"Ekonomide Güven Ortamı ve İstikrar Konferansı"

Ekonomide Güven Ortamı ve İstikrar Konferansı
Başbakan Yardımcısı Babacan (2): "Egemenliğin gerçekten millete ait olabilmesi için büyük mücadele verdik. Vesayetin her türlüsünü karşımıza aldık ve teker teker yolumuzdan çıkarttık, önümüzü açtık ama bakıyorduk ki bu vesayet kültürü öyle bir yerleşmiş,

ESKİŞEHİR (AA) - Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Egemenliğin gerçekten millete ait olabilmesi için büyük mücadele verdik. Vesayetin her türlüsünü karşımıza aldık ve teker teker yolumuzdan çıkarttık, önümüzü açtık ama bakıyorduk ki bu vesayet kültürü öyle bir yerleşmiş, Cumhuriyet döneminden öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki 'vesayetin bir çeşidinden kurtulduk, iş bitti' derken, bir başka çeşidiyle karşı karşıya kalıyoruz" dedi.

Babacan, Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası ve Eskişehir Ticaret Borsası iş birliğiyle düzenlenen "Ekonomide Güven Ortamı ve İstikrar Konferansı"nda yaptığı konuşmada, güvenin en önemli bileşenlerinden bir tanesinin bir ülkedeki hukuk ve yargı sistemi olduğunu vurguladı.

"Biz 'kurallı piyasa ekonomisi' diyoruz" ifadelerini kullanan Babacan, şöyle konuştu:

"Kuralların açıkça yazılı olması, kanunlarda gri alanın olmaması, düzenlemelerin çok açık, net olması, kuralların gerçekten uygulanıyor olması, uygulamaların da mutlaka bir yerlerde yazılı olması, kurala uyulmadığında yeterli bir yaptırım mekanizmasının olması ve bunların çalışması, yeni problem çıktığından yargıya gittiğinizde hızlı, adil, güvenilir kararlar çıkması... İşte bizim bu noktada maalesef eksiklerimiz var. Özellikle son 3 aydır yaşadıklarımız, aslından Türkiye'nin ne kadar şiddetle hukuk konusunda yargı konusunda reforma ihtiyacı olduğunu gözler önüne serdi. Şimdiye kadar 4 tane yargı reform paketi çıkarttık. Ancak 4'üncüsünü çıkartırken, 'bu son değil, daha da ihtiyaçlarımız var' dedik. Yazılanlar önemli ama uygulama da çok çok önemli. Hele hele yargıda bağımsızlık çok önemli. Güçler ayrılığı olacak, yargı bağımsız çalışacak ama aynı zamanda yargı tarafsız bir şekilde çalışacak. Eğer yargının bağımsızlık alanını, birileri kendi şahsi ya da içinde bulunduğu grubun amacına uygun bir biçimde kullanmaya başlarsa kararlı, hedefli, herhangi bir ideolojinin, herhangi bir grubun adeta esiri olmuşcasına yargının o bağımsızlık alanını kullanırsa da ona da kuşkusuz izin vermemek gerekiyor. Son 3 aydır yaşadıklarımız maalesef bununla alakalı konular. Bunları söylemek için bir yandan kısa vadede hızlı adımlar atmak durumundasınız ama attığınız adımlarla da ülkemizin orta uzun vadede gerçek anlamda bir hukuk devleti olma hedefini zorlamalısınız ve yargının bağımsızlığı, güçler ayrılığı prensiplerinden de asla uzaklaşmamalısınız. Yargı mekanizmasını, hedefi, amacı dışında kullanmayı çalışanların önüne önemli bir şekilde engellimizi koyduk."

-"Türkiye bir hukuk devleti olmadan ileri bir demokrasi de olamaz"

Babacan, gelecek dönemde yargı reform paketlerinin devam etmesinin gerektiğini vurguladı.

"Türkiye gerçek anlamda bir hukuk devleti olmadan asla gelişmiş ülke konumunda olamaz" diyen Babacan, şöyle devam etti:

"Türkiye bir hukuk devleti olmadan ileri bir demokrasi de olamaz. Çünkü demokrasi sadece bir seçim değil, demokrasi aynı zamanda hukukun üstünlüğü prensiplerini özümsemiş, gerçek anlamda bir hukuk devletiyle beraber yaşayan ve ilerleyen yönetim şekli. Siz, 'demokrasi, seçim' deyin, hukuk olmasın, kurallar olmasın, bir süre sonra kaos olur. Sayın Başbakanımız geçen sene ekim ayında bir demokratikleşme paketi daha açıkladı. Meclis, seçimler vesilesiyle tatil edilmeden en son pazar sabahı saat 06.30'a kadar çalıştı ve demokratikleşme paketiyle ilgili her şey yasalaştı. Bunun şimdi ikinci düzenlemeleri var, adımlar var. Yaklaşık 24 adım... Başbakanımız bunu açıklarken şunu da söyledi, 'Bu demokratikleşme paketimiz ne ilk adımdır ne de son adımdır'. Bunu yaptık iş bitmedi hatta bizim hazırlığımız çok daha geniş bir alandı ama artık olgunlaşmış siyasi konjonktür olarak da uygun bir alt kümesini seçip onu açıkladık. Daha zor geniş bir çalışma var elimizde. İnşallah şartlar el verdikçe, konjonktür el verdikçe ve siyasi takvimde fırsat dengeleri oluştukça demokratikleşme paketlerimiz arka arkaya devam edecek. Hala 'ileri bir demokrasiyiz' deme noktasında değiliz maalesef. Çok mesafe katettik çok önemli adımlar attık. Egemenliğin gerçekten millete ait olabilmesi için büyük mücadele verdik. Vesayetin her türlüsünü karşımıza aldık ve teker teker yolumuzdan çıkarttık, önümüzü açtık ama bakıyorduk ki bu vesayet kültürü öyle bir yerleşmiş, Cumhuriyet döneminden öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki 'vesayetin bir çeşidinden kurtulduk, iş bitti' derken, bir başka çeşidiyle karşı karşıya kalıyoruz."

-"Yönetimde şeffaflık çok önemli"

Babacan, hep beraber, halka, millete ve milletin iradesine güvenmek gerektiğine değinerek, şunları söyledi:

"Halkımızın gerçekten çok güçlü bir sağduyusu olduğuna inanıyoruz ve insan terazisinin de çok hassas olduğuna inanıyoruz. Yeter ki herkes her şeye rahatça ulaşabilsin, bilgiye ulaşabilsin, izlesin. Eğer sistem açıksa, herkes her şeyi izleyebiliryorsak ve kurallar çalışıyorsa, devlet mekanizmaları da iyi çalışıyorsa orada zaten yanlışı önemli bir ölçüde önlemiş olursunuz. Tabi ki yönetimde şeffaflık çok çok önemli. Hesap verebilir bir yönetim anlayışı son derece önemli. Nitekim seçilmiş hükümetler, aslında halkın sınırlı bir sürede emanet ettiği bir görevi yerine getiriyor. Yine devlet mekanizmaları, bürokrasi, aslında halk için var. Devlet sorumluluğu olan tüm kuruluşların mutlaka ve mutlaka şeffaflık ve hesap verebilirlik prensiplerine uyması, bunun bizzat uygulamalarında ortaya koyması son derece önemlidir."

"Son 3 aydır yaşadıklarımız da kuşkusuz sıkça dillendirilen konulardan bir tanesi yolsuzluklar" diyen Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz iktidar partisini kurarken, ben kurucu üyelerinden bir tanesiyim. AK ismini verirken, bunun aslında 1990'ların son derece sıkıntılı, son derece karmaşık bir krizden diğerine savrulan Türkiye'sine bir cevap olarak bir bakıma o yanlışları görüp buna bir tepki olarak bu ismi verdik. Ne demektir? Lekesiz, beyaz, tertemiz, pırıl pırıl, bu anlama gelir. Bu kolay değildir. Bu iddiayla yola çık ve onu yıllarca koruyacaksınız, mücadele edeceksiniz ve o kelimenin hakkını vereceksiniz. Bunun içindir ki yolsuzluklar konusunda asla bir tolerans olmaz. Bir yanlışlık içerisinde olan varsa er ya da geç hesabını mutlaka verir. Bunu da çok açık bir şekilde ortaya koyduk. Fiilen uygulamalarını gösteriyoruz ki o güven dediğimiz yine bu toplantımızın konusu olan güven noktasında herhangi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmayalım. Yüzde 100 mükemmel ve yüzde 100 hatasız bir yönetim olmaz. Mutlaka hatalar, eksiklik, yanlışlar olabilir ama bunlar da tespit edildiğinde bunlara karşı nasıl yaklaştığınız, nasıl çözüm ürettiğiniz de son derece önemli. Bir yandan bu mücadeleleri verirken, bir yandan da Türkiye'nin devlet mekanizmaları içine yerleşip o mekanizmaları da kullanarak çalışan gruplara da izin vermemiz, göz yummamız mümkün değil.

Son olaylarda biraz hedef sanki, hükümet, iktidar partisi, Sayın Başbakanımız, gibi görünüyor ama şöyle bir sonuçlarına bakın, şöyle bir ekonomik göstergeler üzerinden etkisine bakın. Sonuçları itibarıyla aslında burada hedefin bütün ülke olduğunu, ekonomimiz olduğunu ve milletimiz olduğunu, devletimiz olduğunu da maalesef açıkça görüyoruz. Burada mutlaka yanlışlık içerisinde olanlar kendine çeki düzen vermelidir ve eğer hukuki süreç doğuracak kadar yanlış içine düşenler varsa onlar hukuk karşısında er geç mutlaka hesap verecekler ve yanlışların, hataların, kanunsuz uygulamaların, hesabı görülecek ki kanunların anlamı olsun. Biz şimdiye kadar nasıl bu istikrar ve güven ortamını korumaya ve güçlendirmeye çalıştıysak inşallah bundan sonraki dönemde de en önemli önceliklerimiz bunlar olmaya devam edecek." 

-"Uluslararası hukuk denen bir şey var"

Babacan Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyanın çok zor olduğunu dile getirerek, Türkiye'nin komşularında ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olan ülkelerin bulunduğunu anlattı.

Kırım'da yaşananların dahi Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyanın ne kadar kırılgan, ne kadar sıkıntılı bir coğrafya olduğunu gösterdiğini kaydeden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Uluslararası hukuk denen bir şey var. Ülkelerin altına imza attığı herkesin bu duruma kendine angaje ettiği uluslararası hukuk ama bırakın bireyleri, devletler, uluslararası hukuka uymadığı zaman ve bunun da ciddi bir yaptırımı olmadığı zaman dünyada istikrarı sağlamak çok güç. Ümit ediyoruz ki, içinde bulunduğumuz coğrafyada da hem demokrasi daha geniş anlamda ve daha iyi bir şekilde bir denetim kültürü olarak derinleşir. Ümit ediyoruz ki hak ve özgürlükler sadece Türkiye'de değil tüm komşularımızda, tüm coğrafyada daha ileri uygulamalar şeklinden kendini gösterir. Ümit ediyoruz ki, istikrar ve güven sadece Türkiye için değil tüm bu coğrafya için geçerli olur. Bizim Türkiye olarak uzun vadede istikrar ve güven ortamımızı korumamızın en önemli araçlarından birisi Avrupa Birliği sürecimiz. NATO üyesi olarak belli bir ittifak paktı içerisinde Türkiye yerini almış durumda. Bu son derece önemlidir. 'Avrupa Birliği süreci neden önemli?' derseniz. Avrupa Birliği, hukuk konusunda, yargı konusunda temel hak ve özgürlükler konusunda, demokrasi konusunda yüksek standartlar belirlemiş durumda. Bizim, Avrupa Birliği üyesi olup, olmamız, bu noktada belki çokta önemli değil ama üyelik hedefini önümüzde tutup o üyelik hedefine doğru yürürken kendi sistemimizi geliştiriyoruz, kendi standartlarımızı yükseltiyoruz. Biz inanıyoruz ki, halkımız, milletimiz en iyi standartları hak ediyor. Bunun içindir ki Avrupa Birliği süreci son derece önemlidir. Fransa'daki yeni yönetimle beraber bu süreci tekrar canlandırıyoruz."

Babacan, Türkiye'nin kendin içindeki birlik ve beraberliği koruması gerektiğine dikkati çekerek, "Böyle olduğunda inanın Türkiye'nin önü açık ama kendi içimizde birbirimize düştüğümüzde de gerçekten kendimize büyük zararlar verebiliyoruz. Dışarıdan gelebilecek zararın çok daha büyüğünü biz kendi kendimize verebiliyoruz. Bunun içindir ki bu fitneler, fesatlar, bu yanlış çalışmaların hepsine mutlaka çok çok dikkatli yaklaşmamız lazım. Dik durmamız lazım asla bir oyuna gelmemiz lazım. Tuzaklar ve komplolar karşısında hep beraber direnmemiz lazım" diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ise Eskişehir'in, istikrarın bir ülkeye bir şehre neler getirebileceğinin en canlı örneklerinden birisi olduğunu belirterek, Babacan'a bugüne kadar Eskişehir'e yaptıkları için teşekkür etti.

Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna da Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği faaliyetlerinin Türkiye'nin ve bölgenin tanıtımına katkı sağlandığını ve bunun da iş adamlarına olumlu getirilerinin olduğunu bildirdi.

(Bitti)

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mersin İdmanyurdulu futbolcuların idmana çıkmaması23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • Brezilyada taraftarlara gözaltı23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • 12 bin yıl öncesinin taş işçiliğini öğreniyorlar23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (1)23 Şubat 2015 Pazartesi 15:23
  • Çavuşoğlunun telefon diplomasisi sürüyor23 Şubat 2015 Pazartesi 15:18
  • Ukraynadaki gelişmeler23 Şubat 2015 Pazartesi 15:18
  • Karşıyakada Yusuf Şimşek görevinden istifa etti23 Şubat 2015 Pazartesi 15:13
  • Meteorolojiden çok kuvvetli yağış ve denizlerde fırtına uyarısı23 Şubat 2015 Pazartesi 15:03
  • Fabrika işçilerinden eylem23 Şubat 2015 Pazartesi 15:03
  • Sinopta MERS virüsü şüphesi23 Şubat 2015 Pazartesi 14:58
  • Çok Okunanlar
      Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
      Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
      E-Posta: info@sansursuzhaber.com