Başbakan Erdoğan, Almanya'da

Başbakan Erdoğan, Almanya'da
Başbakan Erdoğan: (3)- "Türkiye'nin şu andaki iktidarı, milli geliri 1'e 3'ten daha fazla bir noktaya, 230 milyar dolardan şu anda 800 milyar doları aşan bir milli gelire getirdi. Yolsuzlukları olan bir ülke, bir yönetim buralara gelebilir mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin şu andaki iktidarı, milli geliri 1'e 3'ten daha fazla bir noktaya, 230 milyar dolardan şu anda 800 milyar doları aşan bir milli gelire getirdi. Yolsuzlukları olan bir ülke, bir yönetim buralara gelebilir mi?" dedi.

Başbakan Erdoğan, Alman Dış Politika Cemiyeti'ndeki konuşması sonrasında katılımcıların sorularını yanıtladı. Katılımcılardan topladığı soruları okuyan gazeteci Dr. Sylke Tempel'in İstanbul merkezli operasyon ve ekonominin durumuna ilişkin sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, dünyada özellikle 2012-2013 döneminin değerlendirildiği bir ekonomik krizin ortada olduğunu söyledi.

"Bu ekonomik kriz esnasında Türkiye mali disipliniyle zaten bu ekonomik krizi, aynı şekilde ekonomik krize giren bir ülke olarak bu süreci yaşamadı" diyen Erdoğan, "Bizler istikrar ve güven sayesinde aynı kararlıkla yüzde 4 gibi bir büyümeyi ortalama olarak, 2013'ün ilk üç çeyreğinde yakaladık ve dördüncü çeyreğin netleşen, kesinleşen neticeleri yok ama öyle zannediyorum ki 3,8 ile bunu tamamlayacağız. 3,8 de şu anda dünya geneline baktığınız zaman, OECD ülkeleri içerisinde ilk beş içerisinde yer alıyor. İlk beşte yer alması da Türkiye'nin nerede olduğunu göstermesi açısından çok çok önemli" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, İstanbul merkezli operasyona da değinerek, "Tabii burada bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum. Son 17 Aralık'ta yaşanan olaylarla ilgili çok ciddi bir dezenformasyonun etkisi, baskısı altında olduğunuzu görüyorum. Türkiye'de bir yolsuzluk olayının olduğu, bunu eğer kişisel olarak değerlendiriyorsan, o ayrı bir konudur. Ama bunu yönetimde bir yolsuzluk olayı olarak değerlendirirseniz bu çok çok yanlış bir tespittir" dedi.

Mayıs ve haziran aylarında Gezi olaylarının yaşandığını da hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Fakat bu Gezi olaylarının olduğu mayıs ayında önce nelerin olduğunu bilmek isterim. Bunu ne denli biliyorsunuz tabii onu bilemem. Örneğin o ay içinde Türkiye, üçüncü havalimanı ihalesi denilen ve yıllık yolcu kapasitesi 100 milyonun üzerine çıkan, dünyanın ilk üç havalimanı arasında yer alacak bir ihaleyi gerçekleştirdik ve bu ihalenin maliyeti 42 milyar dolar. Buna devlet olarak biz bir kuruş para koymuyoruz. Sadece 20 yıllık kullanım hakkı veriyoruz. 20 yıl kullanım hakkı verme suretiyle her şeyi kendileri harcayacakları, kendileri bu havalimanını yapacaklar. Beş Türk ortağın bir araya gelerek yapacağı bir havalimanı. Yine aynı süre içerisinde 2,5 milyar dolara mal olacak, İstanbul Boğazı'nın üzerinde bir üçüncü köprüyü yaptırıyoruz. Yine aynı dönem içerisinde İstanbul-İzmir arasında yapılmakta olan ve İstanbul-İzmir arasını 3 saate düşürecek olan bir otoyol ve bunun üzerinde dünyanın sayılı asma köprülerinden bir tanesi kuruluyor. Bu arada, yine Marmaray. Boğazın altından 62 metre derinlikte Marmaray'ın açılışının yapıldığı bir ay. Bütün bunların yapıldığı, yüksek hızlı trenin yine aynı döneme rastladığı bir süreçte ortaya böyle bir şey çıkıyor. Ortaya çıkan olayda ne var? Deniyor ki 'burada çevrecilik açısından bir adım atılıyor.' Neymiş o? 12 tane ağaç oradan sökülüyor bir başka yere dikiliyor. Bu gerekçe gösterilerek bu tür adımlar atılıyor. Şimdi bunlar tabii çevreci bir iktidara karşı aslında sadece dereyi bulandırmaktan başka bir şey değildi. Zira bizim 2 milyarı aşkın fidan ve ağaç diktiğimiz bir iktidar olduğumuzu dostlarımızın bilmesi lazım ve bunu farklı gerekçelere dayamak suretiyle tüm esnafın halkın, cam, çerçeve ticarethanelerini böyle bir noktaya getirmek herhalde demokratik bir tavır değildir. Demokraside haklar sandıklarda aranır. Demokraside haklar düşünceyle aranır. Hiçbir zaman sopayla molotof kokteylleriyle, cam çerçeve indirilerek aranmaz."

- "Biz yola çıkarken 3Y ile mücadele dedik" -

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fakat bütün bunları aşan Türkiye, şimdi de bu 17 Aralık'ta söylenen bu yolsuzluk vs… Türkiye'nin şu andaki iktidarı, milli geliri 1'e 3'ten daha fazla bir noktaya, 230 milyar dolardan şu anda 800 milyar doları aşan bir milli gelire getirdi. Yolsuzlukları olan bir ülke, bir yönetim buralara gelebilir mi? Aynı şekilde ihracatını 36 milyar dolardan 152 milyar dolara çıkaran bir iktidar, bu süre içerisinde yolsuzluklar içerisinde olsa buraya gelebilir mi? Bunlar olmadığı için buraya geldik. Biz yola çıkarken '3Y' ile mücadele dedik. Bunun birisi yolsuzlukla mücadeledir, birisi yasaklarla mücadeledir, birisi yoksullukla mücadeledir. Bunları başara başara biz buralara geldik ve şu anda da diyoruz ki bakın 3 Kasım 2002 den bu yana halkın teveccühünü artırarak devam eden bir iktidarız biz. Üç genel seçim yaşadık, iki yerel seçim yaşadık, iki referandum yaşadık ve bütün bunlardan başarıyla çıktık. Şimdi 30 Mart'ta yine bir seçim yapacağız ve asıl test burasıdır. Eğer halk bizi burada birinci parti olarak çıkartıyorsa demek ki bu iktidar dürüsttür, bu iktidar gerçekten halkına layık olarak icraatlarına devam ediyor. Tabii ki hasımlar olacaktır, tabii ki sevmeyenler olacaktır. Bu da demokrasinin güzelliğidir diye düşünüyorum."

- "Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır" -

Erdoğan, "Siz Türkiye'nin insani hedeflerinden bahsettiniz dış politikada. Bunu Türkiye'de polisin Gezi Parkı'ndaki göstericilere tutumuyla nasıl bağdaştırabiliriz? 'Demokrasiler sandık üzerinden geçerli' dediniz ama seçimler bir çoğunluğun tabii ki AK Parti'de bir çoğunluk ancak toplum içerisinde AK Parti'yi seçmeyenlerin de dahil edilmesi gerekiyor ki siz onların da Başbakanısınız. Bu güçleri seçimler esnası ve sonrasında bir diyalog içerisinde nasıl katmayı düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine şunları kaydetti:

"Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır. Ancak orada çoğunluğun tek başına iktidar yaptığı bir yönetimi de azınlığa ezdirmemek en doğal haktır. Biz çoğunluğun azınlığa egemen olmasını ağırlıklı olarak istemesek de azınlığın da çoğunluğa baskıcı, egemen, kalkıp da şiddete başvurmak suretiyle bu yollara başvurmasına 'evet' diyemeyiz. Bakın şimdi Gezi olaylarını söylüyorsunuz. O zaman ben size iki tane örnek vereceğim. Siz Frankfurt'u nereye koyacaksınız? Hamburg'taki eylemleri nereye koyacaksınız? Bakın Hamburg'ta eylemler yaşandı, Frankfurt'ta eylemler yaşandı ve bizim polisimizle mukayese edilemeyecek derecede şiddet uygulamaları orada yapıldı. Bütün hepsinin görüntüleri benim elimde var. Bunları nereye koyacaksınız? Demek ki orada böyle Gezi olayı değil daha farklı olaylar vardı.

Bakın Taksim'de benim çok farklı düşüncelerim vardı. Türkiye'de, söyleyeceğim şaşıracaksınız, bir tane opera binası yoktur. Mesela Taksim'de kültür merkezini opera binası yapma hevesim vardı. Bunu bizim iktidarımız yapacak diye dediler ki hayır yaptırmayız ve burası deprem tehdidi altında olan bir yer.

Bunun yanında Taksim'deki o meydanının düzenlenmesi, bir de Gezi Parkı denen yerin tarihinde orası bir kışlaydı. Biliyorsunuz büyük şehirlerde şehir müzeleri vardır. Biz aynı kışlayı orada yeniden inşa edelim ve buranın yerine bir şehir müzesi olarak o mimari görüntüde burayı şehir müzesi haline getirelim istedik ancak dediler ki 'hayır istemeyiz.' Şimdi bu özellikle geçmiş dönemlerde yani komünist rejimlerde olan yaklaşım türleriydi. Güzel bir şey yapacaksanız, yeni bir şey yaparsanız buna her zaman karşı çıkarlar 'biz istemeyiz' derlerdi. Şimdi biz bunları yapmak istiyoruz, atılan adımlar buna yöneliktir"

- "Azınlığın haklarını korumak budur" -

Başbakan Edoğan, azınlıkların haklarının korunmasında gayrimüslimlerden örnek vererek, "Hiçbir iktidarın yapmadığını biz yaptık. Ne kadar gayrimenkulleri varsa, bunların hepsi Vakıflar Genel Müdürlüğümüze devredilmişti. Biz bunları meydana çıkardık ve şu ana kadar 2,5 milyar lira değerindeki gayrimenkullerini kendilerine biz devrettik" diye konuştu.

Mor Gabriel Kilisesi sorununu çözdüklerini, Sümela Manastırı'nı açtıklarını ve her yıl Ortodoksların oraya giderek ayin yapabildiğini anlatan Erdoğan, "Aynı şekilde Tarsus'ta, biz açtık, gidip orada ayinlerini yapabiliyorlar. Azınlığın haklarını korumak budur, biz bunların adımlarını şu anda attık. Kendilerine açık açık da söylüyoruz. 'Sizin inançlar noktasında sorununuz neyse bize gelin biz bunları çözeriz' ve biz bunların adımlarını attık. Fakat tabii bütün bu adımlar atılırken şiddete yönelik, bölücü terör örgütü veya yanlı terör örgütleriyle adımlar varsa bunlara karşı da müsaade edin de güvenlik güçleri yapılması gerekenleri yapsın ve bunlar da hiçbir zaman standartların dışında değildir, bunu da özellikle söylemem lazım" ifadesini kullandı.

- "Yasalara hep birlikte uymak zorundayız" -

Gazeteci Tempel'in "Protestonun ilginç yönü şu; sadece bir grup değildi gösteri yapanlar... Seçmenleriniz de vardı belki bunların arasında. Medyada tartışılan konular var. Sadece hükümetin verdiği hediyeleri kabul etmek değil de halkın da belki bir şehrin politikasına katılımlarını sağlamak istemelerini kabul eder misiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şimdi bize bu tür politikalara katılmak için gelenlerin biz tekliflerini gördük. Bu tekliflere baktığınız zaman bu tekliflerin birçoğu bir defa onların teklifi mahiyetinde değil, onların tekliflerinin dışında adeta kanun yapıcı noktada kendilerini görme, yani yasama organının yapması gerekeni kendilerinin yapması gibi bir konuma kendilerini yükselttiğini görüyoruz. Bir defa bir şehrin vatandaşı öyle taleplerde bulunur ki yerel yönetimlerden bu taleplerde bulunduğu zaman bunun bir kabul edilebilirliği olur. Ama bunun kabul edilebilirliği yoksa bu konuda yetki kimdedir? O şehrin meclisindedir. O şehrin meclisi bununla ilgili kararını alır ve buna göre de adımını atar. Fakat çok daha farklı bir şekilde eğer merkezi yönetimi bu ilgilendiriyorsa, yani buradaki anlamıyla federal meclisi ilgilendiriyorsa bunda da bizde olduğu gibi yasama organı bununla ilgili adımı atar."

Yasama organının millet adına var olduğunu kaydeden Erdoğan, "Millet adına yasama organı böyle bir adımı atar ve bununla ilgili bir yasal düzenleme yapılacaksa bu yasal düzenlemeyi yapar. O zaman biz bu seçimleri niye yapıyoruz? Eğer halkın iradesine saygı duyacaksak, egemenlik hakkı halkınsa, halk ne derse o olacaksa o zaman biz yasama organının çıkaracağı bu tür yasalara hep birlikte uymak zorundayız. Eğer buna uyulmuyorsa o zaman burada bir sıkıntı var demektir. O sıkıntı nereden geliyor? Burada halkın iradesini kazanamayanların halkın iradesi üzerinde şiddetle egemenlik kurmayı getiriyor ki bu demokrasilerde kabul edilemez" diye konuştu.

(Sürecek)

Muhabir: Yasin Yağcı
Yayınlayan: Tuğrul Çam

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mersin İdmanyurdulu futbolcuların idmana çıkmaması23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • Brezilyada taraftarlara gözaltı23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • 12 bin yıl öncesinin taş işçiliğini öğreniyorlar23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (1)23 Şubat 2015 Pazartesi 15:23
  • Çavuşoğlunun telefon diplomasisi sürüyor23 Şubat 2015 Pazartesi 15:18
  • Ukraynadaki gelişmeler23 Şubat 2015 Pazartesi 15:18
  • Karşıyakada Yusuf Şimşek görevinden istifa etti23 Şubat 2015 Pazartesi 15:13
  • Meteorolojiden çok kuvvetli yağış ve denizlerde fırtına uyarısı23 Şubat 2015 Pazartesi 15:03
  • Fabrika işçilerinden eylem23 Şubat 2015 Pazartesi 15:03
  • Sinopta MERS virüsü şüphesi23 Şubat 2015 Pazartesi 14:58
  • Çok Okunanlar
      Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
      Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
      E-Posta: info@sansursuzhaber.com