Bu dava soğan cücügüğle adam öldürmeye benzer

Bu dava soğan cücügüğle adam öldürmeye benzer
OdaTV Davası'nda Doğan Yurdakul'un sözleri gülüşmelere neden oldu.

OdaTV Davası'nın tutuklu sanığı Doğan Yurdakul, ''Bu davadaki suçlamaların dışarıdan görünüşü aynen 'soğanın cücüğüyle adam öldürmeye' benzemektedir'' dedi. Yurdakul'un bu sözleri salonda gülüşmelere neden oldu.

12 MART'TA DA 12 EYLÜL'DE DE YARGINLADIM ÇIKTIM YİNE ÇIKACAĞIM

"Benim mesleğim yazı yazmaktır. Başka iş bilmem. 17 yaşımdan beri ekmeğimi yazı yazarak kazanırım. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde yazdıklarım nedeniyle suçlandım, işkence gördüm, hapse atıldım. Çıktım, yazmaya devam ettim. Şimdi yine hapisteyim.Buradan da çıkacağım ve yine yazacağım. Yaşadığım bu dejavuyu, bu kötü gerilim filmini sayın heyetinizin sona erdirmesini umuyorum ve diliyorum" diyen Doğan Yurdakul, tahliye edilmesini istedi.

İLK KEZ SAVUNMA YAPTI

OdaTV Davası'nın tutuklu sanığı Gazeteci- Yazar Doğan Yurdakul ilk kez savunma yaptı. Dava kapsamında 10 aydır tutuklu bulunan sanık Yurdakul, "Sayın başkan, sayın heyet, düşüncelerim nedeniyle huzurunuzda bulunuyorum" diyerek sözlerine başladı. İddianamede tüm suçlamaların kişisel düşüncelerine yönelik olduğunu savunan Yurdakul, "Bu iddialar nedeniyle genel olarak düşünce ve ifade özgürlüğünü hakarete uğramış olarak görüyorum" dedi. İddianamenin hayali varsayımlara dayanarak hazırlandığını iddia eden Yurdakul, iddianamedeki hakkındaki suçlamalara tek tek cevap verdi. Yurdakul, "Polis, gözaltına alındığım gün benim iki bilgisayarıma el koydu. İddianameye dayanak oluşturan ve bilgisayar korsanlığıyla yaratılmış sözde "dokümanlardan" hiçbiri benim bilgisayarımdan çıkmadı. Kaldı ki, bu uydurma dokümanların diğer bazı bilgisayarlara "nasıl girmiş" oldukları da, vekillerimizin yaptırdığı dört bilirkişi raporuyla saptanmış ve delil olma niteliklerini kaybetmişlerdir" diye konuştu.

"BAŞIMA İLK KEZ GELMİYOR"

"Düşüncelerim nedeniyle tutuklanmak benim başıma ilk kez gelmiyor" diyen Yurdakul, "Bu dava benim için bir 'dejavu' durumudur. Ben bu acayip filmi daha önce iki kez gördüm. İki askeri darbe döneminde gördüm. Kıyasıya eleştirdiğim hiçbir sivil hükümet zamanında düşüncelerim nedeniyle hapse atılmadım. Sivil ve kendisine "ileri demokrat" diyen bir hükümet döneminde yazdığım yazılar nedeniyle hapse atılmak ilk kez başıma geliyor. Askeri darbe dönemlerinde ve bu dönemde gördüğüm eziyet, özel hayatıma etkisi bakımından da benzerlik gösteriyor" dedi.

"FRANSA'DA YAŞAYAN KIZIM BABASININ BAŞINA GELENLERİ İNTERNETTEN İZLİYOR"

Mahkeme Heyeti Başkanı Mehmet Ekinci tarafından kendisine kimlik tespiti sırasında medeni durumunun sorulmasına içinden acı acı gülümsediğini ifade eden Yurdakul sözlerine şöyle devam etti:

Çünkü ben ilk eşimle Mamak Cezaevi'nde tutukluyken evlendim. İkinci eşimi Silivri sivil kampüsünde tutukluyken kaybettim. 1981'de iki yaşında olan kızım benimle ve annesiyle birlikte sürgündeydi. Yıllarca Birleşmiş Milletler pasaportu taşıdı. Şimdi 32 yaşında. Fransa'da yaşıyor ve babasının başına gelenleri internetten, sosyal paylaşım sitelerinden izliyor" diye konuştu.

"İLK ADIMIN ATILMASINI DİLİYORUM"

 

"Yazdığım yazılar nedeniyle bir türlü doğal yargıcımın karşısına çıkamadım" diyen Yurdakul, "Gazeteci olarak sıkıyönetim mahkemelerine çıktım. Devlet güvenlik mahkemelerine çıktım. Şimdi de özel yetkili mahkemenin huzurundayım. Bunu anlattığım avukatım Sayın Serkan Günel 'Demek ki siz bir tek boşanma davanızda tabii hakiminizi karşısına çıkmışsınız” dedi. Mahkemenizin bu ülkede gazeteci ve yazarların düşüncelerinden dolayı olağanüstü mahkemelere çıkarılmaları çilesine son verilmesi için bir ilk adım atmasını diliyorum ifadelerini kullandı. Yurdakul, "12 Mart'ta 20 ay Mamak askeri cezaevinde tutuklu kaldım. 12 Eylül'de yazdığım yazılar nedeniyle 200 yılı aşan hapis cezasına çarptırıldım. TCK 142. madde kaldırılınca hepsi sıfıra indi. O zamanlar "düşünceyi susturmanın" bahanesi "komünistlikti", şimdi "teröristlik". Yani temel hak ve özgürlüklere karşı husumetin mantığı açısından hiçbir fark yoktur. Hazırlık soruşturmasının usulündeki mantık açısından da pek bir fark olduğu söylenemez. O zamanlarda suçlama için sanıktan delile gidilirdi, şimdi de sanıktan delile gidiliyor. O zaman da düşüncelerinden hoşlanılmayan bir kişi tutuklanıp sona ona uygun bir suç uydurulurdu. Şimdi de öyle yapılıyor" dedi. Yurdakul, "Ben 1963'ten beri gelmiş geçmiş bütün iktidarları kalemiyle eleştirmiş bir yazarım. Talimat almaya ihtiyacımın olmadığını herkes bilir. Bundan 30 yıl önce meydana gelen Maraş Katliamı'nı da, Çorum Katliamı'nı da gazeteci olarak yerinde izledim. Çorum'da çektiğim fotoğraflar, yazdığım haber ve köşe yazıları Aydınlık gazetesinin arşivinden bulunabilir. Yine bundan 30 yıl önce bir öğretim üyesinin katledildiğini Trabzon'a gazeteci olarak araştırmak için giderken gözaltına alındım. Şimdi 30 yıl önceki bu iki olay iddianame ve eklerinde "suç delili" olarak yer alıyor! Nedeni, o olayları birlikte izlemiş olduğum iki arkadaşımın Ergenekon davasının tutuksuz sanığı olmalarıdır. Sanık adı üstünde sanıktır. Onunla telefon konuşması yapmış olmanın örgütsel irtibat sayılması gülünçtür. Üstelik bu arkadaşlarımla görüşmelerim ortada daha Ergenekon davası adı bile yokken yapılmıştır" diye konuştu.

YURDAKUL ANLATTI SALON GÜLDÜ

"Derin devletle ve askeri darbelerin arka planıyla ilgili dört araştırma kitabı yazdım" diyen Yurdakul şunları söyledi:

"İddianameyi ve eklerini okuyup bitirdiğimde geçmişte yaşadığım bir olayı daha yeniden yaşar gibi oldum. 12 Eylül'den sonra, 1981 yılında gittiğim Brüksel'de Türk işçileriyle resmi makamlar arasında tercümanlık yapıyordum. Brüksel'in bir mahallesi.. İşte bu Türk lokantalarından birinde bir gün bir olay olmuş. Bir Türk, bir baş soğanı "bizim usul" kırmak istiyor. Soğana yumruğu indirince cücüğü fırlıyor ve karşı masada yemek yemekte olan başka bir Türk'ün gözüne geliyor. Rastlantıya bakın ki, bu iki kişi arasında uzun zamandır süren bir husumet var. Gözüne tesadüfen soğanın cücüğü isabet eden kişi, bu düşmanlığın verdiği hırsla "vay, bana ha!" diyerek masadan çatalı, bıçağı kapıp ötekine saldırıyor. Kavga, karşılıklı yaralama, polis müdahalesi derken olay mahkemeye intikal ediyor. Gözüne cücük isabet eden kişi, soğanı yumrukla kırmak isteyenden "beni öldürmek istedi" diye davacı olmuş. Duruşmada ben davalı tarafın, yani "soğanın cücüğüyle adam öldürmeye teşebbüs eden" kişinin ve avukatının tercümanıyım. Gözüne soğanın cücüğü isabet eden davacı iddiasında ısrar ettiği için davada yol alınamıyor. Yargıç, olaydan hiçbir şey anlamadığı için zor durumda. Bu yüzden benden yardım almak istiyor ve soruyor: "Mösyö, sizin ülkenizde buna çok sık rastlanır mı? Yani insanlar, böyle soğana yumruk atmak suretiyle kavga ederler mi?" Ben de Belçikalı yargıca bu kişilerin zaten uzun zamandır kavgalı olduklarını, soğanın bahane olduğunu anlatıyorum. Şimdi OdaTV iddianamesine bakınca aklıma o yargıç geliyor. Velev ki bu iddianameyi okumuş olsa diyorum. Acaba bana şöyle sorar mıydı? "Mösyö, sizin ülkenizde terör örgütü böyle mi oluyor? Yani yazıyla, kitapla mı adam öldürülüyor?" Bizim davamızla ilgili yabancı basında çıkan haber ve yorumları takip etmeye çalışıyorum. Bu davadaki suçlamaların dışarıdan görünüşü aynen "soğanın cücüğüyle adam öldürmeye" benzemektedir."

Doğan'ın bu konuşması salonda gülüşmelere neden oldu.

"BURADAN ÇIKACAĞIM YİNE YAZACAĞIM"

"Benim mesleğim yazı yazmaktır. Başka iş bilmem" diyen Yurdakul, "17 yaşımdan beri ekmeğimi yazı yazarak kazanırım. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde yazdıklarım nedeniyle suçlandım, işkence gördüm, hapse atıldım. Çıktım, yazmaya devam ettim. Tekrar atıldım, çıktım yine yazdım. O dönemler geçti, beni hapse atanlar unutuldu gitti, ben hala yazıyorum. Şimdi yine hapisteyim, buradan da çıkacağım ve yine yazacağım. Elim kalem tuttukça, ölünceye kadar yazmaya devam edeceğim. Suçlanan yazılarda yazanlar benim düşüncelerimdir. Beğenen de olur, beğenmeyen de. Hakaret sınırlarını aşmadıkça düşünceyi ifade etmenin tek yaptırımı beğenilmemektedir. Düşünceyi ifade ederek "silahlı terör örgütü" suçu işlendiğini iddia etmek, yasalarda olmayan yeni bir suç türü icat etmektir. Bunu çağdaş hukuk da kabul etmez, çağdaş insan da kabul etmez, ben de kabul etmiyorum. Yaşadığım bu dejavuyu, bu kötü gerilim filmini sayın heyetinizin sona erdirmesini umuyorum ve diliyorum. Hakkımdaki iddialar asılsızdır ve yersizdir. Tahliyemi talep ederim" diye konuştu.

YURDAKUL'UN 2 SABIKASI VARMIŞ

Savunmanın ardından mahkeme başkanı Mehmet Ekinci, Yurdakul'un hakaret suçundan 2 sabıkasının olduğunu ve doğru olup olmadığını sordu. Sanık Yurdakul ise kaydın kendisine ait olduğunu belirterek, "Ancak silinmiş olması gerekirdi" dedi. Söz alan Yurdakul'un avukatı Hüseyin Ersöz ise müvekkilinin sağlık sorunlarının ciddi boyutta olduğunu belirterek tahliyesine karar verilmesini istedi.

KİTABIMI YAZARKEN DAHA ODA TV BİLE KURULMADI

ODA TV davasının 7'inci duruşmasında tutuklu sanık Müyesser Uğur savunmasını tamamladı. Uğur, duruşmada kendi yazdığı kitapları göstererek, "Şu bir bomba, şu bir molotof, şu bir silah" dedi. Bir kitabını yazarken henüz Oda TV'nin bile daha kurulmadığını söyleyen Uğur, "50 yaşına 2 kala terörist olunca heyecanımı maruz görün" dedi.

"SAVUNMA YAPMAYA DEĞİL, DERTLEŞMEYE GELDİM"

ODTÜ'den gelen bilirkişi raporunda bilgisayarında çıkan verilerin virüslü olduğunun ispat edildiğini öne süren Uğur, bu raporun 2,5 ay önce mahkemeye sunulduğunu söyleyerek, "Adalet mekanizmasının hızlandırılmasından bahsediliyor. Biz yardımcı olduk. Ama dikkate alınmadık" diye konuştu. Uğur, "1 dakika dahi yatmayı gerektiren suç olmadığı halde biz 2-3 ay daha bekleyeceğiz" dedi. "İddianamede 3,5 sayfa yer tutuyorum. Sayfa başına 100 gündür yatıyorum. Olmayan örgütün, olmayan medyasının, olmayan teröristi olarak burada tutuluyorum" diyen Uğur, aslında savunmaya yapmaya değil dertleşmeye geldiğini söyledi. "Polisler eve geldiğinde canlı bomba gibi bilgisayara saldırdılar. Silah yok, cebir yok, şiddet yok, nasıl bir terör örgütü? Seyirciye de inandırıcı gelmiyor" diyen Uğur, bu ileri hukuku tanımadığını bu yüzden savunma yapmadığını söyleyerek bundan sonra davayla ilgili herhangi bir cevaplama yapmak istemediğini belirtti.

BU DAVA, VARSAYIMLARA DAYANIYOR

Müyesser Uğur'un savunmasını tamamlamasının ardından avukatı Nebi Doğan konuştu. Doğan müvekkilinin tahliyesini dava sonunda ise beraatine karar verilmesini talep etti. Duruşmada tutuklu sanık Coşkun Musluk'un savunmasına geçildi. Musluk, "Bu dava varsayımlara dayanıyor. Ben bu davada savunma yapıyor olmaktan Türkiye adına utanç duyuyorum" diye konuştu. Davaların arkasında Gülen Cemaatinin olduğunu öne süren Musluk, "Bu arada Fethullah Gülen'e buradan teşekkür ediyorum. Benim bilgisayarımda virüs bulunamadı" diye konuştu.

(UGK)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • YGS'de ek süre bugün son15 Ocak 2012 Pazar 10:57
  • 1 milyon 800 bin kişiye uyarı15 Ocak 2012 Pazar 10:48
  • Karayoluna ilginç kavşak15 Ocak 2012 Pazar 10:43
  • İsrail'in ABD'yi deli eden planı15 Ocak 2012 Pazar 10:40
  • Suriye'de genel af15 Ocak 2012 Pazar 10:37
  • Cinnet geçirip ailesini katletti15 Ocak 2012 Pazar 10:13
  • Önce kaptan terketti15 Ocak 2012 Pazar 10:07
  • Tartışılan oyun sahnede15 Ocak 2012 Pazar 09:57
  • Başkent'te kar devam edecek15 Ocak 2012 Pazar 09:48
  • Domuz gribi geri döndü15 Ocak 2012 Pazar 09:37
  • Çok Okunanlar
      Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
      Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
      E-Posta: info@sansursuzhaber.com