Anayasa Mahkemesi'nin 50. yılı

Anayasa Mahkemesi'nin 50. yılı
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, ''Siyasi önderler ve gücü elinde tutanlar savaş dilini değil barış dilini tercih ederek, kalplerin yumuşamasına katkı sunmalıdır. Zira gücü elinde tutanlar, sevgi ve merhamet duygularını içinde barındıran ana yürekli

Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin 50. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, 12 Eylül 2010'da yapılan referandumla kabul edilen anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesi'nin yapısında ve görev alanında önemli değişiklikler yapıldığını belirtti.

Buna göre bireylerin Anayasa Mahkemesi'ne şikayette bulunabileceklerini hatırlatan Kılıç, bu şikayetleri incelemek ve sonuçlandırmak üzere mahkeme bünyesinde iki bölüm oluşturulduğunu ve bölümlerin 23 Eylül 2012'den itibaren başvuruları kabul etmeye başlayacağını bildirdi.

Hak ihlaline uğrayanların umut ve beklentilerini artıran bu olağanüstü kanun yolunun işlerlik kazanması için hazırlıkların hızla devam ettiğini kaydeden Kılıç, bu konuda yapılan çalışmaları anlattı.

''Boşluklar iç tüzük ve içtihatlarla şekillenecek''

Kılıç, ''Türk hukuk sistemine ilk defa giren bireysel başvuru gibi önemli bir hak arama yolunun, bütün ayrıntılarıyla yasal bir düzenlemeye bağlı tutulmasının zorluğu açıktır. Ayrıntıların ve uygulama aşamasında oluşacak bazı boşlukların mahkemenin iç tüzüğü ve içtihatlarıyla şekilleneceğinin kabulü gerekir'' dedi.

Bireysel başvurunun etkin bir denetim yolu haline gelmedikçe hukuk dünyası tarafından kabul görmeyeceğinin bilincinde olduklarını söyleyen Kılıç, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve AİHM'nin bugüne kadar verdiği kararlarla Türkiye Anayasası'nda bunlara denk düşen temel hak ve özgürlükler arasında öz yönünden uyum sağlanma zorunluluğunun önemine işaret etti.
Kılıç, ''Anayasa Mahkemesi'nin etkin bir denetim yapabilme konusundaki başarısının ancak adli, idari ve askeri yargı alanında yapılacak yargı reformlarıyla yakından ilgili olduğunu vurgulamadan geçemeyeceğim. Türk yargı sisteminde yıllardır oluşmuş tıkanıklıklar giderilmedikçe adil yargılanma konusunda bireysel başvuru yolunun başarı şansının oldukça düşük olduğunu üzülerek belirtmek zorundayım'' diye konuştu.

''Hukuk şölenine dönüştürmek istiyoruz''

Kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumun konusunu dünyadaki hak ve özgürlük hareketlerine ayırdıklarını söyleyen Kılıç, sempozyumu bu alanda yaşanan sorunlara çözüm üretecek bir hukuk şölenine dönüştürmek istediklerini dile getirdi.
Bu bağlamda sempozyum konusuna da uygun olarak hak ve özgürlükler üzerinde ciddi bir tehdit oluşturan ''birikmiş öfke ve nefret duygularının'' altını çizmek istediğini vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:

''İnsanlığın varoluşundan itibaren bireysel, toplumsal ve küresel öfke birikiminin olduğu bir gerçektir. Bu birikim bazen yükselerek bazen de makul ölçüler içerisinde kalarak hayatımızın bir parçası olmuştur. Çoğu zaman nefrete de dönüşebilen bu öfkeye ırk, dil, din, renk, mezhep, ideoloji, her türlü ayrımcılık ve adaletsiz gelir dağılımının kaynaklık ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Saydığımız kaynakların beslediği öfke insanlığın varoluşunun gerekçesi olan temel hak ve özgürlüklerimiz için her zaman tehdit unsuru olmuştur. Bunlara dayalı hak ve özgürlük ihlalleri, dünyanın birincil sorunu olmaya devam etmektedir. İşte bugün söz konusu ihlallerin geldiği noktayı konuşmak, çözüm projeleri sunmak ve belirtilen sorunla doğrudan ilgili olan dünyadaki anayasa mahkemelerinin rolünü görüşmek üzere mahkememizin 50. kuruluş yıl dönümünün bize verdiği eşsiz fırsattan faydalanmak istiyoruz. Dünya barışının buradan çıkacak mesajlara ihtiyacı vardır.''

''İnsani ve ahlaki değerlerin destek vermediği kurallar...''

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, insani ve ahlaki değerlerin destek vermediği kuralların sorun çözme şansının oldukça düşük olduğunu belirterek, kuralların sorun çıktıktan sonraki aşamada gösterdiği etkinin onarıcı niteliği olsa da yetersiz kaldığını kaydetti.
Önleyici ve caydırıcı bir alan yaratmak için sevgi ikliminde gelişen, insani ve ahlaki değerlerin yardımının kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Kılıç, şöyle konuştu:

''Hak ihlalleri bireylerin önce vicdanlarında sessiz bir devrime sebep olmakta, sonra da meydanlarda eyleme dönüşerek seslendirilmektedir. İşkenceye uğramış insanların onur sesine, bizlerin de hep beraber insan onurunu koruyan kararlarımızla cevap vermemiz gerekir. Doğuştan sahip olduğumuz ve insanoğlunun en değerli varlığı olarak tanımlanan insanlık onurunu güvence altına alan anayasalar ve yargı organları, bu değeri koruyabildikleri ölçüde ölümsüzleşiyorlar. Bireyin sadece kendisinin ya da ait olduğu topluluğun hak ve özgürlüklerini savunduğu bir düzeni, demokratik sistem adıyla ifade edemeyiz. Hür türlü farklılıkların birlikte yaşama iradesini ancak başkalarının haklarını savunan onurlu insanlar hayata geçirebilir. 'Söylediklerinize katılmıyorum ancak ifade özgürlüğünüzü ölünceye kadar savunacağım' diyen Voltaire, tarihte bu çağrıya en özlü karşılığı veren büyük eylemcilerden biridir.''

Yunus Emre'den örnek

Başkan Kılıç, bireyin hayatını anlamlı kılan, ona yaşama sevinci veren düşünceyi ifade etme özgürlüğüyle din ve vicdan özgürlüğünü dışarıya yansıtmadan bireyin iç dünyasında kalması gerektiğine indirgeyen anlayışların toplumda hiçbir zaman kabul görmediğini söyledi.

İnsanlık tarihinin, bu iki özgürlüğün yaşam hakkından bile önce geldiğini belgeleyen olaylarla dolu olduğuna işaret eden Kılıç, ''Sözünün engellenmesini ölümle eş tutan büyük düşünür ve gönül ereni Yunus Emre de 'Behey Yunus, sana söyleme derler / Ya ben öleyim mi söylemeyince' diyerek bu özgürlüğün vazgeçilmez boyutunu insanlığa iletiyordu'' diye konuştu.

Bireyin iç dünyasından çıkmamış ve toplumun beğenisine sunulmamış bir düşüncenin ya da inancın, anayasal korumaya zaten ihtiyacı olmayacağını belirten Kılıç, kendini ifade edebilmenin, vicdanı özgürleştirmenin savaş yerine barış getireceğini vurguladı.

Kılıç, bunun için özgürlükler adına duyulan korku ve kaygıların göz ardı edilemeyeceğini belirterek, şöyle devam etti:

''Düşünceyi ifade ve inanç özgürlüğü için çizilmiş sınırlar, o ülkenin demokratik sicilinin belirgin ölçütüdür. Evrensel kavramlara farklı anlamlar yükleyerek evrensel dil ortaklığımızı ortadan kaldırmadan, bu dilin imkanlarını kullanmak suretiyle birbirimize ulaşabilmeliyiz. İnsanlık onuruna saygı, insanların ne düşüneceğine, neye inanacağına ve nasıl bir hayat tarzını seçeceğine kendisinin karar vermesini zorunlu kılar. Esasen anayasa yargısının meşruiyeti de bireylerin bu tercihlerini güç sahiplerine karşı korumak konusunda gösterdiği başarıya bağlıdır. Siyasi önderler ve gücü elinde tutanlar savaş dilini değil barış dilini tercih ederek, kalplerin yumuşamasına katkı sunmalıdır. Zira gücü elinde tutanlar, sevgi ve merhamet duygularını içinde barındıran ana yürekli olmaya herkesten daha çok zorunludurlar.

Demokrasinin, kutsal kitapların ve tüm öğretilerin insanlığa sunmaya çalıştığı sevgi, hoşgörü ve uzlaşma kültürünü ancak bu yüreklerde yetiştirebiliriz. Öfkenin ve nefretin yürek toprağına saçtığı tohumların nerede, ne zaman yeşererek, hangi masum ve mazlum insanlara gözyaşı döktüreceğini bilemezsiniz. Unutulmamalıdır ki adil olmayan kralların çocukları bu tehlikeye daha yakındır. Özgürlüklere ilişkin sorunların ulusal sınırlar içine hapsedilerek ülkelerin iç işi olma niteliği oldukça zayıflamış, artık tüm dünyanın katıldığı ortak vicdanın denetimi altına girmiştir. Yaşanan hak ihlalerinin doğurduğu sorunların biriktirdiği küresel öfke dünyada önemli fay hatları oluşturmuş, özellikle son yıllarda Kuzey Afrika hattındaki kırılmalar, otoriter ve totaliter yöntemlerin hukuk dışı varlıklarını ortadan kaldırmıştır. Sonuçta demokrasinin kendine yapılmış müdahalelerin hesabını er ya da geç sormaktan çekinmediğini, yakında tarihteki olaylar bize göstermiştir.''

Fransız Anayasa Konseyi'ne teşekkür

Demokrasinin bu sorunlara çözüm olarak demokratik sabır, hoşgörü ve güven ortamında tanışmayı, konuşmayı ve uzlaşmayı önerdiğini ve diyalog çağrısı yaptığını söyleyen Kılıç, ''Bağlantı kurulamaz ise tanışamayız ve sevginin gücünden yararlanamayız. Eflatun'un ifade ettiği gibi 'diyalog doğruyu tespit etme yöntemidir'. Ötekini yenerek zafer kazanma duygusunun karıştığı diyalog kültürü sorun çözemez'' dedi.

Yeri gelmişken geciken bir teşekkür borcunu da burada ödemek istediğini dile getiren Kılıç, ''Tarihte kalmış olayların kin ve nefretini günümüze taşıyarak, ülkeler arasında yeni sorunlar doğuracak bir yasayı verdiği kararla ortadan kaldıran Fransız Anayasa Konseyi'nin insanlık onuruna bağlılığını ve katkısını şükranla anıyor, imza atanları yürekten kutluyorum'' diye konuştu.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com