Ben de 'Bana hiç kimse dokunamaz' diyordum!

Ben de 'Bana hiç kimse dokunamaz' diyordum!
İSKİ skandalıyla adı uzun süre konuşulan Ergun Göknel 17 Aralık sürecini Radikal gazetesinden Ezgi Başaran'a değerlendirdi.

"Bir noktaya geldiğiniz zaman size 'En büyük benim' hissi geliyor. Nasıl Erdoğan o histe ise şu anda, ben de öyleydim. Kimse bana dokunamaz diyordum. Asarım, keserim hiçbir şey olmaz diyordum. Fakat sonuçta ne oldu... "

 Tapeleri dinlediğinizde ne düşündünüz?

Hiç şaşırmadım. Sadece dört bakanla ilgili değil, daha başka kişilerin de yolsuzluk, rüşvet gibi olaylara girdiğini, bunun 1994’ten beri, yani Erdoğan’ın belediye başkanı olmasından beri böyle devam ettiğini biliyor, duyuyordum. Mesela 2001’de AKP yeni kurulmuşken, Rahmi Koç’a sormuşlardı. Böyle bir parti kurulmasının ekonomik güce ihtiyacı var, sizce böyle bir güçleri var mı diye… O da ‘Erdoğan belediye başkanlığı sırasında 1 milyar dolarlık bir birikim yaptı’ diye cevap vermişti. Ayrıca gerek İSKİ’de gerek de belediyede benim birebir bildiğim olaylar var ama kanıtlayamayacağım için detay veremem. 20 sene evvel de bu hacimde rüşvet alanlar vardı. Ben değilim. Ama olanları biliyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi içerisinde hem de.

Kendi İSKİ günleriniz gözlerinizin önünden geçti mi 17 Aralık’tan beri?

Yalnız bana atılan suçlar arasında rüşvet yoktur. Eski TCK 205’e göre, ihaleye fesat karıştırmaktır. Diğer suç, mal beyanı meselesi. Yani belli bir miktar paranın kaynağını ispat edememek. Üçüncü suç da görevi suistimal. Yani SHP’ye topladığım bağışlarla ilgili. Rüşvet filan değil.
Bu saydıklarınız da normal şeyler değil ama…

Evet ama herkesle sonuna kadar tartışırım ki bu suçları da haketmiyorum. Her yargı kararı doğrudur diye bir şey yok. Ben 1996’da hapisten çıktım, o gün bugündür bir tek kötü tepki almadım. Belki insanlar içlerinden geçiriyorlardır ama yüzüme karşı hiçbir şey olmadı.

Sizin döneminizde yolsuzluk yapılma metotlarıyla bugünküler arasında fark var mı?

Bugünküler biraz daha bilimsel bir yöntemini buldular. Vakıfları kullanıyorlar. Vakfa bağış yapılıyor şeklinde gösteriyorlar. Yasal kılıfa uyduruyorlar. Gerçi dört bakana yapılan avantajlar yasal kılıfa da uymuyor ama geneli öbür türlüdür. Bu iş ilk Dalan’ın İstek vakıflarıyla başlamıştır. Yani bu sistemin mucidi belki de Dalan’dır. İktidarda kalındığı sürece bu sistem çerçevesinde rüşvet de yolsuzluk da devam eder.

Halkımız böyle böyle yolsuzluğa alıştı mı?

Halkımız 1950’den beri kendi yararına olduğunu düşündüğü kişileri seçmiştir. Yolsuzluğu nazarı itibara almaz, ‘Ben ne kazanırım’ diye bakar. Menderes ‘her mahalleye bir milyoner’ vaat ediyordu. Demirel ‘Böyük Türkiye’, Özal ‘Çağ atlayan Türkiye’, Ecevit ‘Toprak işleyenin su kullananın’ demişti, şimdi de ‘2023 dünyanın ilk 10 ülkesi’ deniyor. Bunun karşılığında CHP halka ne vaat etti ki? Sadece yolsuzluk üzerine inşa etmek kampanyayı, çok yanlıştı. Çalıyor ama iyi iş yapıyor düşüncesi gerçektir. Türk halkı için iyi iş yapma önceliği vardır. Çalmak çırpmak 1950’den beri seçmen için önemli değildir maalesef.

Sizin zamanınızda niye öyle olmadı, hem yolsuzluk hem de susuzluk olduğu için mi?

Hayır susuzluk daha önceydi. Benim olayımda asıl mesele eşeğini dövemeyen semerini döver durumuydu. Yani SHP’yi ve Nurettin Sözen’i dövemeyenler bana yüklendi. Partim yani SHP beni korumadı.

Nasıl koruyacaklardı ki?

Partim beni koruyabilirdi. Bakın Tayyip Erdoğan nasıl koruyor. Bugün hâlâ İSKİ konusundaki aleyhte söylemlerin karşısına çıkamıyorlar, halbuki savunmak için birçok delil var.

CHP/SHP geleneği İSKİ skandalından beri İstanbul’u alamıyor, nasıl savunsunlar?

Bu yüzden alamıyor değiller ki… Eğer 1994’te SHP Zülfü Livaneli yerine Nurettin Sözen’i aday gösterseydi alırdı İstanbul’u. Yine yanlış seçim stratejisi güttü. Livaneli’nin aday gösterilmesi ve İstanbul İl Başkanı’nın istifa etmesi İSKİ olayını kabul etmesi demekti. Halbuki karşı argümanları öne sürselerdi hiç de bir şey olmazdı, seçim kazanılırdı. O zaman seçim kampanyalarının nasıl finanse edildiği de çok konu edilmişti. Livaneli’ye sordular, ‘Siz nasıl finanse ediyorsunuz?’ diye… Cevap veremedi. Çünkü o da müteahhitlerden finanse ediyordu. Bugün de aynıdır. Siyasetin finansmanı işadamlarından kaynaklanır. AKP de işi böyle yapar, CHP de… CHP Genel Merkezi’nin nasıl inşa edildiğini zannediyorsunuz?

Zaten asıl mesele siyaset ile işadamları arasındaki bu ilişkiyi kesmek değil mi? Elbette. Adalet Partisi zamanında, Demirel zamanında hiç yolsuzluk olmadı mı, oldu. Hayri Kozakçıoğlu ile ilgili birkaç milyon liralık bir yolsuzluk iddiası ortaya çıktı. Demirel kalktı, ‘Emri ben verdim’ dedi. Konu kapandı.

Yani ne demek istiyorsunuz?

Kendi insanını koruma diye bir şey var. Bugün AKP koruyor, daha önce DYP, CHP korumadı mı… Hepsi korudular. Bir ben günah keçisi oldum. Çünkü benim hikâyemde basının ilgisini çeken bir de özel hayat bölümü vardı. Geçenlerde Hürriyet’in arşivlerine girip baktım. Benim hadisem 16 Ağustos’ta patlak vermişti. 1993’ün 30 Ağustos’un Hürriyet’ine baktım. Birinci sayfası tamamen İSKİ ve Ergun Göknel. Zafer Bayramı’nı bile sayfanın en altında küçücük bir şekilde konu etmişler. Şimdi öyle mi yaklaştı 27 Aralık sürecine basın? Çünkü çok baskı var, herkes kapının önüne konulmaktan korkuyor. Benim zamanımda hem siyasi şartlar başkaydı, hem de basın için nispeten daha özgür bir ortam vardı. Tabii Tansu Çiller’di başbakan ve DYP’nin koalisyon ortağını ezme teşebbüsü vardı. Biraz o nedenle de basın bu olaya aşırı ilgi göstermişti.

Artık basın ilgilenmiyor, seçmen zaten umursamıyor, bu yolsuzluk işi böyle sürüp gider mi diyorsunuz? Hayır birtakım Yüce Divan’lar olacak. Olmazsa Tayyip Bey bunun zararını siyasi olarak çok görür. Hatırlarsanız Özal, Adnan Kahveci cürmü meşut yaptığında İsmail Özdağlar’ı mahkemeye vermişti. 1940’larda Gümrük Bakanı Suat Hayri Ürgüplü’nün Yüce Divan’a gitmesi olayı da var. Daha böyle bir sürü şey var.

Yani sizin durumunuzda olduğu gibi en azından birilerinin yargılanması gerek?

Tabii. En azından bu dört bakanın yargıya müdahale edilmeden yargılanması lazım. Ben hapis yattım, ‘Bunlar neler yapmış hiçbir şey olmadı’ demiyorum. Çünkü vicdanım rahat. Ve biliyorum ki onlar da bir gün cezasını çekecek. Ama bir yıl sonra ama 3 yıl sonra… Bir gün çekecekler. Ayrıca bugün ne Egemen Bağış ne de Zafer Çağlayan İstiklal Caddesi’nde dolaşamaz, ben 15 senedir dolaşıyorum. Ben 93’te Fatih Adliyesi’ne gittiğimde yuhalanıyordum, 96’da Halaskârgazi Caddesi’nde alkışlandım.

Ne değişti arada?

Türk halkının sağduyusu kimsenin izah etmesine gerek olmadan bazı şeyleri bilmesini sağlar. Mantığı kurar halk.
 
Peki Ergun Bey, devlet mevkilerindeki bir insanın yolsuzluk, rüşvet vesaire gibi ‘kötü yollara’ düşmesinin ardındaki psikoloji nedir?

Bir kere sistem bu kötü yollara müsait. Ben rüşvet filan almadım ama hiçbir zaman inkar etmediğim gibi şimdi de söyleyeyim… Bir takım hediyeleri kabul etmem sözkonusudur. Aslında etmemeliydim. O arada o iş oluyor. Bir de bir noktaya geldiğiniz zaman size ‘En büyük benim’ hissi geliyor. Nasıl Tayyip Erdoğan o histe ise şu anda, ben de öyleydim. Kimse bana dokunamaz diyordum. Asarım keserim hi bir şey olmaz diyordum. Öyle sanıyordum. Fakat sonuçta ne oldu… Ne okyanuslar geçtim, böyle acayip bir noktada başımıza bir sürü iş geldi. Çünkü ayaklarım yerden kesilmişti. ‘Her şeye kadirim’ yanılgısına düşmüştüm. Hayır efendim, insan hiçbir şeye kadir değil. Hele de devlete karşı hiç değil.

Güçle gelen ve insanı yanlış yönlendiren bir kalabalık da oluyor değil mi?

Elbette. Ben iki sene boyunca İstanbul’da partinin tamamını finanse etmiştim, müteahhitler aracılığıyla. Belgeleri var. SHP Genel Merkezi bana ‘Şuna şu makbuzu verirsin’ diye makbuzlar vermişti. Karayalçın sonradan ‘Bir tane bürokrat yaptı, bunları partimize mal etmeyin’ dese de ben herhangi bir bürokrat değildim o günlerde. İlçe genel kongrelerine giderdim, Ergun Göknel denince alkış kıyamet kopardı. İşte bunlar hep o ‘Büyük adamım’ havasına getiriyor insanı. Hata yaptırtıyor. Ama hatayı ben yaptım sonuç itibariyle. O kalabalıklar değil.(MUK)

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com