CHP İstanbul için Berhan Şimşek'i düşündü

CHP İstanbul için Berhan Şimşek'i düşündü
Berhan Şimşek CHP'de gelinen son noktayı değerlendirdi. İstanbul İl başkanlığı için adının geçtiğini öğrenen Şimşek, bu teklifi kabul etmeyeceğini belirtti.

CHP'li Berhan Şimşek Ege'de son söz adlı internet sitesine verdiği bir röportajda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte Şimşek'in o röportajı...

Sondan başlarsak… CHP’nin üst yönetiminde krizler bitmek bilmiyor. Bir dönem sizin de çatıştığınız Kılıçdaroğlu yönetimindeki 2 yılı genel hatlarıyla değerlendirebilir miyiz?

 
Öncelikle 2010’un 7 Mayıs tarihi itibariyle görüşmek lazım. Yani Deniz Bey’in gidişi, Kemal Bey’in gelişine… Tam da o tarihte CHP’nin oylarının artışta olduğunu görürsünüz. Sadece CHP’nin de değil MHP’nin oyları da artıyordu. AKP’nin yüzde 36-37 bandına gerilediği bir süreçti. Kemal Bey tam da bu noktada genel başkan oldu. Kemal Bey’in gelişi ile birlikte müthiş bir sinerji ve enerji oluştu. Örgüt üzerine adeta bir iliz yon yansıdı.
 
GENEL AF SÖYLEMİ BÜYÜK BİR TALİHSİZLİKTİR


Kemal bey ile ilk sınavı, referandum sürecinde verdik. 26 maddelik referandum metninde, CHP olarak sadece 2 maddeye karşıydık aslında. Ama stratejik olarak bazı hatalara düştük. Benim de PM üyesi olduğum dönemdi. Deniz Bey bu konuyu PM’ye getirdiğinde orada bir konuşma yapmış ve o gün karşı çıktığımız 3 madde dışındaki tüm maddelere destek vermemiz hatta 367 sınırının da üzerine çıkarmamız gerektiğini açıkça önerdim.

Sayın Cumhurbaşkanı’na onay için gidecek 27 maddelik (1 madde mecliste düştü) referandum paketinde sadece bizim karşı çıktığımız 2 madde dışında tümünün 367 oyun üzerinde meclis desteği olması gerektiğini eğer böyle olursa Cumhurbaşkanı’nın 367’nin üzerinde oy alanlarla alamayan 2 maddeyi ayırabileceğini savundum.
Ama olmadı. Aslında referandumda karşı olduğumuz sadece iki madde vardı. O da yargının ele geçirilmesi ile ilgili olan maddelerdi. HSYK’nın ve de Anayasa Mahkemesi’nin yeniden düzenlenmesini içeren maddeler.

PM’de düşüncelerimi söyledim. Şerh koyduğumuz iki maddeyi 330’un altında bırakalım, geriye kalan 24 maddeyi de 367’nin üzerinde bir oyla kabul edelim önerisini getirdim. Cumhurbaşkanının önüne böyle bir durumda çıksaydık, bakacaklardı 24 madde oy birliği ile kabul görmüş ve sadece 2 madde reddedilmiş, o zaman referanduma iki madde üzerinden gidilebilirdi. Cumhurbaşkanı eğer, bu tutumumuza karşın bütün maddeleri referanduma sunsaydı o zaman halka söyleyecek sözümüz olacaktı. 12 Eylül’ün yargılanmasına karşı olduğumuz tezi başta olmak üzere diğer 23 maddeye karşı olduğumuz tezini ancak bu şekilde çürütebilirdik. Referandumdaki ilk talihsizliğimiz budur.

Ancak sadece bunlar değil tabi ki…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesinin sonrasına denk gelen referandum sürecinde bir takım başka hatalar da oldu. Bu hatalar ciddi kırılma noktaları yarattı. Bana göre ilk ve en önemli hata Tunceli mitingindeki terör örgütünü de kapsayan ‘genel af’ söylemidir. Sayın genel başkan tarafından aniden ortaya atılan genel af söylemi. Öteki önemli hata Avcılar Belediye Başkanının çok talihsiz bir şekilde “Referandumda evet derseniz rahibe kıyafeti giyersiniz” şeklinde bir afiş asmasıydı. İkinci ciddi kırılma noktası da bu oldu. Ve bu etkiler, ters tepki yaparak ‘hayır’ demesi beklenen seçmeni ‘Evet’ oyu kullanmaya yöneltti. İlk başta vurguladığım hamleler yapılmış, süreç içindeki üç talihsiz kırılma noktaları yaşanmamış olsaydı bu referandumda ‘hayırlar’ evetlerin üzerine çıkabilirdi.

Biz referandumdan sonra Türkiye genelinde yüzde 42’ye karşılık gelen Hayır oylarına sahip çıkamadık. Çünkü bu hayır oylarının en azından yüzde 35’i CHP’nindi. Ama ‘hayır’ tezimize katılan seçmene hâkim olamadık. Bunun en önemli nedeni referandum sonrasında da partide bir takım sorunların peş peşe yaşanmasıydı. Bir anda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tüzüğün uygulanmasına yönelik yazısı ile karşı karşıya kaldık. Bu yazı hem Genel Başkana hem sekreterliğe geldi. Buraya dikkat… Çünkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kişiye özel yazı gönderemez, kuruma gönderir. Ama Kılıçdaroğlu’nun şahsına da bu yazı geldi. Bu yazı ile birlikte yaşanan malum gelişmeler Kılıçdaroğlu’nun gelişi ile yakaladığımız enerjimizi önemli ölçüde azaldı, parti yeniden içe, iç kavgalarına döndü.

ÖNDER SAV O GÜN DOĞRUSUNU YAPTI

Tüm bu anlattıklarınızdan sonra Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa getirilmesini bir hata olarak mı görüyorsunuz?

Hayır… Sayın Önder Sav o dönemde doğru olanı yaptı. Kılıçdaroğlu’nun elini havaya kaldırmasaydı en az üç- dört arı isim de aday olabilirdi. O zaman da CHP üst yönetimi yamalı bohça gibi bir hal alacaktı. Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı sürecinden tanınıyordu. Dosyalar, tartışmalar derken kimsenin itirazı olmazdı, olmadı da. Genel başkanlık için ismi geçenler arasında o dönemde en öndeki arkadaştı. Kurultay’da da 1189 oy ile Kılıçdaroğlu’nu genel başkan seçtik. CHP tarihinde böyle bir destek yoktur, olmamıştır. O dönemde, Kılıçdaroğlu’nun genl başkan seçilmesi, yapılabilecek en doğru şeydi. Ve Önder Bey de bunu çok doğru tespit etti. Ben Baykal ve Sav ile hiç siyaset yapmadım ama bu partiye vermiş oldukları emeklerinden dolayı da hiçbir zaman saygıda kusur etmedim. Kemal Bey, o günün şartlarına göre yanlış bir isim değildi ama referandumdan sonra sorunlar çok kısa sürede kuşkuları arttırdı. Apar topar bir kurultay süreci başladı. Sayın Kılıçdaroğlu, keşke söylediği gibi (Aralık 2010 Kurultayı) korku imparatorluğunu yıkabilseydi. Ben o dönemde yine söyledim. ‘Korku imparatorluğu yıkılıyor ama korkunç bir imparatorluk kuruluyor’ dedim. O dönem ne kadar haklı olduğum şimdi ortaya çıkıyor. Gürsel Tekin bile istifa ederken, benim o gün kullandığım ‘korkunç imparatorluk’ deyimine atıfta bulunmuş. Basından öğreniyorum bunu. Bu çok önemli! Ben İstanbul’u teslim ettiğimde yüzde 38 oyumuz vardı, net ve tartışmasız. Referandumda aldığımız oyun yüzde 7’si de başka partilere aitti.
 
Peki, Kılıçdaroğlu nerelerde hata yaptı?

O hata yapmadı. Lider olunmaz lider doğulur diye bir söz vardır ve her liderin mutlaka bir hikayesi vardır. Marks’ın, Lenin’in, Atatürk’ün, Hitler’in, Demirel’in, Ecevit’in, Menderes’in, Erbakan’ın bir hikayesi vardır. Mesut Yılmaz ve Çiller’in yoktur mesela. O yüzden de yelle gelip, selle gittiler. Kemal Bey, siyasi hikayesi olan bir insan değilmiş. Bir hikayesi olmadığını şimdilerde daha iyi fark ediyoruz. Kemal beyin olmadığını ve Kemal bey ile bu işin yürümediğini ben değil istatistikler, araştırmalar söylüyor. Göreve geldiği zaman toplum tarafından beğenilirliği tavan yapan Kılıçdaroğlu’nun, son anketlere göre beğenilirliği yüzde 11.9’a geriledi. Aynı ankelerde CHP’nin oyunu yüzde 19 civarı olduğunu dikkate alırsak, Kemal Bey partinin 8 puan gerisine düştü. Göreve geldiğinde partinin üstünde bir değerle kabullenilen Kılıçdaroğlu şimdi partinin gerisine düşmüşse durup düşünmek gerekir. CHP oylarının gerisinde bir Kılıçdaroğlu gerçeği var bugün. Ve bu gerçekle CHP örgütü yüzleşmek zorundadır.

KILIÇDAROĞLU’NUN ÖTEKİ MYK’SI VAR MI?

Son iki yılda sürpriz kararlar, çıkışlar yaparak en yakınlarındaki isimleri bile şaşırtan Kılıçdaroğlu’nun bir başka MYK’sı olduğu ‘tezi’ doğru mu sizce?
 
Göreve geldiğinde bu yana 4 kez MYK değişti. Beşinciyi de değiştireceğini duyuyoruz ancak yaklaşan kurultay şimdilik buna engel.
4 kez de İstanbul İl Başkanı değiştirildi. İstikrarsızlık diz boyu…. Yapılan kamuoyu yoklamalarında ve parti içi değerlendirmelerde bunu duyuyoruz. TESEV üyeliğinden bahsediliyor. Bazı partililerin duyduğu bu endişe, örgüte ve kamuyouna yansıyorsa demek ki ortada bir sorun var. Bu da gösterir ki bu günkü MYK, kâğıt üzerinde bir MYK mı acaba? CHP dışarıdan bir mutfak tarafından mı idare ediliyor? Kaygılarını dile getiren arkadaşlar yok değil.

DEVŞİRME, LEJYONER YÖNETİMLE BU İŞ OLMAZ!

Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında geçen son 2 yıldaki en büyük hatalar ve kırılma noktaları nelerdir?
 
Parti üyesi olmayan ve hayatında hiç genel merkezin adresini bilmeyen 47 kişi milletvekili yapıldı mesela. Devşirme ve lejyoner milletvekilleri ile bu işin olmayacağı çok açık. Biz bir örgüt partisiyiz. Ben zamanında bunların hepsini söyledim. ‘Şimdi bizim üstümüzü birileri çiziyor ama zamanı gelince o kişilerin de üstünü tarih çizecek’ dedim. Bir yıl geçti aradan! Yemin töreninin ardından 80’e yakın milletvekili arkadaşımız TBMM kürsüsüne çıkıp da bir konuşma yapmamış. Milletin vekilleri, Milletin kürsüsünden millet adına bir konuşma yapmamış. Bu nasıl olur? Bunlara Gürsel Tekin de dâhil. Bu arkadaşlar bulunmaz Bursa Kumaşı mı? Parti kimliği bu kadar yok sayılabilir mi?
Birinci kırılma noktası budur. Yani parti örgütünün yok sayılması. CHP gibi siyasal bir hareket olarak doğup ‘devlet kurmuş’ yarım asrı aşkın süre ‘iktidar yüzü’ görememiş olmasına rağmen dağılmamış, örgütünün gücüyle ayakta duran asırlık bir çınarın köklerini, dallarını kimse yok sayamaz. Hep söyledim yine söylüyorum. CHP bu ülkenin çimentosudur. CHP çözülürse Türkiye çözülür.

HAYATI BOYUNCA CHP’YE OY VERMEMİŞ VEKİLLER VAR!

Örgütün yok sayıldığı, 40’ın üzerinde vekilin bırakın parti üyeliğini hayatları boyunca CHP’ye oy bile vermeyip karşısında çalıştığı gerçeğiyle yüzleştik genel seçimler sırasında. Bugün TBMM kulislerinde ‘Ben hayatımda CHP’ye hiç oy vermedim ki’ diye itirafta bulunan CHP milletvekilleri var.
 
Sonraki süreçte CHP isminin başına ‘Yeni’ sıfatı eklendi. Nasıl yani? Üye olmayan ve genel merkezin önünden geçmeyen isimlerin milletvekili yapıldığı bir parti mi Yeni CHP oldu? Bu da ikinci kırılma noktasıdır bana göre. ‘Yeni’ sıfatı ile birlikte partinin dili, kimyası bozuldu. Atatürk ve ulusalcılığı konuşmaz olduk. Dersim olayları, bu toplumun yaşadığı en acı olaylardan biridir ancak Dersim olaylarını ‘bir katliammış gibi’ adeta kabul ederek Recep Tayyip Erdoğan’ın eline çok önemli bir koz verdik. O da her grup toplantısında tarihin tozlu sayfalarından bazı belgeler ve gazete haberleri üzerinden İsmet İnönü’yü yargılamaya başladı.
Aslında İsmet İnönü’yü yargılıyormuş gibi görünüp özünde CHP’yi ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştırma operasyonu yapıyor Başbakan Erdoğan. Ne yazık ki bu kozu ona biz yani CHP’yi yönetenler, CHP rozetini taşıyan milletvekilleri verdi.

BİZ DE CUMA’YA GİDERİZ AMA MEDYA ORDUSUYLA DEĞİL

Genel Başkan’a kimler akıl verdi, kimler söyletti bilmiyorum ama ‘Laiklik tehlikede değil’ diye bir açıklama bile yaptı geçenlerde. Laiklik olmadan ezan da, hazan da, cem de, semah da özgür olamaz. Laiklik tüm dinlerin güvencesidir, teminatıdır. Bakın Kur-an kurslarını 3 yaşına kadar indirdiler. Laikliğin tehlikede olmadığını söylüyoruz ama Tayyip Erdoğan’ın, kendini peygamber ilan ettiği ve tek din kavramını savunduğu bir süreçten geçiyoruz! Ben Deniz Bey’in bir gün bile orucunu yediğini görmedim. Ya da biz; namazımızda insanlarız. Cuma’ya gideriz ama kimsenin gözüne sokmayız. Medya mensuplarıyla birlikte gidip namaz çıkışı miting yapmayız. Kılıçdaroğlu’nun yanlış politikaları ile AKP’den daha AKP’li söylemler parti örgütünü ve seçmeni rahatsız etmeye başladı. Biz bu yanlışı yaparken, Recep Tayyip Erdoğan laikliğin önemini kavradı ve Mısır’ın Tahrir Meydanı’nda laikliğin faydalarını anlattı.
 
Hiç işimiz yokmuş gibi Sayın Genel Başkan, AKP ile eleştirirken bile ‘1940’lı yılların CHP’sini görüyorum’ gibi absürt bir ifade kullandı. CHP Genel Başkanı, partisinin tarihini geçmişini savunamazsa Recep Tayyip Erdoğan da, doğru yanlış aklına gelen kulaktan dolma her şeyin içini boşlatmak ister. Camilerin ahır yapıldığı eleştirilerine maruz kaldık. Kimse de çıkıp demedi ki ‘Ey Tayyip Erdoğan; o camilere at ve eşşekler bağlanmasaydı, samanlar depolanmasaydı o savaşlar kazanılamazdı! Bunları çıkıp kimse söylemiyor. Genel başkanın, ağzını doldura doldura bunları anlatması lazım. Eğer o mücadele verilmeseydi Tayyip Erdoğan bugün başbakan olmazdı. Çok özlediği, yanıp kavrulduğu şeyh, şıh, molla kimliği ile bugün Mele Tayyip olurdu. Bunları çıkıp kimse söylemiyor. Genel başkanın bunları anlatması lazım. Arap Baharı’nı söylemesi lazım… Bahar getirdik diyorlar ama kadın işin içinde yok. Oysaki bahar kadın ile gelir. Cumhuriyet’in ilanından sonra medeni kanun kabul edildi. Devrimin baharı böyle olur. Bahar diyorlar ama kadın yok. 1926’da Mustafa Kemal bunu yapmış.

SEBAHATTİN ALİ’Yİ BEN ÖLDÜRMEDİM! ONDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM!

Her ne hikmetse ve yine kim akıl verdiyse bilinmez, Genel Başkan kalktı ‘Sabahattin Ali’yi biz öldürdük’ dedi. Bunu neye dayanarak söyledi bilmiyorum. Sabahattin Ali’yi ben öldürmedim arkadaş! Ben Sabahattin Ali’den öğrendim. ‘Geleceksen bir gün düşüp ardıma, kula değil yüreğine sor beni’ demeyi öğrendim. Yani Sebahattin Ali’yi öldüren Milli Emniyet Mensubu Ali Ertekin’dir. CHP Kurumu öldürmedi. Hrant’ı da Tayyip mi öldürdü diyeceğiz yani? Genel Başkan’ın aslında seçilmekte ve bu kırılma noktalarında suçu yok. Tüm suç, o iki dosyası onun eline verenlerde. O iki yolsuzluk dosyası Kılıçdaroğlu’nun eline verilmeseydi, tüm bunlar olmayacaktı. Çünkü Kılıçdaroğlu Genel Başkan olmaya hazırlıklı değildi. CHP genel başkanlığı önemli bir koltuk.
Evet, Türkiye’de bir iktidar sorunu var. Ama bir o karar da muhalefet sorunu var. Ya da muhalefet boşluğu var. Bakınız Recep Tayyip Erdoğan dış güçler tarafından ülkeyi yönetmek üzere getirilen bir yöneticidir. Ve Türkiye’nin başbakanı değil bana göre dış güçlerin Türkiye’yi yönetme müdürüdür Erdoğan. CHP, muhalefeti ne yazık ki hak ettiği ölçüde yapamıyor. Ya Recep Tayyip Erdoğan’ın eline kozlar veriyoruz. Ya da Erdoğan’ın belirlediği Türkiye siyaseti ve gündeminin peşine takılıyoruz. CHP’nin acilen bu yanlışlardan dönmesi halkın saklanan, gizlenen, üzeri örtülmeye çalışılan gündemini meclise taşıması gerekiyor.

GÜRSEL TEKİN KAN KUSUP KIZILCIK ŞERBETİ İÇTİM DEMELİYDİ

Peki, son krizi baz alırsak Gürsel Tekin’in ayrılmasıyla patlak veren kriz hakkında ne söyleyeceksiniz? Gürsel Tekin’in sorunu neydi size göre?

Gürsel Tekin’in parti ile değil de partinin yapılanması ile ilgili sorunları olduğunu düşünüyorum. Bizim, 30 bin kişinin oluru ile kurultay yaptığımız bir süreçte, tuttu, ikinci bir liste çıkardı. Son gece Ankara Dedeman Otel’de. Turuncu Devrim yapmaktan söz etti. Bunun adı selden kütük kapmaktır! Ben İstanbul İl Başkanı olduğum zaman boş kasa teslim aldım. Bazı partililer de tersime çalıştı referandumda. O il başkanı iken ben Parti Meclisi üyesiydim ve her etkinliğinde ter akıttım. Benim görev yaptığım 7 aylık süreçte o bir kez bile il başkanlığını ziyaret etmedi. Beni genel merkeze gönderen Kılıçdaoğlu’dur. Genel Merkez’den İstanbul’a atayan yine Kılıçdaroğlu’dur. İl başkanlığından sonra ‘mecliste sana ihtiyacımız var’ diyerek istifa ettiren ve milletvekili adayı olmamı talep edip listesine almayan da O’dur. Çatıdan, damdan düşmenin en has örneklerini ben yaşadım ve o süreçte aynaya hiç bakmadım. Benim tavsiyem Gürsel Tekin önce bir aynaya baksın. Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin uğruna bu partinin omurgasını parçaladı. Hafızasını sildi. Esasen Gürsel Tekin’in istifa krizi yaratıp üzerine söz söylemesi yanlıştır. Yani kişisel hırsına yenilmeyip, her halükarda ‘Kan kustum ama kızılcık şerbeti içtim’ demeliydi.
 
Geçen gün bir toplantıda ‘İstanbul’u Berhan Bey toplar’ demişler. Sayın Genel Başkan da ‘kabul etmez’ demiş. Haklı. Kabul etmem! Çünkü Kemal Bey elimi gelip kaldırsa, nerede ve ne zaman bırakacağını düşünürüm. Bunu düşünmek ve bu tereddüdü yaşamak gerçekten çok acı. Bir alışkanlık haline gelmiş, tuttuğu elleri bırakıyor Sayın Kılıçdaroğlu.

HERKES İÇİN CHP SLOGANININ ALTINDAKİ YAZI: CHP’LİLER HARİÇ!

Peki, çizdiğiniz bu tabloya göre CHP nereye gidiyor?

Parti tavada yağ gibi, güneşte kar gibi eriyor! Söylenecek tek bir söz var: Olmadı Kemal Bey! Bunu genel başkanın etrafındaki pek çok kişi dile getiremiyor. Çünkü herkes yerel seçimlerde acaba meclis üyesi olur muyum, belediye başkanı ya da il genel meclis üyesi, milletvekili olur muyum, konumumu kaybeder miyim diye düşünüyor. Çünkü ne yaptıksa, genel merkez de bunu bildikleri için yerel seçimlerde ön seçim yerine genel merkez ataması olarak kabul edildi. Bu anlayışın CHP’yi iktidara taşıması mümkün değil. Ben, bu kadroda CHP’yi yönetecek bir irade göremiyorum. Çünkü arkadaşlarımızın göremediği bir husus var. O da şu: Herkes için CHP sloganının altında, sanırım son günlerde fark ettiğimiz bir yazı çıktı. Herkes için CHP- ‘CHP hariç’… Anadolu’da bir tabir vardır. Böyle bir yapının et tutması mümkün değil. Bu şekli ile bu yönetim devam etmez. Ya yol ver, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil! Ben genel başkan Kılıçdaroğlu’nun da kendisi ile başbaşa kaldığında, artık yürümediğini düşündüğüne inanıyorum. İttire ittire bu işler olmaz. Aradan iki yıl geçti. ekonomi ile ilgili programlarını soruyorlar ‘Arkadaşlarımız çalışıyor’ yanıtını veriyor. Dış politika diyorsunuz ‘Arkadaşlar yol haritası hazırlıyor’ cevabı veriliyor. Kılıçdaroğlu, genel başkan olduğunda örgütü dağıtmadan barıştırsaydı ve oturduğu koltuğun hacmine göre hareket edebilseydi parti de kendisi de bugün büyük yol alırdı.

MISIRLILAR MÜBAREK’İ YIKTI BİZ OYLARIMIZLA MÜBAREK YARATTIK

Size göre CHP’nin rotası nasıl çizilmeli, hemen şimdi neler yapılmalı?

Öncelikle yapamadıklarımızdan başlayıp iktidarın profilini çizmek gerekiyor. CHP olarak biz, AKP’nin 10 yıllık saltanatını yıkacak büyük resmi insanlara gösteremedik. Umut vaad edemedik ve savunduğumuz değerlere insanları inandıramadık. AKP’nin şanslı tarafı budur. Biz hedeflerimizi slogan olarak dile getirdik ama içini dolduramadık. AKP,  şu dönemde siyaseten en güçlü noktada, sosyolojik olarak da en zayıf noktada... Herkesle kavgalı. Korku ile herkesi sindirmiş. Bu süreçte sadece Pensilvanya’dakine kafa tutamıyor. Mısır halkı Tahrir Meydanı’nda, Hüsnü Mübarek’i devirirken, biz de kendi oylarımız ile yeni bir Hüsnü Mübarek yarattık. AKP’ye yüzde 50 oy veren yurttaşlarımızı elitist ve seçkinci anlayışımız ile eleştirdik. Bu tür yaklaşımlar, toplumu bizim politikalarımızdan soğuttu. CHP’nin, toplumu ileriye götürecek kadroları elbette ki var. Bunu kullanmak bir yana, bir genel başkan yardımcısı (Erdoğan Toprak) çıktı dedi ki ‘Ulusalcı, yurtsever kabuğu kıracağız CHP’de’ dedi. Sosyolojik olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın en zayıf olduğu süreçte AKP. Ülkeyi karpuz gibi ikiye ayırdılar. Bunun somut örneği de, TİME dergisinde en popüler iyi 123 bin, en popüler kötü de 183 bin oy alması gösterilebilir. Bu rakam da ikiye ayrılmış bir Türkiye resmini bize veriyor. Tayyip Erdoğan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti gibi. AKP kendi yüzde 50’sine Türkiye’yi sunuyor. Parayı, kadroları, ihaleleri, ilişkileri… ama diğer yüzde 50 AKP için yok. Devlet kadrolarında, üretimde kadın yok. Türkiye’nin yıllarca birikmiş ekonomisini taşıyan şirketler ihalelerde yok. Kendi bürokrasideki kadroları ile AKP’nin gelebileceği yer buraya kadar. Buradan öteye taşıyabilmesinin mümkün olmadığını görüyorum. Çünkü gerçek şudur: Mutlak iktidarlar, mutlak dejenerasyonu getirir. Evet, tam bu noktada CHP halka umut vermeli, büyük resmi göstermeli. Sorunları anlatan değil, çözümleri anlatan CHP olmalı. Ama ne yazık ki biz yan yana koşarken birbirimize çarpıyoruz.
 
Recep Tayyip Erdoğan’ın da bir gün gideceğine kendimizi inandırmalıyız. Bunu oturduğumuz koltuktan değil, toplumun bütün katmanları ile barışarak CHP’nin özgürlükten istihdamdan eğitimden sağlıktan, dış politikadan projelerimizi anlatabilmeliyiz. İnandırıcı projeler sunmalıyız. Ama biz şuan içinde yaşadığımız psikolojisi, korku ve ümitsizlik psikolojisi. Umudu ve umudun kültürünü halka taşımalıyız. AKP’nin yok saydığı Türkiye’nin yüzde 50’sine CHP’nin büyük hedefini, büyük resmini göstermeliyiz. İşte o zaman AKP’nin yok saydığı Türkiye değil, Türkiye’nin yüzde yüzü bize inanacaktır.  Onun için, önce biz söylediklerimize ve yaptıklarımıza inanmalıyız. Sokrates’İn bir sözü var. Diyor ki ‘Önce sen kendini inandır, sonra insanlar inanır sana ve sonra tüm ülke inanır’ inandığınız, söylediğine inanan, halka güven telkin eden duruşu ve ifadeyi halkla buluşturmalıyız.

HİTLER GİTTİ, MUSSOLİNİ, LENİN GİTTİ ERDOĞAN DA GİDER

Peki, bu yapıyla CHP’nin iktidara geleceğini ya da mevcut siyasi iktidarın yıkabileceğine siz inanıyor musunuz?

Ben her şeyden önce ‘Recep Tayyip Erdoğan gitmez, 2030’a kadar başımızda kalır’  diye bir anlayışı kabul etmiyorum. Mussolini gitti, Marks, Lenin, Hitler gitti ama arkadaşlarımız Recep Tayyip Erdoğan hiç gitmeyecek mantığını kafalarında oluşturmuşlar. Ne acı ki buna Kemal Bey de inandı. Fatih Projesi’ni, İhale Kanununun dışında yapılandırdıklarını, 2030 yılına kadar tüm rantların bağlandığını, 20 milyar dolar gibi bir rakamı istedikleri gibi alımlarda kullanacaklarını söylüyor. İyi de 2030 yılına kadar Erdoğan iktidarda mı kalacak Sayın Kılıçdaroğlu? İşte bu söylem, bilinçaltının dışa vurumudur. Kemal beye göre kalabilir ama bana göre Erdoğan ve arkadaşları 2014’te gidecektir. Buna inanmak gerekir. Ama bugünkü yapıyla tüm bunları başarmak zor. Görüldü ki Kemal Kılıçdaroğlu ekip kurmakta son derece başarısız. Tercih ettiği isimlerle kısa sürede yol ayrımı yaşaması bunun en büyük kanıtı. Bu noktada Kılıçdaroğlu ve yönetimine söyleyecek tek bir sözüm var. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Örgütü Dağıtmadan, parçalamadan kurultayda çarşaf liste yöntemini uygulasınlar. Çünkü bu sözü veren onlar oldu. Sözlerini yerine getirsinler. Örgüt doğru olanı bulacaktır.

CHP ÇÖZÜLÜRSE TÜRKİYE ÇÖZÜLÜR

Son iki yılında sizin de altını çizdiğiniz üzere çok sayıda kırılma noktası yaşayan CHP yeniden kurultaya giriyor. Tüm eleştirileriniz de gösteriyor ki mevcut yönetime alternatif bir hazırlık içindesiniz? Adınız kulislerde uzun süredir ‘genel başkan adayı’ olarak konuşuluyor. Genel başkan adaylığını düşünüyor musunuz?

Ben veya başka bir arkadaşımız, neden olmasın. Ama bizim anlayışımızda ben ve biz yok. Hepimiz varız. Ve CHP’de işlerin iyi gitmediğini herkes görüyor. Yeni bir duygu yeni bir anlayış, yeni bir kadro, başından yenisi silinmiş CHP’yi ayağa kaldırmalıdır. O günler yaklaştığında arkadaşlarımızla bu değerlendirmeleri mutlaka yapacağız. Bize dendiği gibi, şu an görev yapan arkadaşlara ‘hadi git’ demek için değil. CHP Türkiye’nin tutkalıdır, çimentosudur. Biz çözülürsek Türkiye çözülür.

ÖNCE EVİMİZİN ÖNÜNÜ TEMİZLEYECEĞİZ

Diyelim ki aday oldunuz ve de diyelim ki Genel Başkan siz oldunuz. Nereden başlarsanız ve de neler yaparsınız?

Biz iki Mustafa’yı barıştırmak istiyoruz. Biri Allahın resulü, elçisi, hak kabul ettiğimiz Muhammed Mustafa, diğeri bir fani, bir insan ve bu toprakların gelmiş geçmiş en büyük devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk’tür! Biz Atatürk’ü peygamber ilan etmedik. Bir fani insan olarak bu ülkenin kurtuluşunu ve kuruluşunu gerçekleştirmiş bir deha olarak kabul ettik. ‘Yandaş medya yarın Mustafa Kemal’i peygamber ilan etti Berhan Şimşek’ derse hiç şaşırmam. Yalnız Tayyip Erdoğan’ı peygamber ilan eden AKP’li il başkanlarını da unutmayalım. Bu ülkenin değerleri ile 90 yıldır inançla korunan Cumhuriyet devrimlerini barıştırmak bizim boynumuzun borcu. Bunu da demokrasi içinde yapacağız. Biz göreve geldiğimizde ilk önce evimizin önünü temizleyceğiz. Bu, tasfiye anlamına gelmez. Her biri çok değerli partili arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımıza da elbette ki sahip çıkacağız. CHP’yi barıştırmadan Türkiye’yi barıştıramayız. İlk önce CHP’yi, sonra Türkiye’yi barıştıracağız. CHP’nin, ülke sorunlarına 6 ayda reçete yazacak kadroları mevcutur ancak bu cesareti gösterecek akla ve hafızaya ihtiyaç var.

İZMİR’DEKİ DESTEĞİ ANALİZ EDERSEN İSTANBUL’U DA ÇÖZERSİN

İzmir, Sayın Başbakan’ın söylediği gibi Gavur değil, Gazi İzmir’dir. İzmir’de CHP yüzde 43 oy alıyorsa, siyaset sosyolojisi olarak ciddi bir araştırmaya ihtiyaç var. İzmir de Türkiye’nin bir laboratuarı, İstanbul da… Mardinlisi, Bitlislisi, Bingöllüsü, Tuncelilisi, Konyalısı, Edirnelisi... Hepsi İzmir’de mevcut. İzmir’de yüzde 43 alabiliyorsan İstanbul’da da alabilirsin demektir. Sen İzmir’den yüzde 43 oy alıyorsan, Türkiye’den de alabilirsin demektir. İzmir’in oy değerleri iyi analiz edilmelidir. İzmir’de, sana oy kazandıran tahlilleri iyi yaparsanız, İstanbul’da size oy kaybettiren nedenleri de ortaya çıkartırsınız. Bizim yapamadığımız budur. Benim anlayışımda, yönünü kaybeden birine yol sorulmaz. CHP’de yön kaybolmuştur. Onun için ifade ettiğim gibi Ya bir yol açsınlar, ya yol versinler, ya da yoldan çekilsinler.

TESEV ÜYELİĞİNDEN İSTİFA ET

Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Tayyip’i Amerika’nın getirdiğini öne sürerek bir yere varamayız. Bu inanç bizi yıkar. Ecevit’i Amerika getirmedi. Halka inanmak ve halka güvenmek lazım. Gücünü halktan ve haktan almak lazım. Başka yerlere bel bağlamak doğru değil. Madem Tayyip’i Amerika getirdi. TESEV üyeliğinden istifa et, neden Soros’un kurumuna üyesin? O zaman Soros’un kurumuna üye olduğunda Amerika karşıtlığın inandırıcı olmuyor. Çok iddialı söylüyorum. Ne acıdır ki bizi şu anda Atatürk bile kurtaramaz! Ortak aklı kullanıp, ortak hedefi oluşturursak Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne sahip çıkabiliriz. Ve onu kurtarabiliriz. Bir ülke, iktidardan umudunu kaybedebilir ama muhalefetten umudunu kestiği anda bitmiş demektir. Türkiye’de politikayı düzenleyen, görünmeyen bir el var. MHP benim meselem değil ama bu sistem Erdoğan’a rakip olacak bir siyasi aktör istemiyor. O yüzden Kılıçdaroğlu koltuğunda oturabiliyor. O yüzden muhalefet partileri yerinde sayıyor. AKP’nin 10 yıllık kirliliğini, baskılarını, zulümlerini, Türkiye’yi nasıl yok ettiğini, eğitim adalet sağlık ve özgürlüklerden hızlı bir şekilde TC devletinden Osmanlı Cumhuriyetine nasıl taşıdığını halka anlatacak yönetimler ve kadrolar lazım. Artık Türkiye’de doğru sözü, doğru ağızlar söylemeli. Yoksa o doğru sözler, bugüne kadar olduğu gibi doğru ağızdan söylenmediği için hep yanlış olarak anlaşılır.
(SRK)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com