Batman'da Hizbullah Sorusu!

Batman'da Hizbullah Sorusu!
Satır cinayetleriye zirve yapan Batman'da, devletin Hizbullahı halkın üzerine salma endişesi...

“Diyarbakır'ın Bağlar semtinde, Nükhet Coşkun Caddesi'nin köşesindeydim. Hava sıcaktı, herkes gömlekle dolaşıyordu. Giyim mağazası olan bir esnafı gördüm. Ansızın arkasında birisi belirdi. Sakallıydı. Sırtından kocaman bir satır çıkardı. Önünde her şeyden habersiz yürüyen adamın kafasına indirdi. Kanlar fışkırdı caddeye, adamın kafası ikiye ayrıldı. Sonra bir tane daha vurdu yere düşerken. Ortalık feryat figan...”

1993 yılında henüz 10 yaşında olan R.S., gözleri önünde yaşanan ve bir daha hayatı boyunca unutamayacağı bu vahşi Hizbullah cinayetini işte böyle anlatıyor. Diyarbakır, Nusaybin, Silvan, Batman dörtgeninde yaşanmış bu türden yüzlerce cinayet var o yıllarda. Satırla ya da enseye sıkılan tek kurşunla insanların öldürülmesi 'Hizbullah yöntemi' diye adlandırılır, katillerin neredeyse herkesin gözünün içine baka baka sırra kadem basması vaka-i adiyeden sayılırdı.

Batman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Arif Aslan, çok uzun yıllardır bölgede gazetecilik yapıyor. Aslan, 1993-1997 yılları arasında tam 375 cinayet haberi yaptıklarını söylüyor. Aslan anlatıyor: “O günlerde gazetemizin idare bölümüne molotofkokteyli atıldı. Çok sayıda tehdit aldık, izlendik. Gazete bürosuna çok yakın yerde, polisin güvenliğinin olduğu yerde iki büfeciyi öldürdüler. Olayın hemen arkasından gördük, polisler failleri yakalamak yerine kendi güvenliklerini almaya çalışmışlardı.” Aslan, tahliyelerin ardından Batman'da korku olduğunu düşünmüyor: “Belki on yıl önce olsaydı insanlar korkabilirdi ama artık böyle bir duygu yok.”

Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun 17 Ocak 2000'de Beykoz'da kaldığı villada öldürülmesinin ardından örgütün pek çok militan ve yöneticisi elle konulmuş gibi seri halde yakalanmış ve cinayetler de deyim yerindeyse bıçak gibi kesilivermişti. Aradan 11 yıl geçti ve insanları satırlarla doğrayan, domuz bağıyla boğan, ensesinden tek kurşunla vuran, mezar evlerde çürütenlerin önemli bir bölümünü devlet nasıl bir gecede topladıysa, yine bir gecede özgür kıldı.

Peki şimdi ne olacak? 90'lı yılların kanlı günlerine geri mi dönülecek? Satır cinayetlerinin zirve yaptığı Batman'da, son tahliyelerden sonra insanlar ne hissetti? Huzursuz mu oldular? Korku mu, panik mi, tedirginlik mi var? Yoksa öfke mi?

Kürtçesi xumxum. Türkçeye 'uğultu' diye çevrilebilir. Batman'da Hizbullah cinayetlerini anlatan, Ercan Yılmaz'ın kısa filminin adı, belki de Batman'ın 'halet-i ruhiye'sini en doğru tanımlayacak söz. Batman'a hâkim olan uğultunun bir yanı, Bozoğulları Mezarlığı'ndaki Hizbullahçılara ait kırmızı yazılı taşlarıyla diğer tüm ölümlülerin mezarlarından ayrılan mezarlardan yükseliyor. Diğer yanı ise tahliye olduktan sonra kaçan Hizbullahçılardan. Herkesin bir kaybı, belleklerde yer etmiş ama söz birliği etmişçesine sofralarda konuşulmaktan kaçınılan kötü bir anısı var o günlere dair. İşte tüm bunlar kentin üzerine bir uğultu çökertmiş ki, hissetmemek mümkün değil.

On bir ay mezar evlerde esir kaldı Osman Künteş, Batman İnsan Hakları Derneği Başkanı. Belediye İş Sendikası'nın Batman Şube Başkanlığı'nı yaptığı 1995 yılında polis destekli Hizbullahçılar tarafından nasıl kaçırılıp on bir ay boyunca mezar evlerin bodrum katlarında esir tutulduğunu anlattı:

“Sendikada otururken iki sivil polis geldi. Ramazandı. Akşam oldu kalkmadılar. İftara yirmi dakika kala biz çıktık. Arkadaşlarımı evlerine bıraktım. Evin önüne park ederken kapının önünde sivil bir polis aracı gördüm. Eve girerken bana 'Arkadaşlar sendikaya gelmiş, oturmuşlar. Bizimle gelmeniz gerekiyor' dediler. Arabama bindiler, sırtıma silah dayadılar. Söyledikleri yere gitmemi istediler. Sonra gözlerimi bağladılar. Nereye gittiğimizi bilmiyorum ama Batman'dan dışarı çıkmadığımızı anladım. Sığınakta tutuldum. Üç dört gün gözlerim bağlı kaldım, sonra gözümü açtılar ama karanlıktı. Havasızlıktan mumlar bile dayanamıyordu. İlk günlerde ifademi aldılar. İfademi alan kişilerin çok profesyonel olduklarını hissettim. Bazı soruları Kürtçe soruyorlardı. Sorular sendika faaliyetlerim ile insan hakları ve demokrasi mücadeleme yönelikti. Üç kez sığınağı değiştirdik. Sonra başkaları da getirildi. Son olarak beş kişiydik. Arada bir yemek veriyorlardı. Bazen iki gün uğramadıkları oluyordu. Tam on bir ay, on bir gün sonra yine 'Serbest bırakacağız' dediler. Arabaya bindirdiler. Karanlıktı. 'Biz gittikten beş dakika sonra arabadan çıkın' dediler. Söylediklerini yaptık. Çevremize baktık, nerede olduğumuzu anlayamadık. Bir bakkal gördük ileride. Girdik, 'Burası Batman mı?' diye sorduk. Sakallarımız uzamış, üzerimiz perişan. Halimizi görünce dili tutuldu, sorularımızı yanıtlayamadı. Sonra başka bir bakkala gittik, yarım yamalak bir yanıt aldık ama Batman'da olduğumuzu anladık. Işıkların olduğu yere yürüyerek Mehtap Sineması'na ulaştık ve evlerimize gittik. Ertesi gün savcı çağırdı, ifademi verdim. Yıllar sonra dava açıldı. Hizbullah itirafçıları arasında beni kaçırdığını söyleyen birisi vardı. Fakat karşıma çıkarılan kişi, kaçıranlardan biri değildi. Hizbullahçıların tahliye edilmesi nedeniyle tedirgin olmadım. Devlet, 2000'lerin başında Hizbullah'ı gözden çıkardı. Zaten Kürtler de bir daha böyle bir yanlışın içine düşmezler. O dönemde Hizbullah cinayetleri devletin politikasıydı. Ben sanmıyorum ki, devlet benzer bir politika izlesin.”

'Babam yanımda vuruldu' Kutbettin Yiğit'in babası öldürülmüş iki Hizbullahçı tarafından. Yiğit'e göre Batmanlılar Hizbullah'tan değil, devletin Hizbullah'ı yeniden kullanma ihtimalinden tedirgin:

“Ailecek Batman çarşısında alışveriş yapıyorduk. Dayım, amcam, babam, halam, ben. Tarihini hiç unutamam: 23 Kasım 1992'ydi. İki kişiyi gördüm arkamızda. Doğrudan amcama ateş ettiler. Karnından iki kurşun yarası aldı. Dönüp bir de babama doğru ateşlediler silahlarını. Vuran kişiler babamın ismini söylediler. 'Mahmut Yiğit' diye bağırdılar. Biri hafif keldi. Diğeri uzun boylu. O kişileri daha sonra Emniyet'in bahçesinde gördüm. Babam başından vurulmuştu, olay yerinde öldü. Sanırım altı ya da yedi el ateş edildi. Ben ve dayım saldıranların peşinden koştuk. Sonra amcamı hastaneye kaldırdık. Kurşunlardan biri hâlâ karnında durur. Bu olaydan bir yıl önce babam gözaltına alınmıştı. Üç ay kadar işkence görmüş. Sonra Hizbullah davası açıldı ama babamın katilleri onların arasında yoktu.

Şimdi Hizbullahçıları bıraktılar. Korkmuyoruz, çünkü Kürtler artık hakkını hukukunu aramayı biliyor. Ama devlet bunları yeniden kullanır mı? Yeniden bizim üzerimize salar mı? Bizim asıl meselemiz bu.”

Cami avlusunda cinayet Şükrü Yılmaz, Batmanlı iki esnafın, cami avlusunda 'Allahü Ekber' diye nasıl öldürüldüğünü anlatırken, geleceğe ilişkin inancını, hiç tereddüt etmeden, “Artık eski günlere dönüş yok” cümlesiyle dile getiriyor:

“Akşam karanlık basınca kimse dışarı çıkamıyordu. Gündüz çıkan akşam evine gelip gelmeyeceğini bilemiyordu. Suçumuz neydi, ne için öldürülüyoruz, herkesin kafasında bir soru işareti vardı. PTT'nin orada, Şeyh Gutbettin Camii vardır. Nalburiyeci iki amcaoğlu camiye gitmiş, namazlarını kılmışlar. Camiden çıkarken avluda vuruldu bu iki insan, 'Allahu Ekber' diye tekbir getiren bir kişi tarafından. Kırmızı Koltuk'ta Eyüp Aşık açıkladı, 1994'te yıl başından itibaren Batman'da ölen 75 kişinin 15'inin polis olduğunu.

Belli ki, bu polisler öldürmeye giderken ölen polislerdir. Hüseyin Velioğlu öldükten sonra domuz bağları ortaya çıktı da, Hizbullahçılar da biraz kendine geldi. Altın gibi kalbi olanlar, sadece din meselesinden ötürü Hizbullahçı olmuşlardı. Onlar bu sayede doğruları görmüş oldu. Batman Valisi'nin 10 bin silah ithal ettiği ortaya çıkmadı mı? Arif Doğan Hizbullah'ı kendisinin kurdurduğunu söylemedi mi? Artık kullanıldıklarını iyice anlamış olmalılar. Kimse heveslenmesin, 'Yine birbirlerini boğarlar, biz de seyrederiz' diye. Artık hiçbir vali Batman'a özel silah ithal edemez. Eski dönem de geri gelmez.”



 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com