'Haberin arkası'nı merak edenlere çok farklı bir dizi

'Haberin arkası'nı merak edenlere çok farklı bir dizi
Yalnız medyakilerin değil, haberin perde arkasını merak edenlerin de ilgiyle izleyecekleri, 'Haber merkezi' ekrandaki yerini aldı...

Sistem-karşıtı, muhalif bir haberciliğin hâlâ mümkün olduğu iddiasındaki 'The Newsroom', haberin gerçeğe 'yabancılaştırıcı' etkisi üzerine de düşünmeye sevk ediyor

“Köylünün konukseverliği haber açlığındandır”... Rahmetli Ünsal Oskay Hoca’dan duyduğum bu sözün, köylülüğe güzelleme yapma yolunda sıkça kullanıma sokulan bir klişeyi (‘Köylü konukseverdir!’) kırmanın yanısıra insanın haberle ilişkisinin evveliyatına ve elzemliğine dair ufuk açıcı olduğunu da düşünürüm hep. Köylünün ‘tanrı misafiri’ ile kurduğu ilişki, bir karşılıklılık temelinde ortaya çıkar: “Başka yerlerde, uzak diyarlarda ne olup bitiyor, anlat bana; ben de sana izzet-ikramda bulunayım!..”

Bu anlamda köye gelen yabancı, bugünün dünyasında her akşam ekrandan evimize konuk olan ‘anchorman/anchorwoman’, yani ana haber sunucusunun prototipi olarak da değerlendirilebilir. ‘Anchor’ da bizim bu ezeli-ebedi açlığımızı doyurmak için orada ve sunduğu haber yine karşılıksız kalmıyor. Başlıbaşına ‘seyir’, bizim en büyük ikramımız ve ona da ekibine de ‘kazanç’ olarak yansımakta.

Fakat yapılan benzerliği abartmak ve ortada niceliksel olduğu kadar niteliksel olarak da mevcut büyük farkı görmemek yanlış kaçar. Haberin bir ‘insan ihtiyacı’ndan ibaret olduğunu söyleyebileceğimiz ‘pastoral’ günlerin uzağındayız. Bugün bunu söylemek safdillik olur. O yüzden insan-haber ilişkisinin şimdiki halini geçerlice aksettiren ve pazar günü CNBC-e’de Türkiye’ye merhaba diyen ‘The Newsroom’a dikkat çekmek en doğrusudur.

‘Haber’in masum bir ihtiyaç olmaktan çıkıp nasıl bir sektör haline geldiğini, bu sektörel işleyişin perde, daha doğrusu ekran arkası olaylarına odaklanarak anlatan bir dizi ‘The Newsroom’. Bir büyük haber kanalının ‘anchorman’i Will McAvoy (Jeff Daniels) merkez yapılarak, haberin ‘endüstriyel’ üretim sürecinde yaşananlar ve bu süreçte yer alanların dünyası, duygusal-psikolojik derinlikler rasyonel-profesyonel çekişmelerle harmanlanarak sunuluyor.

Dizinin ilk bölümü (belirtmek gerekir ki hiç de istemeden!) bana haberin ‘yabancılaşma’ demek olduğunu da hayli güçlü bir şekilde duyumsattı. 2010 Nisan’ında Meksika Körfezi’nde BP’ye ait petrol platformunun infilak etmesinin habere dönüştürülme süreciydi konu. Gelmiş geçmiş en büyük çevre felaketlerinin başında gelen bu ‘kaza’nın vahamet ve dehşeti, Will McAvoy ve ekibi için ‘haber’i ilk veren olmanın saadet ve hazzı yanında adeta bir hiçti! McAvoy, hızlı ve becerikli bir ekip çalışmasıyla bu feci olayı başarıyla ‘haber’ ettikten sonra müdürü Charlie Skinner’ce (Sam Waterston) bir şişe viski eşliğinde kutlandı. İki adam, ‘doğru’, ‘dürüst’ ve ‘korkusuz’ bir habercilik dönemine yelken açtıkları tatlı bir sohbetin rehavetine çekildiler. Yani, ‘Facia’ sona erdi! Bir yönüyle “Aslında Körfez Savaşı hiç olmadı” diyen Baudrillard’ı hatırlamayı da kaçınılmaz kılan bir sahne bu. ‘Olay’ın habere dönüşümünün nasıl gerçeklik kaybını beraberinde getirip ‘şov’laşma ve yabancılaşmaya yol açtığına iyi bir örnek...

Dizinin ilk bölümünün bende yukarıdaki şekilde ‘takıntı’ yaratan kesiti yanlış anlamaya neden olmasın yine de. ‘The Newsroom’ kendisini sistem-karşıtı, muhalif bir haberciliğin hâlâ mümkün olduğu iddiasıyla var eden ‘idealist’ bir dizi. ‘Haber endüstrisi’ sıkı bir eleştiriden geçirilirken ‘kötü’, daha doğrusu salt ticari habercilik karşısında ‘iyi’, daha doğrusu nispeten insani bir habercilik savunuluyor.. Bunun devasa bir sektörel işleyişe meşruluk sağlama yolunda bir mesaj olup olmadığını sorgulamayın! Bu gerçekten ilginç diziyi ‘uyanık’ bir şekilde izleyin!..
(Tayfun Atay\Radikal)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com