Erdoğan'dan Saraoğlu ve Dönmez'e Cevap!

Erdoğan'dan Saraoğlu ve Dönmez'e Cevap!
GİMSAN ESKİ GENEL MÜDÜRÜ EVRENSEL ERDOĞAN'INGEDİZ BELEDİYE BAŞKANI VE TİCARET ODASI BAŞKANININ AÇIKLAMALARINA CEVABI

GİMSAN

ESKİ GENEL MÜDÜRÜ  EVRENSEL ERDOĞANIN

GEDİZ BELEDİYE BAŞKANI VE TİCARET ODASI BAŞKANININ AÇIKLAMALARINA  CEVABI

 

2003 Yılı Ekim'inde  şirketten azlimden sonra sadece 5 yıl kadar  önce Referans Gazetesinin sorduğu bir soruyu cevaplandırmam dışında  suskunluğumu korudum .  Ne yeni yönetimle  ve ne de kendi dönemimiz ile ilgili herhangi bir  açıklamam olmadı.

Geçtiğimiz ay içinde Gediz Belediye Başkanı'nın Gimsan işçilerinin içine düşmüş bulunduğu mağduriyetten dolayı eski yöneticileri suçlaması ve bizlerden hesap sorulması gerektiğini ifade etmesi  üzerine  yapılan bu haksızlığa dayanamadım.  İşçilerin bizim dönemimizde asla mağdur edilmediğini kanıtlayan verileri ortaya koydum. Ayrıca bulunduğum dönemde çalışan tek bir kişinin bile mağdur edildiğini söyleyeceğini de  sanmıyorum. .

Bu arada da bir araya gelelim ve “ herkes eteğindeki taşları döksün.”  gibi bir öneride  bulundum.Bunun üzerine ortalık karıştı .Belediye Başkanı olayı bir tarafa bırakıp  bana karşı kişisel bir saldırıya geçerken , kendisini hiç tanımadığım muhatabım  olmadığı gibi  taraf da  olmayan Ticaret Odası Başkanı ,verdiğim cevaptan Belediye Başkanı adına  bir Gediz'li olarak  çok üzüldüğünü ileri sürerek kendince  durumdan vazife çıkardı ve  birden topa girdi. O da sadece beni hedef alan     son derece haksız ve yersiz ithamlarda bulundu. 

Öncelikle şu hususu belirtmeliyim ki bu iki şahsın benim ve arkadaşlarımın Gimsan'daki faaliyetlerimiz nedeniyle hesap sorma gibi bir hakları yoktur. Bu arkadaşlar geçici olarak taşıdıkları unvanlarının kendilerine böyle bir hak tanıdığı yanılgısı içindedirler.Öte yandan  söylediklerinin tek bir satırı bile içerik yönünden  cevap vermeyi gerektirecek hususlar değildir. Hal böyle iken cevap verilmemesi halinde küçük bir ihtimal de olsa  bu durumun  bu iki başkanın haklı olduğu  şeklinde yorumlanabileceği endişesi ile zihinlerde belirecek tüm şüpheleri ortadan kaldırmak için bazı açıklamaları yapmak zorunda kaldım.

Öte yandan Gimsan'ın çalışmalarını yakından izleyenler çok iyi bilirler ki ayrıldığım güne kadar  her türlü kişisel başarımı daima arkadaşlarımla paylaştım ve daima biz dedim, asla ben demedim. Ama saldırılar kişiselleşince ister istemez bu arkadaşların bilmediği ya da yanlış bildiği hususları açıklığa kavuştururken kendimden bahsetmek zorunda kalacağım için peşinen özür diliyorum.Şimdi açıklamalarıma geçiyorum  :

 

 1- ETEKTEKİ TAŞLAR

  Haksız yere itham edilince bir araya gelelim ve  “ Herkes eteğindeki taşı döksün.” önerisinde bulunmuştum. Çok iyi bilindiği gibi “herkesin bildiklerini gizlememesi ve açık açık söylemesi” anlamını taşıyan bu deyimi kanımca bir çok şey gibi yanlış biliyor olmalısınız ki uygarca bir tartışma yerine eteğinizde bir hayli birikmiş olan taşları sadece  bana fırlattınız ve beni adeta recmetmek  istediniz. Ama bu taşların Avusturalya'lı yerlilerin çok meşhur oyuncağı BUMERANG gibi bir bir size döneceğini ve sizi yaralayacağını sırası ile göreceksiniz.Ne yapalım kendi düşen ağlamazmış ….

 

2- AÇIKLAMALAR ÜSLUP OLARAK SON DERECE YAKIŞIKSIZDIR 

 

Her iki başkan da bulundukları mevkiye , taşıdıkları temsili sorumluluğa hiç de yakışmayan beyanlarda bulunmuşlardır. Örneğin Belediye Başkanı benim için müdür efendi  deyimini kullanıyor ve yine Hazreti Mevlana'nın bir deyişinden örnek vererek “… Bir de söyleyene bakarım adam mı diye. ” sözleriyle zımnen benim “adam olmadığımı ”  ifade etmeye çalışıyor.Yazıklar olsun.Babası yaşındaki bir kişiye bu sözleri söylemek geleneklerimize ve hele hele bir beldenin başkanına yakışır mı ? Ne diyeyim kem söz her zaman sahibine ait olurmuş.

Cumhuriyete kadar Hazreti Muhammed ( SAS) ve padişahlar için kullanılan efendi  sözcüğü , Cumhuriyet döneminde yasaklar arasına girince  özellikle    kapıcı ve odacılar için kullanılan  aşağılayıcı bir hitap şekli olmuştur.Nitekim 4 yıl önce bir Fenerbahçe – Beşiktaş maçı öncesi tribünlerde açılan “Rıza Efendi iki süt , bir ekmek.” şeklindeki ve  Beşiktaş Teknik Direktörü (Şu anda Eskişehir Spor'un)  Rıza Çalımbay'ın bir kapıcı çocuğu olduğunu ima eden  pankart kamu oyunda büyük infiale neden olmuştu.

Öte yandan adam mıyım değil miyim ? Buna karar verecek kişi de  herhalde sayın başkan değildir.

Dervişin fikri ne ise zikri de odur.” diye  bir söz vardır. Oda Başkanı da Gediz'de

bir toplantı yaparsam Gediz'lilerin bana yumurta atacağını ima ediyor.Ben Gediz'lilerin misafirlerine ,hele hele  kendilerine yıllarca iş , aş sağlamış birine bunu yapmayacaklarını biliyorum. Yok eğer kendisi attığı taşlardan sonra yumurta attırmanın da planları içinde ise onu bilmem.

3- İSTANBUL'DA NE YAPIYOR  MUŞUM ?

Bu arada sayın Ticaret Odası  Başkanı benim İstanbul'da ne yaptığımı halkın merak ettiğini söylüyor.Neyse ki bu merakını bir gün sonra Sayın Belediye Başkanı kendi yapmadıklarını sayarken mana-i muhalifinden benim yaptıklarımı  açıkladı da böylece Gediz'liler Bebek'ten  ve Moda'dan İstanbul Boğazına bakıp manzara seyrettiğimi , senede bilmem kaç kez   İtalya v.s. Avrupa Memleketlerine gidip, gezip tozduğumu ”  öğrendiler ve böylece de meraklarını  gidermiş oldular. 

Yapma Sayın Başkan…Benim İstanbul'da neler yaptığımı gerçekten bilmiyor musunuz?  Sırası gelince bunları anlatacağım ama bu sözler sizin ne eğitiminiz , ne mesleğiniz ve ne de taşıdığınız unvanla hiç mi hiç bağdaşmıyor. Korkarım siz bu mental yapınızla  yılın  her üç gününden birini yurt dışında eşi ile geçiren Sayın Başbakanımızın da bu seyahatleri gezip tozmak içim yaptığını sanmaktasınız.   

 

4- HALKA HESAP VERİLMESİ   

 

Halkı ileri sürerek aslında sizler hesap soruyorsunuz . Sahip olduğunuz unvanlar size böyle bir hakkı maalesef tanımıyor. Özellikle de Ticaret Odası Başkanı şirketlerin hesap verme yerlerinin sadece şirket  genel kurullarının  olduğunu bilmiyor mu?Yeni arkadaşların 2000 yılından bu yana şirket genel kurul toplantılarına ortak olarak ,2002 yılından sonra da yönetici olarak katılıp tüm faaliyetleri ibra ettiğini bilmiyor mu ? İbra kararlarının şirket faaliyetlerinin  ve bilançolarının 3 ay içinde itiraz edilmediği sürece kesin olarak aklanma anlamına geldiğini bilmiyor mu ?

Kesin ibralara karşın aradan yıllar geçtikten sonra geminin kayalara çarpması ile su alması sonucu gündemi değiştirmek amacı ile  GİMSAN ve diğer tüm şirketlerde daha önce ibra edilen hususlar için bu defa davalar açıldığını bilmiyor mu ?

Bu davalarda iddiaların mesnedi kaynak aktarıldığıdır. Bu konuda en sağlıklı kararı verecek merci olan SPK raporundaKaynak aktarımı tespit edilmemiştir. ” denilmektedir. Siz hala bunu geçerli kabul etmiyorsanız o zaman mahkemelere baş vurarak “SPK 'nın dediğine değil bizim dediğimize bakın.” demeniz gerekiyor. Gerçekler bu iken biz daha ne yapabiliriz ki ?  

Bir hususu da hatırlatmadan geçemeyeceğim.. Bizler yönetim olarak çoğunluk oylarına sahip değildik. Yani bugünkü gibi nerede ise yönetim kurulunun genel kurulu oluşturduğu yani bilinen deyimiyle körler ile sağırlar birbirlerini ağırlar gibi bir kompozisyon içinde değildik.

Sizin ileri sürdüğünüz hususların çok daha fazlasını içeren iddiaların davaları devam etmektedir. Neticelerini hep beraber göreceğiz. Hal böyle iken” dava zabıtları açıklansın halk neler olup bittiğini öğrensin.” şeklindeki  sözlerinizin  nasıl bir hukuki geçerliliği olabilir. Öte yandan sayın oda başkanının hukukçu olduğunu da öğrendim. Çağdaş hukukda “ Berati zimmet asıldır.” Yani Bir kişi suçlu olduğu ispat edilinceye kadar masumdur.” gibi hukukun en temel karinelerinden birini bilmemesi mümkün müdür ?  Çok merak ediyorsanız kankalarınızdan isteyin açıklasınlar..

Allah aşkına  siz şu anda  kimin adına konuşuyorsunuz ? Savcı mısınız ? Karşı tarafın avukatı mısınız ?  Karar verdiğinize göre hakim misiniz ? Kimsiniz siz ?

Cumhuriyet kanunları , onun savcıları ve hakimleri kafi gelmiyor da  Gediz'de “Bir halk mahkemesi mi kurmak istiyorsunuz ?   Elinizde deliller ve belgeler varmış.. Ne olur gereğini yapın. Yapmazsanız  namertsiniz … Müfterisiniz…

Ne olur siz bir yandan bizlerle uğraşmaya devam edin. Ama .Gimsan için döktüğünüz timsah gözyaşlarını bırakıp bu  tesis tekrar nasıl çalıştırılabilir gücünüzü ve aklınızı o yönde kullanın.

Benim naçizane tavsiyem bu olabilir. Zira  ne bu suçlamalar ve ne de ellerinizi ovuşturarak almamızı beklediğinize  inandığım  cezalar tesisin kilidini açmaz. İşçilerin alacaklarını ödemez….

Ayrıca da boş yere  Donkişot gibi ortaya çıkıp  halkın hakkını hukukunu koruyorum edasını takınmayın.Bu işler sizin öyle sık sık yaptığınızı  söylediğiniz  toplantılarla falan da çözülmez..Zira iş  sandığınız gibi değil.. Bugüne kadar kaç şirket yönettiniz ve kaç şirket  kurtardınız? Varsa bir hüneriniz gösterin de görelim.    

5- NEDEN İSTANBUL ? 

 

Şirket kurulduktan sonra beni göreve davet ettiklerinde Genel Müdürlüğün  İstanbul'da olması gereği üzerinde duruldu. Bu durum ne boğaz manzarası seyretmek ve ne de sahilde balık tutmak hevesinden ileri geliyordu . Eğer şirket Genel Müdürlüğü İstanbul'da olmasa idi. Gimsan Kütahya hudutlarını bile aşamayan mahalli bir şirket olarak kalırdı diyemiyorum , zira yaşama şansı yoktu.Gimsan ihracata dönük bir şirket olarak kurulmuştur. Ve yatırım teşvik belgesi alınırken bankalarla yapılacak her türlü işlemlerde vergi, resim ve harç istisnası tanınması için de ihracat taahhüdünde bulunulmuştur.Gimsan'ın tüm makinaları yurt dışından ithal edilmiştir. O tarihlerde bankaların  bugünkü gibi İthal Müsaadesi düzenleme yetkisi yoktu. Örneğin tek bir cıvata bile ithal etmeğe kalksanız Merkez Bankası'na baş vurarak İthal müsaadesi almanız gerekirdi. İhracat için bankalardan alınacak döviz kredileri  yine Merkez Bankası'nca bankalar aracılığı ile kullandırılır ve kredi kapatmaları yine Merkez Bankası'nda yapılırdı.İstanbul'da ofis açılmasına rağmen ofisin hükmü bir şahsiyet olmaması nedeniyle işlemleri yine yaptıramayınca  Merkez Bankası'nın önerisi üzerine ofis  Gimsan'ın yasal İstanbul Şubesi oldu ve işler böylece yürütüldü. Bu işlemleri  Gediz'den nasıl yapacaktınız ?Genel Müdür fabrikada durur diyorsunuz.Şimdi anladınız mı sayın başkan ? Neden fabrikada harman-hallacın ya da bobin makinalarının  başında beklemediğimi ?

Ne olur kafanızı kaldırın da bir etrafınıza bakın. Göreceksiniz ki üretim yerleri nerede olursa olsun tüm dışa açık ve  uluslar arası ilişkileri olan  şirketlerin yönetim merkezleri İstanbul'dadır.Sabancı Topluluğu Merkez Bankası da olan Adana gibi ülkemizin 4.cü büyük şehrinden İstanbul'a taşındıktan sonra gelişmiş ve dünyanın sayılı gruplarından biri haline gelmiştir. İstanbul'a taşınma  topluluğa genel koordinatör olarak alınan Turgut ÖZAL sayesinde olmuştur. SABANCI bu durumu daima şükranla  yadederdi.Şimdi düşünüyorum da Allah'tan sayın oda başkanı yaşı tutmadığı için o zamanlar Gimsan yönetiminde yoktu .. Yoksa beni fabrikanın baş bekçisi durumuna sokardı ve Eski Gediz'e bile gitmemi engellerdi.

Burada küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Gimsan'ın İstanbul'da Ofis açması 1972 yılında . Sabancı'nın İstanbul'a taşınması 1974 yılında olmuştur.

Öte yandan genel müdürlüğün İstanbul'da oluşu nedeniyle Boğaz manzarası seyreden adam  şirketin ihracat yapabilmesi için önce  Başbakanlığa bağlı İstanbul Tekstil İhracatçı Birliğine üye olmuş . zaman içinde sırası ile bu birliğin daha sonra tüm Türkiye'deki yedi Tekstil Birliğinin Ortak Yönetim Kurulu Başkanı olmuştur.

Bunun ne yararı var diyen olabilir..Tüm İhracat Çıkış Beyannamelerinin Birliklerce onaylandığı düşünülürse ihraç fiyatları ve alıcı bilgilerine ait verilerin kaynağında  bulunmanın, AB ülkelerine yapılan tekstil ihracatının kotaya tabi olduğu ve bu kotaların da İhracatçı Birliklerince dağıtıldığı ve yine Tariş gibi Tarım  Kredi Kooperatiflerinin İhracatçılara ihraç fiyatı ile tahsis ettikleri pamukların dağıtımının da yine Birliklerce yapıldığını söylersem bu pozisyonun öneminin ne  demek olduğunu sanırım anlatmaya gerek kalmaz.

1999 yılında başkanlıktan ayrılınca sektör Boğaz manzarası seyreden adama Onursal Başkanlık unvanını verdi.Bu unvan bugüne kadar başka bir kişiye verilmemiştir.

Bu arada yine bu kişi Türkiye'nin İçlerinde Sanko , Altın Yıldız , Boyner , Bisaş ,Orta Anadolu ,Trakya İplik , Teksiplik , Saray Halı , Atlas Halı ,Gümüşsuyu, Söktaş , Birlik Mensucat v.s gibi ülkenin en büyük 20 tekstil firmasının  kurduğu Dış Ticaret Sermaye Şirketinde tek profesyonel yönetici olarak  15 yıl Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı.

İki dönem içlerinde muhtelif bakanlık müsteşarlarının bulunduğu ve 6 önemli sektörün temsilcilerinin yer aldığı yarı resmi bir kurum olan İGEME'de  ( İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ) Türk Tekstil Sanayini temsil etti.

Bu arada bana neden tek imza ile şirketi temsil yetkisi verildiğini açıklayayım.Bu yetki zorunlu olarak verildi. Benim dışımdaki tüm yönetim kurulu üyeleri Gediz'de ikamet ediyordu.Şirketin Resmi merciler , bankalar ile ihracat ve ithalat gibi önemli işleri İstanbul'dan yürütüyordu.Bu nedenle zorunlu olarak bana tek imza yetkisi verildi.Aksi halde bir başka yönetim kurulu üyesinin İstanbul'da ikamet etmesi gerekirdi.Nitekim yetki verilmeden önce  kendisi için fakir zürra sıfatını takmış bulunan rahmetli Saadettin Güzelyurt tek bir  imza için 2 defa İstanbul'a gelmiş. Bir defasında da Satın Alma Şefimiz Mustafa Has  imza için Gediz'e gidip dönmüştür. Öte yandan bu yetki  daima rutin işler için kullanılmıştır.Pamuk alımı ve iplik satımı gibi en önemli iki temel işlev daima Gediz'den yürütülmüştür.

 

Neden İstanbul'da ikamet ettiğimi açıkladım.Bu arada çok ,önemli görevlere getirildim.Bu Gediz adına da bir övünç vesilesi oldu.  Ne dersiniz herhalde  beni yıllarca bu görevlere  layık bulanlar , herhalde  bugüne kadar beni en fazla 2 defa görmüş olan  Belediye Başkanı kadar insan sarrafı (!)olmadıkları için   adam olmadığımı (!)anlayamadılar….  Sanıyorum Gediz'de kalsa idim  ancak Ticaret Odasında sektör temsilcisi olabilirdim.

 

6- İTALYA'DA  NEDEN GEZDİM TOZDUM ?

Sayın başkan sözü bu kadar ayağa düşürmeyin ne olur ? Bu değerlendirmeleriniz için inanın sizin adınıza ben  üzülüyorum.

Gimsan  bir kaç istisna dışında tüm ihracatını daima İtalya'ya yapmıştır.Satışlar ileriye dönük  üçer aylık dönemler için yapılırdı. Bu nedenle yılda en az 3 defa İtalyan ajanımız yanında bazı müşterilerle beraber mal almak için gelirdi. Çoğu defa yılda bir defa da ben beraberimde numune iplikler  ve kumaşlar ile laboratuar değerlerini içeren teknik  raporlarla İtalya'ya gider ve müşterilerin şikayetlerini dinler ve o dönem için satış bağlantılarını yapardım. Müşterilerimizin hemen hemen tamamı devamlı müşteriler olduğundan pazarlama için seyahat yapmaya gerek kalmazdı. Bu nedenle  ihracat yapan diğer benzer kuruluşlara göre müşteri ziyareti için en az yurt dışına çıkan kişi olduğumu kesinlikle söyleyebilirim.31 yıl boyunca  eşim bu seyahatlerin en fazla dördüne veya beşine zorunlu olarak katılmıştır. Bu seyahatlerde de eşime ait giderlerin tarafımdan karşılandığını da hatırlatmak isterim. ( Eski Muhasebe Müdürümüz Hüsamettin Nursoy'a sorulabilir.)

Benim şahsen gezip tozma gibi bir hevesim olamazdı. Zira İhracatçı Birliklerindeki görevim nedeniyle kota müzakereleri ve diğer sorunlar için yılda en az 3veya 4 defa Brüksel'e giderdim.Bu arada Konfeksiyon ve Deri Birlikleri yurt dışında katıldıkları  fuarlara kardeş birliğin başkanı olarak beni de  davet ederlerdi.  Ayrıca Dış Ticaret Müsteşarlığının muhtelif ülkelerle yapılacak ikili müzakerelerine de sektör temsilcisi olarak çağrılırdım ama çoğuna katılma imkanım olmazdı.

Yine ITMF'in ( Uluslararası Tekstil Üreticileri Federasyonu)  her yıl bir başka kıtada yapılan genel kurul toplantılarına İstanbul Birliği adına ben  katılmaktayım . Aktif çalışma hayatından ayrıldıktan sonra da bu görev nedeniyle halen bu toplantılara sektör beni yollamaktadır. Yani hala gezip tozuyorum.Şimdi böyle bir imkana sahip bir anlamda zorunlu olarak yaptığı gezilerden usanmış bir kişiye söylediğiniz  sözler için biraz olsun yüzünüz kızardı mı ?  

 

7- NEDEN MBT İLE ORTAK OLDUK ?

Bu hususu biraz detaylı anlatmam gerekiyor.

 GESSAN'ı kuruyorduk. Gerekli makinaları TEB aracılığı ile ithal edecektik.Banka müdürü o sıralarda Antalya'da entegre bir et tesisi kuran Mete Bülgün'le bizi tanıştırdı.Kendisi daha önce Koç adına Maret ve yine 2 ortakla beraber kendi adına Aytaç tesislerini kurmuştu.  Kısaca o tarihlerde kurulu ülke  çapındaki 4 tesisin üçünün kuruluşunu yapmıştı.Yatırımımız konusunda bize son derece önemli bilgiler verdi.  Gediz tüketim merkezlerine olan mesafe bakımından entegre bir tesisin kurulmasına elverişli değildi. Yapılan değerlendirme sonucunda yüksek katma değerli mal üreten ve Gessan'ın satılacak hayvanları için de devamlı bir pazar olacağını da hesaba katarak yıllık cirosunun 50 trilyonu(Gimsan'ın 5 misli ) bulması beklenen MBT'ye ortak olmanın  yararlı olacağını düşündük.Tesis tüketimin ana adresi ülkemizin   turizm merkezi olan Antalya'da idi.Üretimin  % 80'i Antalya'daki turistik tesislere  veriliyordu..En uzak mesafedeki talep 40 dakika içinde karşılanıyordu.Her şey yolunda giderken ve Ekim/2000'e gelindiğinde  artan talebi karşılamak için tesisteki fırın arabalarının bile yetmemesi üzerine  Antalya Belediyesince yaptırılmakta olan ANET tesislerine ait  fırın arabalarının kiralandığı bir dönemde sonradan gerçek olmadığı  anlaşılan  Deli Dana hastalığı şayiası çıkartıldı. Daha sonra bunun Beyaz Et Üreticilerinin bir oyunu olduğu anlaşılacaktır.Birden kırmızı etle ilgili her şey bıçak gibi kesildi. Halk marketlerden sadece beyaz et aldı..Bu olayın tesiri devam ederken.,bilinen meşhur Kasım krizi çıktı.Faizler % 1000 lere fırladı.Ülke kredibilitesinin de taban yaptığı o günlerde % 18 faizle dış kredi bulunarak tüm banka borçları sıfırlandı.Hatta Denizbank bile o krediden yararlandı. O tarihlerde Hükumet Temmuz/2001 e kadar dövizin dalgalanmaya bırakılmayacağı garantisi vermişti

Her şeyin düze çıktığı sevincini yaşarken 19 Şubat 2001'in meşhur anayasa kitabı fırlatılması  olayı sonrası yine bir krize girildi. Dövizler % 50 artınca borçlar ödenemeyecek hale geldi..  Kısaca 5 ay içinde iki genel ve bir de sektörel kriz her şeyi Tsunamı gibi sildi süpürdü. Ülkemizdeki bir çok şirket battı. Ayakta kalanların  aktifleri % 50 azaldı.Borçları arttı. O tarihlerde sisteme gerekli parasal bir enjeksiyon yapılabilseydi tesis bugün Gimsan'ın da büyük ölçüde ortağı bulunduğu  ülkenin önemli tesislerinden biri olurdu.

Her zaman olduğu gibi bugün de ayni şeyi söylüyorum.   Yine ayni koşullarla karşılaşsak hiç tereddüt etmeden MBT'ye ortak olmak  isterdim.

Neden mi ?  Cünkü MBT çok doğru bir yatırımdı.Tesis ödenemeyen borçlar için Denizbank'a devredildikten  sonra Denizbank da tesisi PEGASUS'un sahibi Ali SABANCI'ya sattı Şu anda tesis tam kapasite ile çalışıyor.

Kısaca burada doğru bir tercih yapılmış ama çok kısa bir süre içinde  Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Tarihinin  üç önemli olayı yaşanmıştı.Aslında gerçeği söylemek gerekirse yaşanan en büyük şanssızlık o dönemde başında rahmetli ECEVİT'in bulunduğu bir Hükumet tarafından yönetiliyor olmamızdı.

Bu şanssızlıklar olmasa idi kesinlikle inanıyorum ki GİMSAN kendi üretimi dışında et ve et ürünleri fiyatlarının tavan yaptığı bugünlerde altın bir dönem yaşardı.

Bu nedenle her platformda MBT ortaklığının doğru bir karar olduğunu tartışmaya hazırım. O günlerde kapanan bir çok tesise rağmen bugün MBT tesislerinin  tam kapasite çalışıyor olması bunun en belirgin kanıtıdır.. 

Sırası gelmişken bir hususu da hatırlatmak isterim. 2003 yılından sonra Gimsan

MBT ile ilgisini tamamen kesmiş ve Mete Bülgün  tek başına bırakılmıştır. Daha sonra bu kişi tesisin devrine ek olarak,kendisine ait Aksaray Şeker Fabrikası Projesi , Antalya'daki yazlık evi ve İstanbul' daki evinin satışı ile tüm banka borçlarını , SSK primlerini ve piyasa borçlarını ödemiştir.Böylece banka borçlarında kefalet imzası bulunan Gimsan Holding'in de hiçbir riski kalmamıştır.

Sayın Belediye  Başkanı ev ödevi hazırlayan lise öğrencisi gibi internete girerek adı geçen kişiyle ilgili bazı bilgilere ulaşmış ,bu arada on yıl önce söylenmiş bazı sözleri sıralarken, şu anda kurulan bir şirketteki konumunun  Gimsan'dan aktarılan kaynaklarla sağlandığını imayı aşan sözlerle adeta iddia etmiştir.

Kendisi ile telefonda konuştum. Bana söylediklerine göre İspanyolların biri Osmaniye'de  ve diğeri de Bilecik'de  yapmayı planladıkları  iki çimento fabrikası için kurulan şirketin başına sadece Türk olması nedeniyle getirilmiş , şirkete bu nedenle ortak edilmiş ve hissesi de % 1 den  daha azmış ..

 

8- GİMSAN ALTIN TEPSİ İÇİNDE SUNULDU MU ?    

 

 Bu konuda da sayın oda başkanının  sözleri adeta bir çelişkiler yumağıdır.Bir yandan şirket merkezinin neden İstanbul'a taşınmasının engellenmediğinin hesabı bizden sorulurken öte yandan bu kişilerin merkezi İstanbul'a taşımalarının en doğal hakkı olduğunu söylemektedir.Nasıl önleyebilirsiniz ? Sayın başkan genel kurullarda hisse çoğunluğuna sahip olanların konunun gündeme alınması halinde  böyle bir kararı her zaman rahatlıkla alabileceğini bilmez mi ? Kendisi Belediye Başkanı ile beraber aleyhte oy kullanmış. Bu oyları kullanırlarken akıntıya kürek çektiklerini bilmiyorlar mıydı ? Benim neden gelmediğimi ve neden beyanat vermediğimi sıoruyor. Siz kovulduğunuz bir yere bir daha gider misiniz ?Oyunuzla engelleyemediğiniz bir kararı ben beyanatla mı ortadan kaldıracağım. Öte yandan Tellal Gazetesi  yeni yönetimin bizler için dava actığı haberini manşetten verince 11.Kasım.2005 tarihinde Sayın Hidayet Dönmez'e iddialar ile ilgili görüşlerimi açıklayan uzun bir mektup gönderdim. Bu mektubun bir bölümünde de yukarıdaki konuda yeni yöneticilerden şu soruları sormasını istedim:

·          Daha önce Gediz'de olan şirket merkezini niye İstanbul'a taşıdınız? Bir yandan açıklık ve şeffaflık derken bu durumda esasen çok küçük paya sahip olan Gediz'li hissedarların genel kurullar için İstanbul'a gelemeyeceklerini hiç hesaba kattınız mı ?

·          Yoksa toplantılara çok küçük bir azınlığın katılmasını mı istediniz ?

·          Ya da yılda bir iki defa Gediz'e gelmek çok mu zor geldi ?

Şimdi gerçekten çok önemli bir konu üzerinde durmak istiyorum.

Oda Başkanı  “ Şirketi halk şirketi olmaktan çıkardığımız” için bizleri suçluyor ve bu nedenle şirketin altın tepsi içinde hakim ortaklara sunulduğunu iddia ediyor.

Bu sözler karşısında ne demek gerekir inanın bilemiyorum.…Sanıyorum burada işlediğimiz suç şirketi borsa şirketi haline getirip , hisselerini halka açmış olmamız..

Allah aşkına sayın başkan sen hala geçen yüz yılın ortalarında mı kaldın ? Günümüzde büyümek istemeyen bazı aile şirketleri dışında hisselerini halka açmayan şirket var mı ?

Öncelikle halka arzdan önceki durumumuzu hatırlatmak isterim.Yatırım yapabilmek için öz kaynaklarımızı artırmamız gerekiyordu.30 milyon TL olan  sermayemizi 60 milyon TL 'ye çıkardık. 3 yılda bunu tamamlayamadık.  Dışarıdan kaynak temini gerekiyordu. Bu da kredi değil sıfır maliyetli yani sermaye gibi  olmalıydı.

Öte yandan Gediz'li hissedarlar sahip oldukları hisselerin gerçek değerini bilmiyordu .Paraya sıkışan kahve köşesinde bulduğu fiyata hissesini satıyordu.

Yönetim olarak kontrolümüzdeki  hisse ancak % 15 civarında idi.

Böyle olunca :

a)   Şirketin Borsada gerçek değerini bulması ,

b)  Hisse senetlerinin daha önceki sahiplerinden yok pahasına alınmaması ,

c)   Yatırım için taze kaynak temini ,

d)  SPK ve İMKB denetimi altında kurumsal bir yapıya ulaşılması, 

e)   Bağımsız denetime tabi olarak şeffaf bir yönetime geçilmesi

gibi çok önemli  , hem şirket ve hem de ortakların yararına olacak nedenlerle  gerçek anlamda halka açıldık. O tarihten sonra da çok önemli yatırımlar yaptık.

Bazılarının iddia ettikleri gibi herkesten gizli bir icraat yapmayı düşünsek böyle bir karar almazdık. Bu arada  borsada bazılarının hisse hakimiyetini ellerine geçirebileceklerini de düşündük. Ama bildiğiniz gibi  şirket Gediz ortaklarına para kazandırmak için değil deprem sonrası   yok olan istihdamı  yeniden  yaratmak için yani bir anlamda sosyal amaçlı olarak kurulmuştu.

Hisse çoğunluğunu sağlayacak olanların  yani buraya para yatıranların mutlaka tesisi iyi çalıştırmayı düşüneceklerini , her şeyden öte  fabrikaya dışarıdan işçi getirilmeyip bu tesislerde yine Gediz'lilerin çalışacağını hesaba katarak herhangi bir endişe duymadık.Eğer bu konuda  özellikle kendi pozisyonlarımızı düşünsek böyle bir karar almazdık. Bu durum iyi niyetimizin de çok belirgin bir göstergesi değil mi ?. Zira çoğunluğu sağlayacak olanlar mutlaka kendi yönetimini de kuracaktı. Nitekim öyle oldu. Bizler dışlandık ama işçiler kaldı.Bu arada bir gerçeği de ifade etmeliyim ki Gediz'li ortaklar hisselerini artırmayı hiç düşünmediler.. Karı gördükleri anda da hisselerini  elden çıkardılar.. Yani tesise öncelikle Gediz'liler sahip çıkmadı..

Sahi şu anda aklıma geldi. Belediye Başkanınıza iki çift söz söyledik diye dökmediğiniz bir göz yaşı kaldı da bunca yıl  Gimsan'a dolayısı ile de Gediz'e bir karşılık beklemeden hizmet veren ağabeyleriniz durup dururken mahkemelere sevk edildiklerinde hassas  yüreğiniz hiç mi  cız etmedi ?. Bu konuda ne sizden ve  ne belediye başkanından en küçük bir tepki duymadım da onun için soruyorum.

Yoksa  beklentileriniz gerçekleştiği  için “ Oh olsun ..” mu dediniz ?

 

Bakın sayın başkan… Günümüzde bırakın  fabrikaların , tesislerin bir beldeye ait olmasını , ülkeler bile kendi toprakları üzerindeki tesislere sahip değiller.. Artık milli sermaye  ve yabancı sermaye gibi kavramlar ortadan kalkıyor.Artık uluslar arası sermaye hareketleri var..Siz ülkemizde olan bitenlerin de sanırım farkında değilsiniz

Çok basit birkaç örnek vereceğim.:

Bugün :

Türk Telekom : Arapların  , Telsim  : İngilizlerin  , AVEA : Lübnan'lının

Petkim : Ermenilerin  , Rakı   . Amerika'lının  , Finansbank  : Yunan'lının 

Oyakbank  : Hollanda'lının ,  Denizbank  : Belçika'lının, TEB : Fransızların  eline geçti. Size daha böyle yüzlerce şirketin ismini verebilirim Bütün bu şirketler 2002 yılında milli sermayenin elinde idi.. Kısaca şunu söyleyeyim bugün Ziraat Bankası , Vakıf Bank  dışında Devletin elinde banka kalmadı. Halk Bankasının blok halinde satışı planlanıyor. Altın yumurtlayan tavuk olan ve Savunma Sanayi ile  Kızılay , Çocuk Esirgeme gibi kurumlara  devamlı kaynak aktaran Milli Piyango bile özelleştirilecek. Bu arada Tüm büyük marketler yabancıların elinde  ve Borsanın da % 70 i yine yabancıların elinde.. Bunlar ne için yapılıyor ? Özel sektör kaynak yaratmak  Devlet ise borçlarını ödeyebilmek için  bu yola baş vuruyor ? Bize ne kalıyor ? Sadece caka satmak. Ekonomik açıdan özgürlüğümüz elimizden gitmiş.. Bayrağımızın dalgalanması özgürlükse biz de özgürüz..Dikkat ederseniz devlet haberleşme gibi en stratejik sektörlerin bile yabancıların eline geçmesinden bir endişe duymuyor .

Nihayet bizden birilerinin eline geçti diye bizi suçladığınıza göre bunları yapanları  vatan hainliği ile suçlamanız gerekir. Bu yapılanlar için ne düşündüğünüzü gerçekten merak ediyorum.……

Kusura bakma sayın başkan .. Siz Ticaret Odası Başkanı olmuşsunuz ama ne dünyanın ve ne de ticaret'in günümüzdeki  globalizasyonundan haberiniz yok..

Yoksa sadece bizleri suçlamak adına mı böylesine tecahül ü arifaneden ( Bile bile cahillik ) geliyorsunuz ?

Bırakın tesisleri sayın başkan .. Ülke toprakları parsel parsel satılıyor.. İstanbul'u Suudiler , Güney  topraklarımızı  İsrail'liler alıyor ? Yıllardır biz ne diyoruz ? Kimseye verilecek çakıl taşımız yok . “ değil mi ? Kalkmışınız bize ne diyorsunuz ? “ altın tepsi içinde sunmuşuz…” Geç efendim geç… Ne demişler ? Zırva tevil götürmezmiş  ?

Bir de sanki karşınızda okul çocuğu var.. Ona kitaptan okuduklarınızla yöneticilik ve kriz idaresi dersleri vermeye kalkışıyorsunuz  ? Ben  bunu yapana  sadece “ Bu ne cüret ? “derim . Madem bu konuları bu kadar iyi biliyorsunuz ..Yeni yönetin döneminde yıllardır  Gimsan'ın gerek üretim ve gerekse işçi ücretleri yüzünden bir kriz yaşadığını görmüyor musunuz ?Neden adamlara yardımcı olmadınız?Şu anda daha ne bekliyorsunuz ?Bu davranışınızı nasıl izah edeceksiniz ? Baksanız ya Belediye Başkanınız Şirketin hazin durumunu kaygı ile izliyor..” Sözlerden nem kapıp üzüntüden hariçten gazel okuyacağınıza  koşun bari kendisine  de beyefendiyi kaygıdan kurtarın..

 

9-KAHVELERE NEDEN GİTMEDİM ?

 

Gediz'de bulunduğum sıralarda neden kahveye gidip de halkla dertleşmediğim ve diğer bazı ziyaretleri yapmadığım da eleştiri konusu yapılmış. Şunu açıkça söylemek isterim. Özellikle bu ziyaretleri yapmadım. Şehre indiğim zaman sadece rahmetli Aydın Saraoğlu'nun dükkanına giderdim. Kendisi benim çok eski arkadaşım idi.O da İstanbul'a geldiğinde özellikle annemi görmek isterdi.Gediz'de sınıf arkadaşım olan Hüseyin Akkaşoğlu'ndan başka da eski arkadaşım yoktu. .Diğer ziyaretlere gelince bu ziyaretler için çok uzun zaman ayırmam gerekirdi. Zira herkesi ziyaret etmek mümkün olmayınca bazı yanlış değerlendirmelere yol açabilirdim. Ben halktan kişilerle sohbet etmeyi çok severim. Ama Gediz'de bir kahveye gitsem herhalde bana şirketle ilgili sorular sorulacaktı.Söyleyeceğim her şey kulaktan kulağa içerik değiştirerek yayılacaktı. Özellikle halka arzlar da izimi kaybettirirdim ve İstanbul dışına çıkardım. Zira beni arayıp da  hisse senetlerinden alıp almama konusunda bilgi isteyenlere vereceğim her türlü cevap  son derece büyük spekülasyonlara yol açardı. Ayrıca yönetim kurulunun  toplantıda konuşulanların dışarıda konuşulmaması konusunda alınmış prensip kararımız vardı. Kısaca halkla temas eksikliğinin arkasında  herhangi bir niyet ve maksat aranmamalıdır. 

 

10- MAL KAÇIRMA KONUSU 

 

Doğrusu bununla ne kastediliyor anlamadım. Zira ben  ayrıldığım güne kadar şirketin aldığı tüm kredilerde şahsi kefaletini veren tek kişi idim. Bankalardan bu özellikle isteniyordu. Dünya Bankası bile krediyi verirken benim şahsi kefaletimi istemişti. Ben inandığım konularda risk almaktan korkmayan biriyim. Eğer şahsi kefaletimi vermesem Gimsan'ın herhangi bir bankadan kredi alması söz konusu olamazdı.Yani işler yürümezdi.MBT için de şahsi kefaletimi verdim.Halen oturduğum evin tapusu benim üzerime idi. Öte yandan Silivri'de kızlarım için aldığım bir yazlığımız var.

2001 yılı Kasım ayında şu anda detayına girmek istemiyorum. Ölümcül bir hastalık belirtisi üzerine ,ileride sorun çıkmaması içim evimin intifa hakkını eşime  ve çıplak mülkiyetini de kızlarıma devrettim. Bu kişiler benim yasal varislerimdir.Düşündüğüm husus vefatım halinde bir anlaşmazlık çıkmaması ve kızlarımın evlenmeleri halinde eşlerinden dairenin satılması konusunda bir baskıya maruz kalmamaları idi.Aslında ben borcumdan dolayı böyle bir devir yapsam bu satışın iptal edileceğini de başkanın bilmesi gerekir.Aslında şahsi kefaletlerden dolayı herhangi bir sorun yaşamamam için önceden tedbir almam kadar doğal bir şey olamazdı. Ama ben hiçbir zaman böyle bir yola baş vurmadım.

Sırası gelmişken bir  hususu söylemek istiyorum.Gessan'ın damızlık hayvanları İzmir Gümrüğüne gelmişti. Gümrüğe acilen KDV için teminat mektubu verilmesi gerekiyordu. Gessan'ın hiçbir bankada kredisi yoktu.Bank Ekspres'de eşimin vefat eden annesinden kalan ve sonra satılan dairenin parası vardı.Ayni gün eşimin parasından blokaj yapılarak nakit karşılığı  teminat mektubu kredisi çıkarıldı ve İzmir'den verilen mektupla hayvanların ithali yapıldı. Aradan 14 yıl geçmiş olmasına ve bu paraya ihtiyacımızın da olduğunu ifade etmemize rağmen  Gümrüğe bir başka teminat mektubu verilerek eşimin riski mevcut yönetimce kaldırılmamıştır. Blokaj devam etmektedir. Bunun da takdirini sizlere bırakıyorum. Bu olay da  benim şirketlerimiz için  ne denli iyi niyetli ve fedakar çalıştığımın da sanırım tipik örneklerinden biridir.    

 

11- GEDİZ'Lİ MAĞDUR EDİLMİŞ MİDİR ?   

 

En haksız ve asılsız  iddialardan biri de Gediz'in ve Gediz'linin mağdur edildiğidir.

Buna verilecek en basit cevap  Allah'tan korkun olur. Bakalım öyle mi olmuş ?

a-  Şirketin borsaya açılmasından önce ortak olmuş tüm Gediz'liler hisse senedi almak için ödedikleri TL.larını aldıklaı kar payları ile  1993 yılı itibariyle  döviz bazında geri almıştır. Bunun bir diğer ifadesi 1993 yılında Gediz'lilerin ellerindeki hisse senetleri tamamen ortak olmalarından doğan karlarıdır.

 

   b- Yönetimimiz döneminde tek bir gün ,tek bir işçi ücretini  bir gün dahi

        gecikmeli almamıştır.Ayrıldıklarında kıdem tazminatları peşin ödenmiş

         tek bir işçi ile mahkemelik olunmamıştır.

 

 c- Bugüne kadar Şirkette 2350 kişi çalışmış bunların 1200 ü emekli    

      olmuştur.Bu demektir ki şu anda bile  Gediz'de 1200 aile Gimsan

      sayesinde ekmek yemektedir..

 

 d- Yönetimimiz döneminde fabrika devamlı tam kapasite ile çalışmış,

       31 yıl İzmir'den alınan  pamuk ve yurt içine satılan iplikleri Gediz 

       kamyonları taşımıştır.Böylece nakliyeci esnafı için de devamlı bir geçim

       imkanı sağlanmıştır.

Başarı ve başarısızlık görecelidir.Yukarıda söylediklerimizin hangisi bugünkü yönetim  döneminde gerçekleştirmiştir?

-   Ücretlerini alamayan işçiler mahkeme kapılarında sürüklenmektedir. 

 

 -   İlk günlerde kıdem tazminatlarının  peşin değil  taksitlendirilerek ödeneceği söylenmişse de bu ödemelerin de tamamı yapılmamıştır. Şimdi ise  kıdem tazminatı olarak tek kuruş bile ödenmemektedir.

 

 -    Yeni yönetim döneminde pamuk ipliği  fabrikasına bir  kg. bile  pamuk 

 alınmamıştır. Şüphesiz alınmayan  pamuğun taşınması da olmaz.

 

Şimdi Allah rızası için elinizi vicdanınıza koyun son 7 yıldır yaşananları da

görerek Gediz'linin eski yönetim döneminde mağdur edildiğini nasıl söylersiniz ?

 

 

12- ESKİ YÖNETİM NELER YAPTI ?

 

a)        Kuruluş sermayesinin sadece ¼ ü toplanmışken tesis tamamlandı ve 

ve üretime geçildi.

b)        Fabrika binası özel bir teknolojiyle yapıldığından tevsi için gerekli  bina da ilk etapta yapıldı.

c)        31 yıl boyunca bir yandan kar dağıtılırken bir yandan da tesisin iplik kapasitesi ikiye katlandı.Tesise 50'yi aşkın örgü makinası eklendi.Eski tesis modernize edildi.

d)        Yapısan ve Gessan kuruldu.

e)        31 yıl boyunca aralıksız çalışılarak Gediz ölçülerine göre çok önemli bir istihdam sağlandı. Böylece kuruluşumuzdaki temel amaç da gerçekleştirilmiş oldu.

f)         Tüm işçi alacakları ile Vergiler ve SSK Primleri daima gününde ödenerek ne işçiler ve ne de Devletle ihtilafa düşülmedi.

g)        Başarıya ulaşan ve bugünlere kadar ulaşan Tek Halk ve İşçi şirketi oldu.

h)        Fabrikaya siyaset sokulmadı.Hatır için  işçi alınmadı.Bundan dolayı da özellikle iktidar partileri tarafından daima eleştirildi.

i)         Şirket daima ihracat ayağı ile iç pazarı dengeli olarak yürüttüğü için ekonomik krizlerden etkilenmedi. Örneğin 1994 yılı en karlı çalışılan yıllardan biri oldu.

j)         Uzun yıllar hem ihracatta ve hem de vergi ödemede başarı ödülleri alındı.

 

Bütün bu hususlar ayan beyan ortada iken hala “Şirket kötü yönetilmiştir.”

demenin ne insafla ve ne de mantıkla bağdaşır bir tarafı yoktur.

Şurasını kesinlikle söylüyorum ki yakın bir gelecekte şüphesi olan Gediz'liler bile eski yöneticileri hayırla yad edecek ve “ Allah kendilerinden razı olsun.”

diyeceklerdir.Bunun için uzaklara gitmeğe gerek yok.8-10 yıl öncesi ile bugünü

kabaca karşılaştırmak yeterlidir.

Bunun için sadece 3 cümle yeterlidir:

 

-Tesis çalıştırılamamış ve kapısına kilit asılmıştır. 

 

 -Paraları ödenemediği     için tüm işçilerle mahkemelik olunmuştur

     

        -Mirasyedi  misali  mevcut tesisin en değerli makinaları satılarak

          borçlar  ödenmeye çalışılmaktadır.

 

13- BUGÜN YAŞANANLARDAN ESKİ YÖNETİMİN SORUMLU OLDUĞUNU SÖYLEMEK YALANDIR VE HEDEF SAPTIRMAYA YÖNELİKTİR

Ne gariptir ki bu iddiayı şu anda yeni yöneticiler bile söyleyememekte  her ne sebeple olursa olsun eski yönetime kızan ya da çekemeyen ve bu nedenle  yenilerin peşine takılmış olanlar şimdi kendilerini temize çıkarmak amacı ile bu mesnetsiz sözlerle halkı kandıracağını zannetmektedirler.Amacınız hedef saptırmak ama bunu başaramayacaksınız.Çünkü görünen köy kılavuz istemezmiş.

Vurdunuz şimdi dinleyin de neler saçmaladığınızı halk da anlasın.

 

a)  Şirket yeni yönetime borçsuz devredilmiştir.

b)  Şirketle ilgili her türlü yasal takibat GİMSAN lehine  sonuçlanmıştır..

c)  2003 yılından sonra Gimsan'dan ortak olunan şirketler ile ilgili olarak tek bir kuruş bile ödeme yapılmamıştır.Hatta bizim dönemle ilgili olarak  haksız takibat yaptığı için Türk Ekonomi Bankası  aleyhine  İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesinde  açılmış olan  2009/524 Esas No.lu  2.250.490.31 TL.lık alacak davası devam etmektedir..

d)  Buna karşın şirketleri zarara soktuğumuz iddiası ile  Gimsan için 1.000.000 TL,Gessan için 352.000 TL. ve Yapısan için 500.000 TL.lık ve işçilere fazla ödeme yaptığımız iddiası nedeniyle de 450.000 T.L. lık dava açılmıştır. (Görüldüğü gibi işçileri mağdur etmedik ama bizler mağdur edildik.)

e)  Şirket bu yeni yöneticilerle sadece 2008 yılında 2.643.548 TL ve 2009 yılında 3.585.173 TL olmak üzere toplam 6.228.721 TL zarar etmiştir.

f)   Bu zararlar şirketin normal üretim bir yana fason üretimi bile yeterli ölçüde yapamamasından kaynaklanan maliyet artışlarından ileri gelmiştir. Sektörel ve ekonomik krizler ile döviz kurlarındaki çarpıklık gibi nedenlerden dolayı zarar edebilirsiniz. Bu durum ticaretin doğasında vardır. Ama öncelikle tesis tam kapasite ile çalıştırılabilmelidir.   

      Aşağıdaki tabloda  2004-2008 yıllları fason iplik ve kumaş üretimini    

     Gösterilmektedir. 

       Yıllar                            İplik(Ton)                      Kumaş (Ton) 

      ========                 ===========               =============

       2004                               1.044                                600

       2005                                  481                                101

       2006                               3.388                                 925

       2007                               4.250                              1.076

       2008                               1.423                                 558

       2009                               2.000                                 -----   

    

        Üretimdeki bu istikrarsızlığın bir nedeni mutlaka vardır. Ama herhalde bu

        durumun sorumlusu herhalde Gimsan'ın eski yöneticileri değildir.

         Buna karşın eski yıllardaki üretim değerleri şöyledir :

        

         Yıllar                          İplik( Ton)                       Kumaş (Ton)

          =======                   =========                      ==========

          2001                             4.991                                  2.013

          2002                             4.602                                  2.257

          2003                             4.075                                  1.129        

 

     g  )Bu arada 2007 yılında 6.610.620 Tl.lık satış yapılarak 827.856 TL zarar   edilirken,2008 yılında 2007'ye göre yarıdan daha 2.769.485 TL.lık satış yapılarak 2.643,548 TL zarar edilmiş olması zararı artıran temel faktörün  düşük üretimden ileri gelen maliyet artışı olduğunun kesin bir  göstergesidir.

 

h)  Kısaca en büyük eksiklik şirketin kendi adına üretim yapamayışıdır. Buna rağmen fason üretimin sahip olunan makinaların kapasitesine uygun miktarlarda yapılması halinde  bile şirketin kar etmese de başa baş çalışabileceği görülmektedir.Bütün bu hususları yeni yönetimi eleştirmek için değil bir durum tespiti için söylüyorum.

i)Şimdi en can alıcı noktaya geliyorum.Şirket 2007 yılında daha fazla üretip daha fazla satarak ve daha az zarar ederken eski yöneticiler suçlu değildi de daha sonraki yıllarda üretim ve satış yapamayıp zararlar katlanınca mı  eski yönetim suçlu hale geldi ? Bu nasıl bir virüsdür ki etkisi 8 yıl sonra  ortaya çıkıyor ? Kısaca işler iyi giderken kerameti kendinde arayacaksın, işler bozulunca suç eskilerde olacak. Yok öyle şey..Bu iddialar inandırıcı olmak bir yana insanı gülünç duruma düşürür.

    Bu sözleri yeni yöneticilere değil onların Gediz'deki fahri avukatlarına   söylüyorum. Zira bildiğim kadarı ile onlar 8 yıl aradan sonra yaşanan  olaylardan bizleri sorumlu tutacak kadar izandan ve düz mantıktan  yoksun kişiler değildir.

  j)Open-end satışları iyi gidiyor olmalı kı tesiste 1320 kafalı 6 adet open-end     makinası varken 2007 de toplam 1380 kafalı 3 adet daha open-end makinası satın alınarak kapasite % 100 den daha fazla artırılmıştır.Sonra ne mi olmuştur?  İşler kötü gidiyor diye yeni alınan makinalar satışa çıkarılmıştır.

Şimdi  kapasite artırılıyor diye yenileri  alkışlar da  sonra işler  beklenildiği şekilde gitmeyip bozulduğunda  makinalar  satışa çıkarılınca kabahati eskilerde aramaya kalkmak en  hafif tabiriyle saçmalamak olur. İşte Gediz'de kanaat önderi olması gereken kişilerin 10 yıllık olayları tahlilde ki mantıkları ve metotları budur.

 

Bu arada sayın Oda başkanı kendine göre bir mağdurlar listesi yapmış . Sanırım siyasi hayatımızda son yıllarda pek geçerli olan  mağdur propagandası pek hoşuna gidiyor.. Bu listeye Gediz'i ve çalışanları alırken yeni yöneticileri neden alıyor anlamak mümkün değil ? Allah  aşkına bu kişiler kendi hür iradeleriyle borsadan hisse toplayıp , salam metodu ile 2 şer 2 şer eski  yönetim kurulu üyelerini tasfiye edip şirketi ele geçirdiler. Kimse kendilerine silah zoru ile hisse satmadı.Şu anda işçi alacaklarından dolayı bir takım sorunlar yaşıyorlar ama  bu sorunlar da bizden intikal etmedi.Ayrıca aldıkları hisseler nedeniyle mağdur olup olmadıklarını doğrusu pek bilemiyorum.Zira şirketin çalışmadığı dönemlerde  bile hisse senetlerinin aşırı değer kazanması , son hazirun cetvellerinde görünen hisselerinin eskilere göre daha düşük olması  sözlerimdeki şifreleri çözmeye  sanırım yetecektir. .

 

14-BOĞAZ MANZARASINI  SEYREDERKEN NELER YAPTIM ?

 

Bu bölümde hiçbir siyasal destek almaksızın kişisel ilişkilerim ve sorunlarımızı doğru anlatmanın sonucu GİMSAN için yaptıklarımı gerçeklerin daha doğru bilinmesi için biraz detaylı anlatacağım.

 

Gedize Trafo Nasıl Geldi ?

 

Göreve başlar başlamaz ilçenin elektrik durumunu araştırdım.. Kayaköy Santralının bizim tesisleri besleyemeyeceğini öğrenince Türkiye Elektrik Kurumuna başvurdum. Bu yazı Gimsan'da yazdığım ,ilk resmi yazıdır.Daha sonra da  Türkiye Elektrik Kurumuna gittim.İstanbul Teknik Üniversitesinden arkadaşlarım olan Genel Müdür Behçet YÜCEL ile Köy Elektrifikasyonu Daire Başkanı Nedim ÖZKÖK 'le temasa geçtim.Gediz'e  prensip olarak bir  trafo istasyonunun kurulması kararı alındı. Ama program gereği yapımı gecikecekti..Bunun üzerine  adı geçen arkadaşlarım trafo kuruluncaya kadar Uşak'tan Gediz'e  bir hat çekilmesi ve bu hattın trafo çıkış voltajıyla beslenmesi kararının alınmasını sağladılar.ı. Karar alındı ama 1974 yılında ülkede elektrik direkleri imali için gerekli profil demirlerin sıkıntısı vardı. Devreye Nedim ÖZKÖK girdi. Bir gerekçe bulunarak daha önce Alaşehir'e gönderilmiş bulunan elektrik direkleri Uşak ile Gediz arasına taşındı.Bu arada Gediz'e trafo istasyonunun yerinin belirlenmesi için bir heyet geldi. Ayni zamanda Gimsan Yönetim Kurulu üyesi de olan dönemin Belediye Başkanı rahmetli Mustafa BAĞDATLI heyete Sanayi Sitesini  gösterdi.TEK Yönetim Kurulu da belirlenen yerde trafoyu kurma kararı aldı. .. Bu durumda tespit edilen yerden fabrikadaki trafolara kadar  olan kısımdaki. yüksek gerilim hattını bizim çekmemiz gerekiyordu.Bu durum çok yüksek bir ek maliyet getirmekle kalmayıp, şahıslara ait araziden özel bir şirket olarak elektrik hattını geçirmemiz de önemli bir sorun teşkil ediyordu.TEK  Genel Müdürlüğüne tekrar giderek Genel Müdür Behçet YÜCEL'le  konuştum. Bu arada tesbit edilen yere istimlak bedeli olarak belirli bir meblağ ödeneceğini öğrendim ve kendilerine fabrika sahamızda bedelsiz olarak trafo istasyonu için yer verebileceğimizi söyledim.Böylece Yönetim Kurulu kararı değiştirildi. Arazimizin kuzey batısında 11 dönümlük bir yer usulen sembolik bir bedelle  TEK''e verildi. Ve böylece trafo istasyonu kendi sahamıza kurulmuş oldu.Bu vesile bu iki arkadaşımızı minnetle anıyorum.. 

 

 

İskan Fonu Kredisi

  

İskan Fonu Kredisi'nin alınması bir tesadüfün eseridir.Sevgili arkadaşımız rahmetli Mehmet ERSOY bir toplantıda Maliye Bakanlığı hesap uzmanlarından Cevat Kani ÜNER'le  tanışır. O sıralarda Gimsan olarak tesislerin yapımı için yurt içinde kredi arayışı içindeyiz.Sohbet sırasında Cevat bey İskan Fonuna delege olarak atandığını söyleyince  rahmetli ERSOY hemen Gimsan projesi için kredi bulup bulamayacağını sorar. Sayın  ÜNER  normalde fonun sadece iskan için kredi verdiğini ama bir fizibilite hazırlanırsa bunu Fon'a götüreceğini söyler. Durumu bana bildirdiler.. Hemen gidip kendileriyle konuştum.Fon sanayi tesisleri için kredi vermiyordu. Çok detaylı hatta tüm ortaklarımızın adlarının da yazılı olduğu bir fizibilite hazırladık.Gediz'de meskenlerin olduğunu ama işsizlik sebebiyle evlerin boş olduğunu ifade ettik. Proje Fon'a gitti ve kabul gördü. Böylece Fon tarihinde ilk defa sınai bir tesis için kredi verdi.Kredinin  verilmesinden sonra da yine ilk defa fon genel kurulu İzmir'de toplandı. Bu sırada da henüz başlayan inşaatımızı da yerinde görmek üzere Gediz'i de ziyaret ettiler.Vesile olanlara tekrar şükranlarımı sunuyor  değerli kardeşimiz Ersoy'a Allahtan rahmet Sayın Üner'e de uzun ömürler diliyorum

 

Kredi İçin Banka Kefaleti Nasıl Sağlandı ?  

 

Kredi çıktı. Ve Maliye Bakanlığı adına Merkez Bankası'na geldi.Bakanlıktan beni çağırdılar. Hazine Genel Müdürü Cafer Tayyar SADIKLAR'a ( Daha sonra Merkez Bankası Başkanı ve Gümrük Bakanı )  çıkardılar.Maliye olarak kredinin ancak bir Devlet Bankası aracılığı ile kullandırılabileceği bu nedenle Ziraat Bankası , Vakıfbank ya da Emlak Bankası'nın kefaletinin  sağlanması gerektiğini söylediler.Önce Vakıfbank'a gittim.Uzun vadeli kredi için mutlaka gayri menkul ipoteğinin verilmesi gerektiğini söylediler. O zamanlar arsaları almışız ama hiç birinin tapusu yok. 5.5 milyon TL de paramız var. Çaresiz çıktım ve Ziraat Bankası'na gittim. Orada da ayni şeyleri söylediler. Bankadan çıktım.Son çare olarak  çaprazda bulunan Emlak Bankasına doğru nerede ise üzüntüden ağlayacak bir halde yürümeğe başladım. Bankanın önüne gelince daha önce genel müdürü olduğum şirketin muhtelif davalarda avukatlığını yapan Sayın Miraç AKTUĞ'la karşılaştım.Üzgün  halimi görünce” Hayrola nedir bu halin ?”dedi.. Ayak üstü derdimi anlatmaya başlamıştım ki bana “ Gel üzülme Başbakan ECEVİT beni  dün Emlak Bankası'na Genel Müdür  yaptı. Her halde bir çaresini buluruz “ dedi. Odasına çıktık. İlgili genel müdür muavinini çağırdı.Konuyu anlattım. Genel Müdür Muavini de öteki bankalar gibi gayri menkul ipoteği gerektiğini söyledi. Miraç bey bankacılıktan gelme bir genel müdür değildi. Mevzuatı  yeterince bilmiyordu.Genel Müdür Muavinin muhalefetine  rağmen derhal işlemlere başlanması talimatını verdi Ertesi gün Maliye-Banka ve Gimsan arasında 3'lü Devir Anlaşması imzalandı.

Bu gerçekten ilahi bir rastlantı olmuştu.. Sayın Miraç AKTUĞ'u da şükranla anıyorum. 

 

Alış Kuru Üzerinden Nasıl Döviz Transferi Sağlandı ?.

 

O tarihlerde   her türlü döviz Merkez Bankası'na  getirilir ve anında TL 'na çevrilirdi. Dövizler için bugünkü gibi bankalarda  Döviz Tevdiat Hesabı açılamazdı. İthal makinalar için akreditif açılarak dövizlerin satıcı firmaların bankalarına transferi gerekince belgelerle Merkez Bankası'na gittim.

Bilindiği üzere dövizler satış kuru üzerinden transfer edilir. Bu durumda % 3

alış-satış kuru farkı ödememiz gerekiyordu.Bu arada Sayın Cafer Tayyar Sadıklar'ın Kızılcahaman İlkokulundan tanıdığım bir kızın eşi olduğunu öğrenmişt,im. Hemen kendisine gittim. Bu durumu da bir ara söyledim.. İskan Fonu Kredilerinin Hükumetlerce hiçbir şey eklenmeksizin alındığı gibi devredilmesi gerektiğini hatırlattım.Hemen Merkez Bankası'na bir yazı yazarak “ Gimsan'a ait transferlerin  alış kuru üzerinden yapılması “ talimatını verdi. Yazıyı elden aldım. Ve zamanın Kambiyo Müdürü Osman ŞIKLAR'a ( Daha sonra Merkez Bankası Başkanı )götürdüm. Osman bey yazıyı okudu ve yüzüme şaşkınlıkla baktı  ve aynen “ Ben 13 yıldır bu bankadayım . böyle bir şey ne  duydum ve ne de gördüm.” dedi.Transferler böylece alış kuru sağlanmış oldu. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde özel sektör için yapılmış ilk ve tek işlemdir.

 

İskan Fonu Kredisine Nasıl Kur Garantisi Sağlandı?

 

Kredinin sadece  5 yıllık faiz ödemeli , ana para ödemesiz bir  dönemi vardı. O dönem geçildi ama o tarihlerde bugünkü gibi piyasa koşullarına göre her gün değişen kurlar yoktu.Hükumetler gerektikçe ayarlama adı  altında küçük ya da büyük ölçüde devalüasyonlar yaparlardı. Ödeme günü gelince Alman Markı parayı kullandığımız döneme  göre çok fazla değer kazanmıştı. Faiz % 7 gibi oldukça uygun  olmasına rağmen ana para çok artmıştı.Mevcut koşullarda ödememiz imkansızdı. Yıl 1981 … 12 Eylul sonrası darbe hükumeti iş başında. Milli Birlik Komitesi Genel Sekreterliği  Bakanlar Kurulu ile Komite arasında koordinasyonu sağlıyor. Ama Genel Sekreterlik  Hükumet üstü bir konumda

Gimsan'dan önce genel müdürlüğünü yaptığım şirketin danışmanı Abdurrahman SOMAY.Milli BirlikKomitesi Genel Sekreteri Haydar Saltık Paşanın yakın bir dostu idi. Şansımı denemek istedim  ve beni paşaya götürmesini rica ettim. Telefonla randevu aldı. Trenle Ankara'ya gittik. Garda bizi bir üsteğmen karşıladı ve Meclisteki Sekreterliğe gittik. Saltık Paşa beni dinledi. Sonra yardımcısı Işık BiREN paşaya benimle ilgilenme talimatını verdi.Işık Paşanın yanına gittik. Beni yakından tanıyanlar bilir. Çabuk duygusallaşırım ve hatta gözlerimden yaş gelir… Gediz depremini anlatırken yine ağlamaya başladım. O da duygulandı.. Beni dinledikten sonra   telefonla zamanın  Maliye Bakanı  Kaya.ERDEM 'e aynen  “ Kaya bey , size genç bir mühendis gönderiyorum .Ne isterse aynen yapacaksınız.” dedi.( Demek  ki  o günlerde 47 yaşında olan beni genç görmüş.)

Çıkıp sayın Bakana gittim.Sekreter içeride Koç Holding'e bağlı Asil Çelik Şirketinin Genel Müdürü Tezcan YARAMANCI 'nın olduğunu söyledi. Yaramancı  çıkınca ben içeri girdim. Kaya beyi Şeker Şirketinden Eskişehir Şeker Fabrikası Çiftlik Muhasebe Müdürlüğünden tanırdım. Konuyu anlattım. Bana “ Koç grubu da dış kredi almış. Onların da başı dertte ama isteklerini kabul etmedim ama size kur garantisi vereceğiz.” dedi Hemen telefonla Hazine Genel Müdürlüğünden Ahmet KIZIL 'ı aradı ve kur garantisi verilmesi talimatını verdi. Bu arada konuşmalardan Ahmet KIZIL 'ın  bir hayli direndiğini de anladım. Ve böylece kur garantisi sağlanmış oldu.

Kısaca sayın Belediye Başkanı ve Oda Başkanının dediği gibi “ Devletin sağladığı imkanlar “ öyle kendiliğinden olmadı.Boğazda manzara seyrederken

telefonla beni Maliye  Bakanlığına çağırıp “ Dış kredi için size kur garantisi verdik.” demediler. Bu olay da Cumhuriyet tarihinde ilk ve sondur. Dış borcumuz  1 DM = 25 TL . den sabitlendi.Borcumuz kapandığında ise  1 DM = 875 TL idi. Bu vesile ile de Sayın Abdurrahman SOMAY'a Allah'tan rahmet diliyor ve hem ona ve hem de  Sayın Kaya ERDEM'e , SALTIK ve BİREN  Paşalara kalbi teşekkürlerimi  sunarken “ Allah sizlerden razı olsun.” diyorum.

 

Borcumuz Nasıl Kapatıldı ?

.

Dış borcun ödenemediği ilk zamanlarda Emlak Bankası bizim adımıza Maliye'ye  kefil olduğu için  günü gelince bazı borçları ödedi.  Daha sonra banka genel müdürü “ Ben devletin bankasıyım. Sırası gelince deprem için benden para alıp ödemiyorlar. Ben sizin borcunuzu niye ödeyeyim? “ dedi ve banka da borçları ödememeye başladı.Ama arada sırada bize borcumuzu ödememizi bildiren yazılar gönderilmesine  rağmen hakkımızda takibata geçilmedi.Biz bu arada sadece bankanın yaptığı ödemeleri taksitlendirerek  ödedik.  1987 yılında Emlak Bankasını Anadolu Bankası ile birleştirdiler. Anadolu Bankasından gelen genel müdür hesapları incelerken  Gimsan'ın yaklaşık  faizsiz 270 milyon TL. yi bulan borcunu görüp bu  borcun da Maliye Bakanlığı aracılığı ile sağlanan bir krediden olduğunu anlayınca bakanlığa bir yazı yazarak ne yapılması gerektiğini sorar. Yazıyı alan bakanlık da borcun Amme Alacakları Tahsili Usulu Kanunu'na göre  tahsil edilmesi talimatını verir

Bir gün ofiste iken Emlak Bankası Karaköy  Şubesi Müdürü telefonla beni aradı. Ve “ Acele gel. Bir çocuğumuz oldu “ dedi.Hemen gittim. Maliye Bakanlığının yazısını gösterdi . Daha sonra da “ Hesapladık borç 20 milyarı aşıyor. .” dedi

Faizin de ana paraya eklenmesi ile  yani mürekkep faizle hesaplanan borç böylesine devasa bir boyuta ulaşmıştı. 1987 yılında şirketin cirosunun 12 milyar TL olduğunu hatırlatırsam 20 milyarın ne anlam taşıdığı daha kolay anlaşılacaktır.Ankara'nın yolu bir kere daha görünmüştü. Bankanın Maliye'ye ödeme yapmadığı günlerde Bakanlığın  geciken borçlar için bir yazı gönderdiğini ve bunda % 10 düz faiz eklenerek borcun ödenmesini istediğini biliyordum.Bu yazının bir kopyasını aldım ve Ankara'ya gittim.Hazine Genel Müdürü Yener DİNÇMEN 'le( Daha sonra Hazine Müsteşarı ). görüşmemi söylediler. Sayın DİNÇMEN 'e bizim Maliye Bakanlığına değil , Emlak Bankasına borçlu olduğumuzu ve Bakanlığın bankadan alacaklı olduğunu ve bu borç için de  önceden  bir yazı gönderildiğini söyledim ve yazının kopyasını kendisine verdim. Bunun üzerine bankaya yeniden bir yazı yazıldı.” Borcun % 10 düz faizle tahsil edilmesi “ istendi. Bu meblağla ilgili olarak da  esasen banka bizim adımıza  ödeme yapmadığı için bizden düz faizle sadece 470 milyon TL. istedi. Hatta Banka  Müdürü Azmi bey” İstersen 4 taksit yapabilirim .”

dedi. Ama yıl sonu geliyordu. Borcun 1988 'e kalması halinde birileri bir takoz koyar diye “ Hayır defaten ödeyeceğiz.” dedim ve borcu ödedik.

Bu vesile ile de Sayın Yener DİNÇMEN 'e bir kere daha şükranlarımı sunmak isterim.

 

Şirketin kuruluşundan günümüze kadar bu şirkete başta sevgili arkadaşlarım rahmetli ERSOY ve ALANYALI  olmak üzere yukarıda ,isimlerini saydığım onlarca kişi  ellerinden gelen yardımı yapmışlardır. Allah hepsinden razı olsun.

Olabildiğince az detay vermek suretiyle yaşanan olayların perde arkalarını anlatmaya çalıştım.Bazıları şanslı olduğumuzu söyleyebilir. Ama unutmayınız ki kişi şansını kendi yaratır ya da verilen şansı doğru kullanırsa başarılı olur..

Şu anda çok az kişinin bildiği bu olayları Gimsan tarihine bir not düşmek için anlattım.

Umarım  bu açıklamalardan sonra diğer bütün hizmetlerimin dışında  Gimsan'ı kaç defa uçurumun kenarından aldığım görülerek  Gediz'e bir çivi çakıp çakmadığım sorgulanmaz.

Ben aslında Gediz'de doğmadım ama kendimi hep sizlerden biri saydım.Babamın memuriyeti nedeniyle 3 yıl Gediz Ortaokulunda ve 4 yıl da Kütahya Lisesinde okudum. Teknik Üniversiteyi bitirince çalışmak için Kütahya Şeker Fabrikasına girdim.Orada da 7 yılım geçti. 5 Yıl İstanbul'da ENTES şirketinin Genel Müdürlüğünü yaptım. Yine geri döndüm ve 31 yıl Gimsan'da çalıştım. Kısaca çalışma hayatımın 38 yılı oralarda geçti

Bir an bile GİMSAN 'dan ayrılmayı düşünmedim.Sanırım bu tercihim Gediz'den aldığım ücretten ileri gelmedi. Sektörün kendisine başkan seçtiği bir kişi olarak  çok çok daha iyi koşullarla başka yerlerde  çalışabilirdim.Açık çekle yapılan teklifleri reddettim. Çok uzağa gitmeğe gerek yok. Gediz'e gelmeden genel müdür olarak çalıştığım şirkete mühendis olarak aldığım kişiler bugün Antalya kıyılarında Tatil Köylerinin sahibi oldu.

Bana teklif gelince hiç tereddüt etmeden Gediz'e geldim.. 31 yıl Gimsan'ı yüceltmek ve bayrağı daha yukarılara çekmek için çalıştım. Hatalarım değil bazı şanssızlıklarım oldu. Daima yastığa başımı huzur içinde koydum.Çünkü yaptıklarım  günün  koşulları içinde  yapılması gereken şeylerdi.

Yukarıda saydıklarımı ben başka bir şirkette yapsaydım. Sanırım şirket bahçesine büstüm dikilirdi.Ama yıllar sonra görüyorum ki hala çivi çakıp çakmadığım sorgulanıyor ve şirketi kötü yönettiğimiz iddia ediliyor.

1994 ve 1995 yıllarında Gimsan 'da yaptıklarımdan dolayı Capital ve Ekonomist Dergileri beni yılın en başarılı 20 iş adamı arasında saydı Görev yaptığım tüm sivil toplum örgütlerinden sayısız plaket aldım.Gediz'den bir teşekkür mektubu bile almadım.31 yıl hizmetten sonra  bana verilen tek belge azilname oldu.

Üzgün değil miyim? Elbette çok üzgünüm.Ama hiç kimseye kırgın değilim.

Tekrar ediyorum . Tüm bu açıklamalar size cevap vermek için değil GİMSAN tarihine bir not düşmek içindir. Benim için ne düşünürseniz düşünün ve ne söylerseniz söyleyin en küçük bir kırgınlığım olamaz. Zira sizler benden yaş olarak çok küçüksünüz bana da böyle davranmak yakışır.

 

Sözlerimin  sonunda  31 yıl beraber  çalıştığım  tüm yönetim kurulu başkanı ve üyesi arkadaşlarım için şunları söylemek istiyorum.

 - Hepsi gerçekten sütten çıkmış ak kaşık kadar namuslu , dürüst ve şerefli kişilerdir.  

        - Gimsan'dan yararlanmak için değil Gimsan'a faydalı olmak için

-        bir anlamda fedakarlık yaparak çalışmışlardır.

-      - Hiç biri Gimsan'la özel bir ticari ilişki içine girmemiştir.

-      - Hiç biri akraba veya tanıdıklarının Gİmsan'a alınması için talepde

-        bulunmamıştır. Bu işler daima konulan usullere göre  profesyonel

-        kişilerce yürütülmüştür.

-      - Başka şirketlere kaynak aktarıldığı iddiası ile mahkemelere verilmiş-

-        lerdir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi bu konuda ki SPK raporu bunun

-        aksini söylemektedir.

-     -  Şirkete asla politika sokmamışlardır. 

-     -  Sizlerden çok özel ricam bugün yaşananlardan hala geçmiş dönemi 

-        hatalı , kusurlu ve hatta suçlu buluyorsanız arkadaşlarımı bunların

-        dışında tutun. Sadece beni hedef seçin.Aksi halde yaşanan sorunların

          gerçek sorumlularına “ Ne kadar güzel adamlar birbirine düştü. Biz 

           sıyrıldık” diyerek ellerini ovuşturmalarına imkan vermiş olursunuz.

 

15-  ŞİMDİ NE YAPMAK GEREKİR ?

 

Lütfen buraya kadar söylenenlerin tamamını bir süre unutun ya da bir  kenara bırakın.. Gün ne suç ve ne de suçlu arama günüdür.Şu anda en önemli konu  mahkeme kapılarında alın terlerinin karşılığını almak için uğraş verenlerin dertlerine bir çare bulmaktır. Bunun  tek yolu da tesisin tekrar çalıştırılmasıdır.

Bunu da en kolay yapacak olan mevcut yönetimdir. Tesisin işçilerin işi bırakmış olmasından ve yeni işçi bulunmadığından dolayı çalıştırılamadığı ileri sürülmektedir. Sizler ilçenin kanaat önderleri olarak mevcut yönetime yardımcı olunuz ve   işçilerin fabrikaya dönmelerini sağlayınız. 1972 'lerde ortada hiçbir şey yokken koca tesisi kurmak için yola çıkan 7 den 70 Gediz'linin bugün de ayni ruhla bir araya gelmesi gerekiyor. Tesisin sahibinin kim olduğu hiç önemli değil.Kim bugün oturduğu evinde 10-15 yıl sonra kimlerin oturacağını ya da evin kimlerin eline geçeceğini biliyor.

Ne demiş Yunus: “ Mal sahibi ,mülk sahibi./ Hani bunu ilk sahibi ?/ Mal da yalan , mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan “

Önemli olan  Gediz 'in en büyük istihdam kaynağı olan  tesisin tekrar devreye girmesi ve Gediz'lilerin orada çalışmasıdır..Zira tesis gerçekten sahip olduğu kapasiteye uygun  çalıştırabilirse yaratılan katma değerle tüm borçlarını öder.

Bütün samimiyetimle söylüyorum. Şayet benden yardım istenirse bunu seve seve yaparım. Özellikle İtalya'da yılarca çalıştığımız firmaların hepsi aile şirketleridir.Bir çoğunun babalarıyla başladık. Çocuklarıyla devam ettik.

Bu nedenle  belli ölçüde ihracat ayağını da devreye sokabiliriz,

Allah yardımcınız olsun.

Evrensel ERDOĞAN               

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com