Erdoğan ya Köşk'ü alacak, ama bölgeyi kaybedecek. Yada...

Erdoğan ya Köşk'ü alacak, ama bölgeyi kaybedecek. Yada...
Can Dündar bugünkü köşesinde Hükümet-Kürt politikası-Suriye üçgenini yazdı...
Yeni Kürt komşumuz hayırlı olsun
 
Güneydoğu’dan yeni dönen bir milletvekili ile görüştüm:
 
“Yeni Kürt komşumuz hayırlı olsun” dedi.
Suriye sınırında özerk bir Kürt bölgesi oluşuyor ve Irak sınırındaki Kürt bölgesiyle, “Kürt Yüksek Konseyi” otoritesi altında birlikte hareket ediyor.
“Büyük Kürdistan” hayali canlanıyor.
Ve tabii Ankara’da tüyler diken diken oluyor.
Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan da “PKK’nın süreçte aktif rol oynayacağı” gerçeğini teslim ediyor.
Yıllarca Baas rejimi altında kendine sığınak bulmuş PKK’nın, ilk fırsatta sınıra bayrak çekeceğini, Ankara’nın öngörmemiş olması mümkün mü?
Öngöremediyse ayrı zaaf; öngörerek politika ürettiyse ayrı...
Şimdi ayıkla pirincin taşını...
* * *
Türkiye, komşularındaki her etnik unsuru “soydaşı” sayarak hepsinin birden hakkını savunabilir, ihtilaflarda devreye girebilir, hepsine hamilik edebilirdi. O zaman, tüm komşu yüzler ona çevrilir, bölgesinde sivrilir, krizi fırsata çevirebilirdi.
Ankara bunu yapacağına dindaşlık, mezhep, ırk temelli bir dış politikayı tercih etti.
Erbil’deki, Kamışlı’daki gözlerin Türkiye’ye dönmesi beklenirken, Türkiye’deki gözler Erbil’e, Kamışlı’ya döndü.
Şimdi, Türkiyeli Kürtleri de heyecanlandıran bir büyük gelişme yaşanıyor oralarda...
* * *
Bu durum karşısında Ankara ne yapıyor?
- Kandil’le “düşük düzeyde” bir temas sürüyordu. Bu temasa güvenilerek, “devletin bilgisi dâhilinde” Türkiye’ye gönderilen 15 KCK’lının tutuklanması, bir kaymakamın da PKK tarafından rehin tutulması ile temas kesildi. Ramazan’da ateşkes ihtimali de gerçekleşmedi.
- BDP ile AKP arasında da bir “derin temas” vardı. 3 ay önce bu temas da birden kesildi.
- Barzani ile arasında nüfuz çatışması bulunan ve hâlâ tabandaki etkisini koruyan Öcalan, bu süreçte anahtar rol oynayabilirdi. Ancak Ankara, onu tecride alıp sessizliğe gömdü.
- İmralı’da Öcalan’la temasın sürdüğü söyleniyor. Ancak Hükümet, (belki de ABD’nin “Öcalan’sız çözüm” dayatmasıyla) “Leyla Zana formülü”yle farklı bir yol arayışına girdi. Bu yol, BDP’nin tepkisiyle anında kapandı. BDP, “Kimse Leyla aleyhine konuşmayacak” tavrı alınca “bölünürler” beklentisi de boşa çıktı.
- Erdoğan’ın buna çok kızdığı, önceki hafta sonu Diyarbakır’da anlaşıldı. BDP’li milletvekillerini de hedef alan polis şiddeti, Ankara’da biriken öfkeyi kanıtladı.
* * *
Şimdi tahtalara vurarak bir felaket senaryosu yazalım:
Ankara, Esad’a Suriye’deki Kürtlere kimyasal silah sıkmamasını söylerken, 14 Temmuz’da Diyarbakır’da BDP grup başkanvekiline atılan gaz bombası, onu daha ağır yaralasa veya hayatına mal olsa ne olurdu?
Bu konjonktürde Türkiyeli Kürtler nasıl bir tavır alırdı?
Bu, hesaplanıyor mu?
Yoksa herkesi yola getirdiğini düşünen Hükümet, ne yapsa Kürtleri dize getirememiş olmanın öfkesiyle mi hareket ediyor?
Oysa bölgede yepyeni bir denge oluştu.
Erdoğan ya hepten şahinleşip Köşk’ü alacak, ama bölgeyi kaybedecek.
Ya da İçişleri Bakanı’nı görevden alıp baskıcı politika yanlışından dönecek.
Bu karar, hepimizin akıbetini belirleyecek. (NSK)
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com