Gazeteciler tehdit altında

Gazeteciler tehdit altında
Dün Silivri'de tutuklu gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’la görüşen Basın Konseyi'nden açıklama.

Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Av. Turgut Kazan bugün Konsey merkezinde düzenlenen basın toplantısında Konsey Başkanı ile beraber dün Silivri’de tutuklu gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’la yaptıkları görüşmede edindikleri bilgileri ve izlenimlerini aktardılar.

Turgut Kazan toplantıda şunları söyledi:

Özel yetkili mahkemeler sürecinde yaşananlar, ülkemizde AİHM kararları ışığında hukukun değil, düşman ceza hukukunun uygulandığını apaçık gösteriyor. Evet Alman hukukçu Gunther Jakops’un önerisi olan ve 11 Eylül saldırılarından sonra etkisini arttıran düşman ceza hukuku anlayışı, bizde Özel Yetkili Mahkemeler eliyle hayata geçiriliyor. Bu anlayışa göre, tehlikeli sayılan kişilere, yurttaş ceza hukuku, yani çağdaş usul kuralları uygulanmaz, uygulanamaz. Çünkü, onlar ve avukatları düşmandır. Kendilerine savunma ve adil yargılanma hakkı tanınmaz, tanınmamalıdır. Hepsi düşman ceza hukuku uygulanarak, bertaraf edilmelidir. Evet, Türkiye’de yargılama adı altında, yapılan budur.

ODA TV, KCK ve Ergenekon davalarında yargılanan gazeteci arkadaşlarımıza, CMK’nun savunmaya ve adil yargılanmaya ilişkin kuralları uygulanmıyor. “Şüphe sanık lehinedir ama, o hüküm verilirken dikkate alınır, tutuklulukta değil” demenin başka bir anlamı olamaz. Aynı şekilde, ÖZKAN ve BALBAY’ın usule ilişkin söz isterken, disiplin gerekçesiyle “16 oturum duruşmaya katılmaktan men edilmeleri” düşman ceza hukuku uygulamasının yeni bir örneğidir. Biz, Basın Konseyi olarak, dün kendilerini ziyaret ettik, dinledik. Nasıl bir uygulamayla karşı karşıya kaldıklarını öğrendik.

Gerçekten, bırakalım AİHM kararlarını, bırakalım temel hukuk kurallarını, bu mahkemeler yapılan çok somut yasa değişikliklerini bile tanımıyorlar. Tutukluluğun devamı kararlarında bunu yaptıkları gibi, duruşmadan men kararında da aynı yolu izleyip, tam bir keyfiliğe imza atmışlardır. BALBAY ve ÖZKAN, sadece usule ilişkin söz istemişlerdir. Böylesine doğal bir istek sorun yaratmış ve “el kol hareketi yaptıkları, uyarıları dikkate almadıkları, yargılamayı aksattıkları” gerekçesiyle 16 oturum duruşmaya katılmaları yasaklanmıştır. Bir kere, sanıklarla müdafilerin anlatımlarına göre, bu tesbitler doğru değildir. Kamera kayıtları var. El kaldırılarak söz istenir. Ceza yargılaması sözlüdür. Dilekçe verin denilmez, denilemez. Söz istemek bir haktır. Yargılamayı aksatmaz. Bu nedenle, karar sözlülük ilkesi ile savunma ve adil yargılanma hakkına açıkça aykırıdır.

Hemen belirtelim ki, kararda “duruşmalara katılma” deyiminin kullanılması kesinlikle yanlıştır. Çünkü, yargılamada duruşmanın tekliği esastır. Bu nedenle, “duruşmalar” denmez, “duruşma” denir. Celse veya oturum ise duruşmanın parçalarıdır. Ve asıl önemlisi, 3. yargı paketi denilen 6352 Sayılı Yasa’nın 105/6. maddesiyle CMK’nun 252. maddesinin kaldırılmış olmasıdır. Artık Özel Yetkili Mahkemeler asla bir oturum dışında men kararı veremez. Eğer CMK’nun 203 ve 204. maddesi mahkemelere bu imkanı tanımış olsaydı, CMK yapılırken (Özel Yetkili Mahkemeler için) 252/1-f ile “oturumların tamamını veya bir kısmına katılamamalarına karar verilebilir” kuralı getirilmezdi. Evet, CMK 252/1-f “oturumların tamamına veya bir kısmına” deyimini kullanıyordu, artık böyle bir madde yoktur.

Şimdi, CMK’nun 203 ve 204. maddeleri uygulandığına / uygulanacağına göre, orada “oturumlar” deyiminin değil, “oturum” deyiminin kullanıldığını görmek gerekir. Dolayısıyla, men kararı ancak bir oturum için, yani yargılamanın aksatıldığı kabul edilen o oturum için verilebilir. Durum açıktır. Ama, Özel Yetkili Mahkeme bu olayda da, yasa değişikliğini yok sayarak, keyfi bir uygulama yapmıştır.

Yaşadığımız bu yeni örnek, özel yetkili mahkemelerin adaletine asla güvenilemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Altını çizerek hatırlatmak istiyorum, bu mahkemelerin adaletine güvenilmediği için, MİT müsteşarının nasıl kurtarıldığını unutmayalım. Ve gazeteci arkadaşlarımızın da, bu mahkemelerden kurtarılması için, önce biz duyarlı olalım, kamuoyunu uyarmaya çalışalım.

Ahmet ŞIK, Nedim ŞENER, Müyesser YILDIZ, Ragıp ZARAKOLU ve iki Barış’ın tahliye olması ile sorun çözülmemiştir. Gazetecinin yazma / haber verme, toplumun bilgi edinme ve öğrenme hakkı çok ciddi bir tehdit altındadır. Bu tehdide boyun eğmeyelim. Yazalım, konuşalım, program yapalım, tartışalım. Sonuç olarak, arkadaşlarımızın uğradığı inanılmaz ve akıl almaz adaletsizliğe engel olabilmek için kamuoyunu uyarmamız gerektiğini belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum
.(MUE)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Yandaş medya açık açık hedef gösterdi14 Ocak 2015 Çarşamba 12:45
  • Havuz yazarı konferanstan kovuldu13 Ocak 2015 Salı 13:24
  • Economist: Türk medyası için zor zamanlar09 Ocak 2015 Cuma 11:04
  • “AKP basını bitirdi“09 Ocak 2015 Cuma 10:26
  • "Bu ayıp, bu kan asla temizlenemeyecek"08 Ocak 2015 Perşembe 16:50
  • Atilla Taş'tan olay yaratan 'Yüce Divan' tweeti!06 Ocak 2015 Salı 11:11
  • Hülya Avşar'dan Sözcü'ye dava!25 Aralık 2014 Perşembe 10:49
  • Milliyet'te deprem, hangi isimlerin görevine son verildi?17 Aralık 2014 Çarşamba 11:27
  • Abdülkadir Selvi'nin kafası karıştı15 Aralık 2014 Pazartesi 10:54
  • Zaman kara manşetle çıktı!15 Aralık 2014 Pazartesi 10:38
  • Çok Okunanlar
      Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
      Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
      E-Posta: info@sansursuzhaber.com