Facebook verdi, devrim oldu!

Facebook verdi, devrim oldu!
Araplar 'bahar'ı internetten mi indirdi? Tarihin akışını bir klavye ve bir fare mi değiştirdi? İnternetsiz devrim mümkün mü?

Araplar 'bahar'ı internetten mi indirdi? Tarihin akışını bir klavye ve bir fare mi değiştirdi? İnternetsiz devrim mümkün mü? Dünyanın dört bir yanından gazeteci, blogger ve akademisyenler, Almanya'da yapılan M100 medya konferansında bu soruların yanıtlarını aradı.

Bu günlerde Başbakan Erdoğan'ın ziyaretiyle yeniden Türkiye'nin gündemine giren coğrafya, 'bahar'ı internetten mi indirdi? Peş peşe Arap devrimlerini tetikleyen şey internetin kendisi mi? Yoksa teknoloji fazlaca yüceltilip sosyal dinamikler göz ardı mı edildi? Türkiye'de filtre tartışmalarıyla zirveye ulaşan internet özgürlüğü, devletler tarafından sınırlandığında sokağın sesi tamamen kesiliyor mu? Dünya tarihi, unplugged (fişsiz) coğrafyaları devrimsiz mi bırakacak? Kısaca, başka bir devrim mümkün mü?

Dağlarına 'bahar' gelmiş

Prusya krallarının eksi muhiti olan Almanya'nın Potsdam kenti, bu sorulara yanıt aranan bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Sansoucci Sarayı'ndaki 'Küresel Demokrasi - Sosyal Ağların Zaferi mi?' başlıklı M100 medya konferansına; Arap devrimlerini tetikleyen, tanık olan, “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” diye devrimi sürgünde izleyen, “Keşke bizde de olsa” diye hayıflanan, sadece gazete ve televizyon haberlerinden takip ederek tartışan gazeteciler, blogger'lar, akademisyenler katıldı.

İ.Ö.: İnternetten önce

İki günlük toplantının açılış konuşmasında Brandenburg Eyaleti Başbakanı Matthias Platzeck'in “Her şeye rağmen devrimler hâlâ insan eliyle yapılıyor” sözü, sosyal mücadeleler ve devrim tarihinin 'İnternet'ten Önce' (İ.Ö.) sanki hiç yaşanmadığını öne sürmeye hazırlananları biraz frenledi. Ancak sadece bir buçuk yıl içerisinde isyanın ateşini yakan sosyal medyanın rolünü görmezden gelmek de doğru olmazdı. Arap Baharı'ndaki ilk meltemi estiren ülke Tunus'un deneyimi, “Devrim kablolardan mı geldi, sokaklardan mı” sorusuna yanıt verir gibiydi. 23 yıl boyunca ülkeyi ağır bir baskıyla yöneten Zeynel Abidin Bin Ali, bir klavye bir de fare ile devrilmedi elbette:

Yasakla gelen patlama

“2000'li yılların başından itibaren sesini yükselten muhalefetin kitleselleşmesi, Bin Ali'nin 2008 yılında Facebook'u yasaklamasıyla gelişti. Yükselen tepki üzerine yasak 10 gün sonra kalktı. İşte asıl 'sosyal' patlama o zaman oldu. İnternetin gücünü ve sınırlanması halinde sesini duyuramayacağını anlayan 3 milyon kişi bir hafta içinde Facebook'a üye oldu.” Batı basınının Yasemin Devrimi adını taktığı sürecin bayraktarlığını yapan Kalima Radyosu'nun yayın yönetmeni Sihem Bensedrine, devrimi tetikleyen sürecin böyle başladığını anlatıyor. Ana akım medyada, devlet televizyonunda kendine yer bulamayan herkes internet üzerinden örgütlenmeye başlamış. Bensedrine, “Facebook olmadan devrim gelir miydi” sorusunu şöyle yanıtlıyor:

Devrimi biz yaptık

“2008 yılında muhalefet hareketleri ciddi bir ivme kazanmaya başlamıştı. Sokaklar, üniversiteler hareketlenmişti. Baskıcı rejimi protesto etmek için son 10 yılda 12 kişi kendini yakarak feda etti. Ama devrimi getiren 13'üncüsü oldu. Geçen ocak ayında Sidi Buzid kentinde seyyar satıcılık yapan Muhammed Buazizi'nin, arabasına polis tarafından el konulması üzerine bir devlet dairesi önünde kendisini yakıp can vermesiyle devrim geldi. Neden? Gazeteler yazmasa da, devlet televizyonu yayımlamasa da bu olayı kimse örtemedi, internetten dalga dalga yayılınca homurdanmalar eyleme, eylem de devrime dönüştü. Devrimi biz yaptık, ama bunu internet mümkün kıldı.”

Diktatöre silah satmak yasak teknoloji serbest

Muhalefetin sesini kısmak isteyen bütün otoriter rejimlerin ilk başvurduğu yöntem iletişim araçlarını denetlemek. Konvansiyonel medya araçlarını çeşitli yöntemlerle denetim altına almaya çalışan bu rejimler, sanal âlemin de sesini kısmak için ellerinden geleni yapıyor. Bunun için çokuluslu şirketlerle bile anlaşmalar yapıyorlar. Bizim cumhurbaşkanımızın YouTube'la yaptığı gibi masum işbirlikleri değil elbette. İnterneti denetlemek, muhalefleri takip etmek için Batılı şirketlerden milyonlarca dolarlık yazılımlar satın alıyorlar.

Yasal boşluklar var

Berlin merkezli Uluslararası Politika ve Güvenlik Enstitüsü (SWP) araştırmacılarından Dr. Asiem El Difraoui, önemli bir çelişkiye dikkat çekiyor: “Batılı şirketlerin, silah ihraç etmek için devletlerinden izin almaları şart. Ama diktatörlere sanal malzeme satışı serbest. Bu sayede muhalifler IP adresleri üzerinden yakalanıyor. Bu konudaki ilk satışı da 90'larda Saddam Hüseyin'e yapmışlardı. Bu konuda yasal boşluklar var. Batı'nın bu konu üzerinde düşünmesi gerekiyor.”

Hem fırsat hem tuzak

New York merkezli Freedom House'in araştırma direktörü Christopher Walker da aynı probleme dikkat çekiyor: “Evet, internet demokrasi için bir fırsat. Ama asıl önemli sorun, teknolojinin diktatörler tarafından da kullanılıyor olması. Nokia-Siemens, Bahreyn'ne muhaliflerin takibi ve internetin denetlenmesi için yazılım satıyorlar. Önemli olan Batılı devletlerin, bu teknolojilerin ihracına izin vermemesi. İran, muhalif bir gazeteciyi kullandığı Nokia telefon sayesinde yakaladı. Oğlunun New York'ta Nokia aleyhine açtığı dava sürüyor.” (Bu davayla ilgili ayrıntılar için: http://tinyurl.com/3neq5so)

Tunus devrim üçgeni

Blogger'ların buluşma noktası olan Global Voices'in Tunus direktörü Sami Ben Gharbia, devrimi getiren bir üçgenden söz ediyor:

1-FACEBOOK: Milyonlar Facebook üzerinden haberleşerek sokaklara döküldü. Gazeteciliğe uygun olmaması, arşiv tutulamaması, kimlik doğrulaması gerektirmesi, kontrol mekanizmaları olduğu için tek başına yeterli olmadı. Bu nedenle gönüllü blogger'lar bütün olan biteni derleyip toplamak üzere harekete geçti.
2-SANAL DEVRİMCİLER: Nawaat, Global Voices gibi sitelerde çalışan aktivistler ülkede olan biteni hem toparlayarak sitelerinde yazıp muhalefetin örgütlenmesini sağladı hem de yabancı dillere çevirerek ülkede olan bitenin yankı bulmasına yardımcı oldu. WikiLeaks'te yayımlanan Bin Ali aleyhindeki bütün belgeleri Tunileaks adlı sitede Arapça yayımladılar.
3-EL CEZİRE VE FRANCE24: Bu iki televizyon, internetin erişemediğini yaptı. Sanal dünyadan haberi olmayan en ücra noktalara sesimizi duyurdu. Polisler zaman zaman evleri-kahveleri basıp bu televizyonların izlenmesini engellemeye çalıştı. Ama iş işten geçmişti.


Notlar...


*Sanal âlemi övenler, dezavantajlardan da dem vurdu: İnternet, sadece özgürlük hareketlerinin işine yaramıyor. İstihbarat teşkilatları, eski rejimin artıkları için de nimet. Hem muhalifler hakkında bilgi topluyorlar hem de bilgi kirliliği yaratıyorlar.

*Sahicilik problemi de var. Suriye'deki “lezbiyen blogger” hikâyesi yalan çıktı. İskoçya'dan yazan bir Amerikalı erkek çıktı. Guardian sayesinde bütün dünya medyası aynı tuzağa düştü. İnternetin hızı, medyanın zamana karşı yarışı, yanlış bilgilerin de dezenformasyonun da yayılmasına yardımcı oluyor, hatayı bulaşıcı bir hale getiriyor.

*İki günlük toplantıda El Cezire adı en sık anılan medya kurumu oldu. Öven de oldu, “kendi ajandaları var” diye kızan da. Arapça ve İngilizce kanalları arasındaki bakış farkı, Bahreyn'de olan bitenlere sessiz kalmaları eleştiri konusu oldu.

*“İnternet devrimciliği” kavramı fazla kutsanmaya başlayınca, The Economist'in Ortadoğu ve Afrika Editörü Xan Smiley, kendini tutamadı: “Tamam internette renkli fikirler konuşuluyor. Ama ekranlarda kalmasın. Orada konuşanlar, 'sıkıcı' dedikleri kurumları gelip dönüştürsün. Üniversitelere, parlamentolara, enstitülere gelip yönetimlere girmeli. Demokrasi böyle gelir.

*Toplantı, “Birden çok gazeteci varsa dedikodu da var” gerçeğinin sadece Babıâli'ye özgü olmadığını da ortaya çıkardı. Kahve molalarında sohbet ettiğimiz birçok Arap gazeteci, karşı masadaki meslektaşlarını göstererek, “Bakma burada özgürlük diye konuştuğuna, eski düzenin has adamlarındandı” diye fısıldadı. Faslı bir gazeteci ise Batı'da oldukça saygın bir üniversitede hocalık yapan bir konuşmacıyı şöyle işaret etti: “Barıştan kardeşlikten söz ediyor ama eskiden silahlı örgütün dergisini çıkarırdı.”


Bahar Çin'e uzak

Zhao Jing, muhalif yazılar kaleme aldığı blog'u kapatılınca Microsoft'a açtığı savaşla nam salan bir blogger. Çin hükümetinin baskısına boyun eğen Batılı şirketleri ifşa etmeye adamış kendini. Ülkenin en ünlü blogger'larından biri haline gelince tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmiş. Şu anda Michael Anti olarak bilinen genç gazeteci, Çin'in henüz bir 'bahar'a hazır olmadığı görüşünde:

“Arap baharına benzeyen bir devrime hazır değiliz. Sadece internet sansürüyle ilgili bir durum değil. Çin'deki gençlik daha fazla özgürlük ve demokrasi için sokağa dökülme aşamasında değil.”

Bülent Mumay/RADİKAL

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com