Başbakan açtı diye oraya gittim az kalsın dayak yiyordum

Başbakan açtı diye oraya gittim az kalsın dayak yiyordum
Devlet yetkilileri ikide bir “Arşivlerimiz açık, herkes faydalanabilir” demezler mi? Gözlerimizin içine baka baka bunu nasıl söylerler, hayret doğrusu!

Her devletin arşivi vardır. Ülkenin, politikanın, sınıfların tarihi bu arşivlerden okunabilir. Devlet yetkilileri zaman zaman işlerine gelen belgeleri kullanırlar. Başbakan Erdoğan’ın ikide bir Tek Parti Dönemiyle ilgili bir belgeyi kürsüden gösterip Kılıçtarorğlu’na yüklenmesi bunun en güncel örneği.

Devletin yetkilileri, kendilerinin yararlandıkları arşivleri başkalarının kullanmasını istemeyebilirler. Böylece varisi oldukları sınıfların ve politikalarının ayıplarının, kusurlarının, hatta cinayetlerinin ortaya dökülmesini önlemiş olurlar. Fakat “Arşivlerimizi herkese göstermeyiz” diye doğru konuşsalar.

DÖRT KEZ REDDEDİLDİM

1981 yılına geldiğimizde Kurtuluş Savaşı Günlüğü adlı belgesel kitabımı tamamlamak üzereydim. Ankara ve İstanbul’da bulunan belli başlı kütüphanelerde epeyce kaynak taramıştım. Bir de Başbakanlık Arşivinde bulunduğunu öğrendiğim Mütareke Dönemi İstanbul Hükümetlerinin karar defterlerini görmem iyi olurdu. Gerçi sırf bu defterlere dayanarak yayımlanmış iki kitap vardı ama bir de ben görseydim fena olmazdı. Bu nedenle Başbakanlığa bir dilekçe vererek isteğimi yazılı olarak belirttim. 24 Nisan 1981 günlü yanıtta, Osmanlı arşivlerinin 1914’ten Osmanlı Devletinin sonuna kadarki bölümünün araştırmacılara kapalı olduğu bildirildi.

Nedendi acaba bu kapalılık? 1914’te Osmanlı devleti, o yıl başlayan Birinci Dünya Savaşı’na girmişti. Benim aklıma iki ihtimal geldi: Birincisi, bu savaşta külliyetli Alman yardımı alınmış ve kolordu kumandanlarına külçeler halinde altın dağıtılmıştı. (Mustafa Kemal Paşa’nın anılarında da var. Ona da gönderilmiş ama almayı reddetmiş olduğunu yazıyor.) Devletin örtülü ödeneğinden yararlananlar vardı da bizim bunlar hakkında bilgi sahibi olmamız sakıncalı mı görülüyordu? İkinci ihtimal Ermeni tehcirinde yaşanan facialardı. Devlet, bunların da öğrenilmesini istemiyor olabilirdi.

1983’te başbakan olan Turgut Özal, Ermeni konusu alevlenince televizyondan Osmanlı arşivlerinin açık olduğunu, isteyenlerin bu konuda arşivden yararlanabileceklerini söyledi. Bir gün İstanbul’a gittiğimde emekli öğretmen İhsan Baykal’ın evine uğradım. Mütareke dönemi hükümetlerinin karar defterleri ve yazışmalarının okunması konusunda bana yardım edip edemeyeceğini sordum. İsteğimi olumlu karşıladı. O okuyacak, ben not alacaktım. Gülhane'de bulunan Başbakanlık Arşivi Müdürlüğüne bu hevesle gittim.

AZ DAHA DAYAK YİYORDUM

Müdür yardımcısına meramımı anlattım. “Arşivin 1914 sonrası kapalı” diye kestirip attı.

 “Ama, dedim, Başbakan Özal açık olduğunu söyledi. Ben de bu söze güvenerek geldim.”

 “Hayır, kapalı” diye diretti. Onu razı edebilmek için:

 “Koskoca başbakan yalan mı söyledi yani?” diyecek oldum. Adam oturduğu koltuktan yekindi, gözlerini çıkardı: “Sen Başbakanımıza yalancı mı demek istiyorsun?” diye üzerime yürümeye kalkmaz mı?

 “Estağfurullah beyefendi! dedim. Ne haddime! Ben sadece…” Fakat daha fazla konuşursam adamın beni döveceğinden kaygılanarak hızla oradan uzaklaştım…

Kurtuluş Savaşı’da Türk-Afgan İlişkileri kitabımı hazırlarken, ulaşabildiğim bütün yazılı kaynaklardan sonra Dışişleri Bakanlığı arşivine de başvurmak aklıma geldi. Prof. Dr. Sayın Şerafettin Turan’dan belgelerin okunmasında bana yardım edeceği sözünü aldıktan sonra Dışişleri Bakanlığı’na gittim. Arşivden yararlanmamın yasak olduğu yanıtını aldım! Rafların Afganistan bölümündeki klasörler bize bakıyorlardı! Bu arşivden yararlanabilseydim 2002’de basılan kitabım kuşkusuz daha fazla bilgiyle dolu olacaktı.

Arşivlerin herkese açık olduğu söylenmeye devam etti. Ben buna hiçbir zaman inanmadım. Bu süre içinde tasnif adı altında “zararlı” birçok evrakın ayrıldığını sanıyorum. Nitekim bu evrakın içinden Ermenilere ne kadar iyi davranıldığını anlatan bir takım yazışmalar devlet tarafından internette de yayımlandı.

İMHA EDİLEN BELGELER

Gerçi Mütarekeden hemen sonra yurt dışına kaçanlardan Dr. Nazım, İttihat ve Terakki ve Teşkilatı Mahsusanın evrakını alıp götürmüştü. İttihat ve Terakki ile ilgili evrakın mütareke başlangıcında yakıldığını ileri sürenler de var.

Kaynak Yayınları, Atatürk’e ait yazı, söz ne varsa bir araya getirip Atatürk’ün Bütün Eserleri’ni yayımlıyordu. Ben de bu eserin Danışma Kurulu üyelerindendim. Yayınevinden iki arkadaş beni de yanlarına alarak TBMM’nin karşısında bulunan Genelkurmay’a bağlı ATESE’ye gittik. Buradaki arşivde de araştırma yapmak istediğimizi söyledik. Muhatabımız olan subay, hakkımızda MİT’ten araştırma yapılarak isteğimize yanıt vereceklerini söyledi! Oradan üzüntüyle ayrıldık. Üzüntümüzü artıran bir durum da subayın hiç gereği de yokken Vahdettin’i öven sözleriydi. “Biz tarihimizi iyi bilmiyoruz. Vahdettin’e hain diyorlar. Hiç aslı yok” diyordu. “NATO subayı, ne olacak!” diye kendi kendimize söylenerek oradan ayrıldık. Son olarak öğrendiğime göre başvuruya ret yanıtı geldiği gibi, numarası verilen bir belgenin görülmesine bile izin çıkmamış…

Buranın 1980’lerdeki adı “Harp Tarihi Dairesi” idi. Ben orada günlerce çalıştım. Fakat benim aradığım belgeler dosyalardaki evrak değil, piyasada bulunmayan bazı kitaplardı. Özellikle Yunanistan’da yayımlanmış ve Türk ordusunda yedek subay olarak bulunan bazı Rumlara çevirttirilerek parşumen kâğıda daktilo edilmiş ve ciltlenmiş eserlerdi. Kurtuluş Savaşımız hakkında Yunan yazarlarının hem görüşlerini, hem verdikleri rakamları bilmek benim için çok öğretici oldu. Bunları Kurtuluş Savaşı Günlüğü kitabımda kullandım ve kaynakçada da gösterdim.

ERDOĞAN DA ARŞİVLER AÇIK DİYOR AMA...

Radikal’in 7 Mayıs 2014 tarihli nüshasında Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Oktay Özel, bu kez de Tayyip Erdoğan’ın “Arşivlerimiz açık” sözünün doğru olmadığını, başbakanın bu konuda yanıltıldığını, zira bu arşivlerde araştırmacının klasörlere bakıp belge seçme hakkının olmadığını, ancak hangi belgelere bakabileceğinin ilgili memurlar tarafından belirlendiğini ATESE örneğinden de açıklıyor.

Şurası kesin bir gerçek ki, bazı devletler, kendi tarihlerine güvenemiyorlar. Birinci Dünya Savaşı yılları ve daha sonraki uzun bir dönem için İngiliz arşivlerinin araştırmacıların hizmetine sunulduğunu Büyükelçi Sayın Bilal N. Şimşir’in bu arşivlere dayanarak hazırladığı paha biçilmez eserlerden biliyoruz. Bu kitaplarda İngiliz gizli servisinin raporları da yer alıyor. İngilizlerin temizlediği belgeler de var mı bilmiyorum. Fakat yüz yıl önceki olayları İngilizlerin umursamadığı ortada. Lenin de Çarlık Rusyası’nın Osmanlı Devleti ile ilgili planlarını açıklamıştı. Çünkü kendilerini o devletin siyasi varisi olarak görmüyordu ve yepyeni bir dünya kurmak istiyordu. Çarlığın emekçileri ve mazlum milletleri ezme politikasının açığa çıkması Lenin’i utandıracak değildi… (SBK)

Odatv

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com