Gülen Cemaati Kürtçe Olimpiyatı yaptı!

Gülen Cemaati Kürtçe Olimpiyatı yaptı!
"Milli Görüş ırkçı ulusalcılar banal"

Fethullah Gülen cemaatinin kurumsal yüzü olarak bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın (GYV) Başkan Yardımcısı Cemal Uşak ile T24 sitesi röportaj yaptı. Uşak'ın sözlerini özetliyoruz:.
 
- Hakkâri’den Tunceli’ye Güneydoğu’nun pek çok il ve ilçesinde okulları bulunan Gülen cemaati, Kürtçe eğitim vermeye hazır mı?
 
Ben hazır olduğunu düşünüyorum, özel okullar hepsinden daha önce hazır. Gözlemlerime göre, oradaki okulların öğretim kadrolarının çoğu Kürt gençlerden oluşuyor zaten. Ayrıca, Hocaefendi’nin görüşlerinden etkilenenlerin kurduğu bir televizyon kanalı var: Dünya TV. Bazılarına göre, en güzel ve en sistematik Kürtçe eğitimi veren kanal o. (...)Camianın gönüllüsü iş adamlarının Irak Kürdistanı’nda açmış olduğu okul sayısı 30’a çıktı. Ki orada hem Kurmançi konuşuluyor, hem de Sorani. İki lehçede de eğitim yapılıyor. Bu camia bunun zeminini hazırlamışken Türkiye’de de yasal prosedür hazırlandıktan sonra neden burada da olmasın?
 
- Anayasa deyince aklımıza düştü; “Türk Milleti” ifadesinin yeni anayasada muhafaza edilip edilmemesi hakkında sizin yaklaşımınız ne?

 
Konunun uzmanı değilim, ama her ne kadar Türk Milleti tabiri bir etnisiteden ziyade bir şemsiye kavramı olsa da, tarih boyunca Türk dendiği zaman Türkî topluluklar kastedilmiş olsa da, uygulamalar itibariyle bu ülkede yaşayan Kürtler ve gayri Müslimlerin önemli bir kısmı kendisini Türk kavramı içerisinde hissetmiyor. Onun için daha kapsayıcı bir tanım geliştirilebilir. Ama onun için de toplumun zihnen ve fikren hazırlanması gerekir. Vatandaşlık tanımından Türk kavramını çıkarırsınız, ama bu, anayasanın neresinde Türk varsa üzeri kazınacak anlamına gelmiyor.
 
- Cemaatin önde gelen bir icraatı da Türkçe olimpiyatları. Barış sürecinde Kürtçe olimpiyatları yaptığınıza da tanık olur muyuz?
 
Şu anda yapılıyor. Yaklaşık 20 senedir Kırgızların, Tatarların vs. katıldığı, devletin desteklediği Türk Dünyası Akraba Toplulukları toplantıları hakkında iki sene önce “Bir gün neden İstanbul’da veya Türkiye’nin herhangi bir yerinde Kürt Dünyası Akraba Toplulukları toplantısı olmasın!” demiştim. Bu olmadı ama bildiğim kadarıyla bizim camianın eğitim kurumlarının organizasyonuyla geçen hafta Süleymaniye’de Kürtçe olimpiyatına benzer bir Kültür Şöleni yapıldı. Bu sene Süleymaniye’de yapıldı, belki seneye Türkiye’de yapılır. Neden olmasın!
 
(...)Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Kürt sorununda çözüm için adımlar atıyor. Keşke daha önce atsaydı, atabilseydi. Hiçbir iktidara nasip olmayan, üçüncü iktidar dönemine güçlenerek girmek gibi bir imkân söz konusu. Bir kamuoyu araştırmasına göre, çözüm sürecini en hararetle destekleyen iki toplumsal grup var: 1- Kürtler, 2- Samimi dindarlaR
 
- “Samimi dindar” ne demek?
 
Samimi kelimesini ben ekliyorum, yaklaşık yüzde 98’i destekliyor. Ama dindarlar içerisinde de hâlâ bir kesim var ki her birimize zerk edilmiş o ırkçılık duygusundan kendisini arındıramamışlar. Onlar hâlâ çözüm sürecini çözülme süreci olarak algılıyor.
 
- Türk-İslam sentezine derinlemesine girmiş olan dindarlardan mı bahsediyoruz?
 
Şüphesiz.
 
- Açtığınız bu kümenin asli öğesi Milli Görüş mü?
 
Milli Görüş geleneğinden gelenlerin bir kısmı, ama sadece onlar değil. MHP’ye oy verenlerin bir kısmı da dindardırlar. MHP sözcülerinin o adeta kükrercesine nutukları devam etmemiş olsa, bu insanların vicdanları ve insafları harekete geçmiş olurdu. Akil İnsanlar Heyeti ile dolaştığımız zaman, bazı kişiler ilk temasınızda o ezberleri tekrarlıyor, 15-20 dakika sonra, “Haklısınız, bu sorunu 30 seneden beri güvenlikçi yöntemle çözemedik” diyorlar. “Kürtçede eğitim ülkeyi böler” diyenlere “Bir Kürt ana dilinin yasaklandığı bir ülkede mi yaşamak ister, yoksa bu dilin serbest olduğu bir başka Kürt bölgesinde mi?” diye sorduğunuzda hak veriyorlar.
 
- Sizce, barış, milliyetçi dindarları veya ulusalcı Kemalistleri nazara almadan kalıcı olabilir mi?
 
Şüphesiz göz ardı edilebilirler, edilmeleri lazım. Bu ulusalcı zihniyet, banal, saygısız, ötekinin kimliğine saygı duymayan bir görüş. (...)
 
- Hakan Fidan’ın Savcı Sarıkaya tarafından ifadeye çağrılmasıyla cemaatle hükümet arasında kamuoyuna yansıyan gerginlikten sonra sizin Akil İnsanlar Heyeti’ndeki mevcudiyetiniz şu soruyu akla getirdi: “Başka bir barış daha mı?” Siz bu süreci nasıl okuyorsunuz?
 
Kendim ile ilgili bir yorum yapmak istemem. Siyasi iradenin beni veya herhangi bir kişiyi neden seçtiğini, arkasındaki saikları onlara sormalısınız.
 
- Sizce neden seçildiniz?
 
Bilmiyorum. Camiayla olan bağımdan dolayı mı veya Kürt sorunuyla yakın ilgimden dolayı mı veya bunu söylemek benim için şık olmaz ama özellikle Kürt vatandaşlarımızın fakire teveccühlerinden dolayı mı? Ya da bunların siyasi irade tarafından biliniyor olmasından dolayı mı? Hangisi asıl etken ben bilmiyorum; hepsi de olabilir, herhangi bir tanesi de.
 
- “Bu da başka bir barış” okuması ne kadar doğru?
 
Ben camiayla, siyasi irade arasında bir mücadele olduğunu düşünmüyorum. Ama bu konuyla ilgili olarak toplumda yanlış bir algı var. Siyaset ayrı, sivil inisiyatif ayrı, alanları ayrı olduğu için rakip de olamazlar.
 
- Bu diplomatik bir dil mi Cemal Bey?
 
Bir dil işte. Bunu inanarak söylüyorum. Oslo süreci sonrası, Hakan Fidan hakkındaki yapılan soruşturmadan bu yana, birilerinin yakıştırdığı yanlış bir algı bu. Birileri Hakan Fidan hakkındaki davayı tutup camiaya hamlediyor ve ondan bu yana yapılan her şeyi bu yanlış şablon üzerine oturtmaya çalışıyor.
 
- Yanlış dediğiniz algıyı kamuoyunda kuvvetlendiren Zaman gibi cemaatin yayın organlarında Fidan’ın KCK davası kapsamında çağrılmasının savunulması da oldu.

 
Ama bu sadece Zaman veya camiaya yakın yayın organları ile sınırlı kalmadı ki. Taha Akyol, bunu yazdığı zaman başka bir yorum atfetmiyorsunuz da, Zaman’da çıkınca niye farklı bir anlam veriyorsunuz ki? Bir savcı, bir dava açmışsa elinde mutlaka bir belge, bulgu, bir şeyler olmalı. Biri bunu dediği zaman, camianın genel görüşü olarak mı yapmış oluyor? Benim söylediklerim beni bağlar.
 
- Sizce bu “yanlış algı” sadece kamuoyunda mı, yoksa hükümet nezdinde de yürürlükte mi?
 
Olabilir. Ama doğrusunu öğrenmek için onlara sormak lazım; onlar adına konuşmak durumunda değilim. (...)
 
- Kararı mahkeme verecek, ama kararı bir kenara bırakarak sorsak; 1- Ahmet Şık ve Nedim Şener’in “terör örgütü üyeliği” ile suçlanarak tutuklanması, 2- Savcılığın yaptığı yazılı açıklamada iki gazeteciyi tutuklamayı “Açıklanması bu aşamada mümkün olmayan deliller”e dayandırmasına rağmen iddianamede bu gerekçeyi temellendirecek, yani "gizlenmesi gereken" bir delile rastlanmaması, 3- Şık ve Şener’in tutuklanmaları ve tahliye edilmeleri arasında geçen zamanda bu nitelikte bir delilin dosyaya eklenmemesi, 4- Yayımlanmamış bir kitabın toplatılması, 5- Bu kişilerin bir seneyi aşkın süre tutuklu yargılanması sizi rahatsız etmedi mi?
 
Ne Ahmet Şık, ne de Nedim Şener, “terör örgütü üyeliği” kavramıyla asla birlikte düşünemeyeceğim kişiler. Ne yazık ki mevcut yasalar böyle bir tanımlama altında suçlamaya imkân veriyor. Ancak her iki arkadaşımızın da Hocaefendi hakkında yazdıklarından dolayı içeride tutulduklarını kuvvetlendirecek bir delilin olduğunu söyleyemem. Özellikle Ahmet’in böyle bir kitap yazmış olması onun tutuklanmamasını gerektirir. Ben muktedir olsam, gücüm olsa, Ahmet kitabı yazdıktan sonra değil tutuklanmasına yol açmak, başına bir hal gelmemesi, kılına zarar gelmemesi için onu fanus içinde tutardım. Nitekim Hocaefendi hakkında yazılan onlarca kitap var ve o kişiler tutuklanmış değildir. Tutuklanma sebeplerini başka şeyler olduğunu düşünüyorum. Ki nihai hükmü de mahkeme verecektir. (...)
 
- Söyleşiyi sonlandırmadan o ünlü soruyu soralım. Türkiye’nin geleceği için kritik gördüğünü pek çok kez belirttiği yeni anayasa yapılırsa Fethullah Gülen, Türkiye’ye döner mi?
 
Hocaefendi Türkiye’ye gelişini adeta bir şarta bağlamıştı bir görüşmede. “Gelişim oradaki umumi ahenge zarar vermeyeceği noktaya gelirse dönerim” mealinde bir cümle sarf etmişti. Yani, ne zamanki Hocaefendi’nin gelişi dolayısıyla birtakım siyasi spekülasyonlar söz konusu olmaz ise, Hocaefendi o zaman döner diye düşünüyorum.
 
- Sizce böyle bir şey mümkün mü? Gülen, Pennsylvania’dan örneğin İstanbul’a geçerse hem toplumsal, hem siyaseten spekülasyonlar kaçınılmaz olmaz mı?

 
Bence olmaması elbette mümkün. Şahsi kanaatim bunun ön şartının sivil, demokratik bir anayasanın kabulü olduğunu düşünüyorum. Naçizane görüşüme göre, bu, gerek şart, ama yeter şart değil. Onun hazmı, kabulü ve uygulaması da belki söz konusu.
 
- Peki, nasıl bir anayasa aklınızdan geçen?
 
Çok genel ifadeyle, sivil ve demokratik ve insan haklarını garanti altına alan bir anayasa. Demokratik dediğimiz zaman, demos’un, yani halkın iradesini önceleyen, birtakım kurumların değil, halkın iradesini önceleyen bir anayasa. (BCK)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com