

Bugüne dönelim.

Refah-Yol hükümetinde Tansu Çiller'e danışmanlık yapan Şükrü Karaca ve Hüseyin Kocabıyık'ın, kaydı ve metni http://www.kozmikoda.tv adresinde bulunan, TRTHaber kanalındaki Kozmik Oda programında gazeteci Rıdvan Memi'ye anlattıklarını hatırlayın.

Bunun üzerine; bugün Boyner yönetimindeki TUSİAD'ın Yeni Anayasa Taslağı'nı açıklamasından hemen sonra, Mehmet Ali Birand'ın Posta Gazetesi'nde kaleme aldığı “TUSİAD Darbeci Geçmişini Temizliyor” başlıklı yazısını okuyun. ( http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=17356482&yazarid=69&tarih=2011-03-24 )

Ve düşünün...

Mehmet Ali Birand'ın yazısının Koç yönetimindeki TUSİAD'ı kastettiği son derece açıktır.

Aynı günlerde Habertürk Televizyonu'nda Ece Üner'in yönettiği bir tartışmada, bugün CHP milletvekili aday adayı olan Hürriyet eski Yazarı Oktay Ekşi, gazeteci Nagehan Alçı'ya alaylı bir tonda “Bakıyorum her şeyi biliyorsunuz hanımefendi. Şu Ergenekon Örgütü'nün 1 Numarası kimmiş onu da açıklayın biz de öğrenelim!” dedi. Oktay Ekşi'ye cevap, programın bir başka tartışmacısından, Önder Aytaç'dan geldi.

Aytaç “Sayın Oktay Ekşi, 1 numarayı merak ediyorsa koç gibi adamlara baksın!” deyiverdi.

Programı yöneten Ece Üner, Aytaç'tan hemen sonra Oktay Ekşi'ye döndüğünde, yüzü allak bulak olan Ekşi yarım yamalak zoraki bir gülümseme ile tek cümle söyleyebildi.

“Ben ne söylüyorum, Önder Bey ne söylüyor, ne diyeyim ben buna!”

***

Bütün bunlardan sonra hepsini bir araya toplayıp düşünüyorum:

Atinadaki Özel Görüşme Kaydı gerçekten var mıydı ve Ahmet Hakan'a satılmış mıydı?

Ahmet Hakan'nın “Var, orjinali bende” dediği kaset, pazarlık konusu edilmiş miydi?

O kaset var idiyse şayet, pazarlık konusu edilmeyip yayınlanmış ve patronların hükümet yıkma planları deşifre edilmiş olsaydı, 28 Şubat Süreci ne olurdu?

Hükümet yine de yıkılır mıydı?

Bugünlere nasıl gelmiş olurduk?

Bugün nasıl bir Türkiye olurdu?

Bilmiyorum.

Bildiğim tek şey, birilerinin ortaya çıkıp her şeyi göze alarak olanı olduğu gibi anlatması, itiraf gerekiyorsa itiraf etmesi, özür dilemesi gerekiyorsa özür dilemesi gerektiğidir.

Üzgünüm Leyla!


Ahmet Tezcan

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com