Ecevit ve Bilal Suskunlar'ı anlattı

Ecevit ve Bilal Suskunlar'ı anlattı
Suskunlar dizisinin iki delikanlısı Sarp Akkaya ve Murat Yıldırım'dan çok özel açıklamalar..

Arabayla Balat'ın arka sokaklarında geziyoruz. Adres elimde yazılı ama ne fayda, dolaşıp duruyoruz. Akşam saatleri ve sokaklar boş... Derken bir kıraathanenin önünde durup sormaya karar veriyorum: "Merhaba ben Milliyet gazetesinden geliyorum..." daha cümlemi bitirmeden yaşlı amca cevabı yapıştırıveriyor: "Bizim oğlanları arıyorsun sen. Düz ilerle sağa sap, set orada. Sabah akşam demeden çalışıyor çocuklar"

Yukarıdaki minik hikâye "Suskunlar" dizisinin Balat halkı tarafından nasıl sahiplenildiğini ve Murat Yıldırım ile Sarp Akkaya ikilisinin ne derece yoğun bir tempoda çalıştığını özetliyor.

Sete giriyorum. Çekim var. Yakındaki bir kıraathanede beklemeye karar veriyorum. Dostlar Kıraathanesi küçücük bir yer, fonda birbirine çarpan okey taşlarının sesi var. Sobanın yanına ilişiyoruz, derken ikili içeri giriyor. Kıraathanedeki bir kıpırtı, selamlaşmalar, uzaktan "Abim nasılsın?" hareketleri. Murat Yıldırım çaylarımızı işaret ediyor. Ses kayıt cihazımı açıyorum, 'Suskunlar' konuşmaya başlıyor...

En yoğun konuşulan dedikoduyla başlayalım: "Suskunlar"ın "Sleepers" filminin aynısı olduğuna yani çalıntı bir senaryo olduğuna dair çıkan haberler ve eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Murat Yıldırım: Bu, Lorenzo Carcaterra'nın "Kardeş Gibiyidiler" romanından esinlenerek yapılmış bir dizi. Tıpkı o film gibi. Yani bu haberlerin ve eleştirilerin pek bir anlamı yok. Kaldı ki biz birinci bölümden sonra farklı bir yöne doğru gideceğimizi gösterdik. 90 dakikalık bir film ile dizi aynı olamaz. "Ezel"den tanıdığımız senaristimiz Pınar Bulut çok başarılı bir isim.

Sarp Akkaya: Amerikan başkanına yapılan suikastin anlatıldığı bir filmi dizi yapmadık ki. Dizideki olay ne yazık ki ülkemizde yaşanmış ve yaşanmakta olan bir dram. Çok etkileyici ve zor bir hikaye anlatıyoruz. Bunun hakkında yorum yapacaklarına başka şeylerden bahsediyorlar.

'BİZ ŞU AN KONUŞURKEN BELKİ BİR ÇOCUĞUN CANI YANIYOR'

Anlatılan hikaye sizin de söylediğiniz gibi çok etkileyici. Rollerinize hazırlanırken nasıl bir yöntem uyguladınız? Psikologlarla görüşmüşsünüzdür...

Murat Y.: Ben iki psikologla görüştüm. Çocukken tacize uğrayan insanların verdikleri tepkilerden bahsettik. Kimi durumu tamamen inkar ediyor yani hatırlamıyor, kimi kendini suçluyor kimi ise öfke dolu olup intikam istiyor. Zaten dizide de bu yelpazeyi görmek mümkün. Rollerimiz çok zor ama hangi oyuncuya sorsanız eminim ki bu rolleri oynamak ister. Konsantre olmak güç. Aklınız hep çocuklara ve başlarından geçenlere takılıyor. Empati oyuncu için mühimdir ama bu rolde empati yapmaya çalışmak bile acı verici. Elinizde olmadan üzülüyorsunuz. Yaptığım araştırmalarda Anadolu'da çocukların yüzde 53'üne cinsel tacizde bulunulduğu, hemen hemen hepsi şiddete maruz kaldığını öğrendim. Biz şu an burada konuşurken belki bir çocuğun canı yanıyor. Bunu bilmek, kabul etmek çok zor. Biz ne kadar oynamaya çalışsak da, o insanların duygularına yaklaşma şansımız ne yazık ki yok.

Sarp A.: Ben bazen sette benim çocukluğumu oynayan ufaklığa takılıp kalıyorum. Onlar da oyuncu biliyorum ama elimde değil, bir an gerçek olduğunu düşünmek insanı delirtiyor. "Nasıl olur?", "Nasıl yapabilirler?" diyorum. Hani insanlar izlerken "Çok canım yandı, bakamadım" diyorlar ya, biz de çekerken öyleyiz. Bir de şu var tabii: Bugüne kadar hep etken rollerde oynadım. Bir şeyler yapan adamdım yani, burada bana bir şeyler yapılıyor ve cevap veremiyorum.

Sizin çocukluğunuz nasıl geçti?

Murat Y.: Memur çocuğuyum. Sevgi hiç eksik olmadı bizim evimizde. Ailem elinden geldiğince her istediğimi yerine getirdi. Mutluydum, her çocuk kadar. Hepimizin sıkıntıları olmuştur ama bu senaryoyu gördükten, yaşananları bu kadar içinde hissettikten sonra gülüyorum. Neleri kafamıza takmışız diyorum. "Ben çocukken şuyum yoktu, buyum yoktu" diye konuşanlar var ya hani, dursunlar bir an düşünsünler bence.

Sarp A.: Ben de memur bir aileden geliyorum. İkiz kardeşim var, bir de ablam (Oyuncular Kaya Akkaya ve Esra Akkaya). Hep sevgi gördüm, mutluydum. Annem babam boşandı ama bu bana çok yansımadı. Hamburger lükstü, ev yemeği sıkıntıydı. Akşamları evde kahvaltı olunca süperdi her şey. Klasik çocukluk yani. Yaramazdım da. Bakkaldan sakız çalmış, bakkalın dondurma kapağını kaldırıp parmağı daldırmış bir adamım yani. Bunun için tutuklanmış olsaydım, ki görüyoruz bu ihtimal dahilinde, şu an nasıl konuşurdum Allah bilir.

'HEP SETTEYİZ'

Dışarıda tepkiler nasıl?

Sarp A.: Daha dışarı çıkamadık pek, hep setteyiz. Çok ciddi ve ağır bir çalışma temposu var. İlk bölüm 20 gün sürdü mesela ama sosyal medyaya yansıyan yorumlara göre beğenildi. Beğenilmesinden çok anlaşıldı. Önemli olan o.

Murat Y.: Benim için en önemlisi doğru çizgide durabilmiş olmamız. Çocuk istismarını anlatırken bir anda olaya kurban gidebilirsiniz de. Ama o çizgiyi iyi belirledik. Olayı net anlattık, ajitasyona da kaçmadık. İnsanlardan hep dizinin çok gerçek olduğuna dair tepkiler alıyorum. Bu da beni mutlu ediyor. İzlerken üzülenler, bakamayanlar, öfkelenenler var.

'Mangal başında 'Bir dizide beraber oynasak' diyorduk'

"Kardeş gibiyiz" diyorsunuz. Tanışma hikayeniz nedir?

Sarp A.: "Ezel" dizisinde Murat'ın eşi Burçin ile birlikte çalıştık. O dönemde Murat sete ziyarete gelince tanıştık. Kafalar uyuşunca da yakınlaştık. Hatta Burçin kızar bana ama "Ben artık Murat'ın arkadaşıyım" bile diyorum. Benim için çok özel adam, kardeşim gibi.

Murat Y.: Bu projeyi de biz çağırdık resmen. Yazın birlikte tatile gittik. Orada mangal başında "Ah bir senaryo gelse de birlikte oynasak" demiştik. Pat diye geldi. Gönlümüze göre oldu her şey.

İkiniz de ünlüsünüz. Biriniz "Ezel"in Tefo'su diğeriniz de "Asi" dizisinin yakışıklı jönüsünüz. Bu durum sokağa nasıl yansıyor?

Murat Y.: Ben ilk seneler acemiydim. Bir yere girince insanlar bana bakınca çekinir, sıkılırdım. Ama genel anlamda ünlü olmak bana anlamsız geliyor. Yaptığınız iş nedeniyle sizi tanıyorlar, canlandırdığınız karakteri beğeniyorlar aslında. Bir de benim kariyerim çok plansız ilerledi. Oyuncu olmam tesadüf, sonrasında "Asi" dizisi çıktı. Dizi dünyaca tanınır oldu. Bir anda birkaç kıtada insan ismimi biliyor hale geldi. Önemli olan işimi layıkıyla yapmak. Takdirmiş, ünmüş onlar sonradan gelir.

Sarp A.: Ünlü olmak çok geniş bir laf. "Ne yaptın da ünlü oldun?" derler adama. İşini iyi yapıp takdir görmek başka, çok komik bir şey yapıp gündeme gelmek başka. O yüzden ünlü kelimesi pek bir şey ifade etmiyor bana. Annem ve babam şu an benimle gurur duyuyor biliyorum, o yeterli. Dışarıda insanların beğenilerini dile getirmeleri de çok güzel tabii. Ama bunlara çok takılmamak lazım. Hayatınızı sevdiklerinizle sağlıklı geçirebiliyorsanız tamam, gerisi boş. (BRK)

Milliyet - Pelin Çini

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com