Hedef Hakan Fidan değil Erdoğan'mış!

Hedef Hakan Fidan değil Erdoğan'mış!
Başbakan'ın danışmanı Yalçıj Akdoğan, Hakan Fidan ile ilgili çıkan haberlerin asıl hedefinin Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığının önünü kesmek olduğunu iddia etti.
Başbakan Erdoğan'ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Star Gazetesi'ndeki köşesinde ilginç bir iddiada bulundu. Akdoğan'a göre asıl hedef Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasının önünü kesmek.

Akdoğan'ın bu 'oyunu' bozmak için önerisi ise: Oy vermek!

İşte Yalçın Akdoğan'ın o yazısı:
 
MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik karalama kampanyasının arkasında yatan saik nedir? Asıl hedefe konulan kimdir, yapılmak veya değiştirilmek istenen nedir? Türkiye’nin Suriye politikası mı, İran politikası mı, İsrail politikası mı, çözüm süreci mi, askeri ihaleler mi? Türkiye mi hedefe konuluyor, AK Parti iktidarı mı, MİT mi?
 
Değiştirilmek istenen politika hangisidir veya hedefteki aktör kimdir? Tek tek meselelere bakınca her konuda bir rahatsızlık olduğu anlaşılıyor, her aktör bir nebze hedefe konulmuş görünüyor. O zaman meselenin tek tek bu konular veya bu aktörler olmadığı, asıl bunların birleştiği noktaya bakmak gerektiği söylenebilir. İşte o nokta Başbakan Erdoğan’dır. Hem tüm bu politikalar onunla ilişkili, hem Türkiye’nin ve AK Parti’nin geleceğinde en önemli isim Erdoğan... Fotoğraf karelerini değiştirmekle uğraşmak istemeyenler filmin yönetmenini hedef alıyorlar.
 
O.K. Cengiz, Radikal’deki yazısında şu tespiti yapıyor: “Asıl hedef, başta Amerikan yönetimi olmak üzere, bütün Batı’ya AK Parti hükümeti ve Erdoğan’ın birlikte çalışılması mümkün olmayan, güvenilmez, fanatik ve radikal bir İslamcı olduğunu kanıtlamak.
 
Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması halinde, tüm bu politikaların devam edeceğini, süreçleri geri çevirmenin imkansız olacağını düşünüyorlar. Bu yüzden içeride ve dışarıda organize bir kampanya yürütülüyor. İçerideki kampanyanın temasını ‘otoriterlik’, dışarıdaki kampanyanın temasını ‘batı karşıtlığı ve İslamcılık’ oluşturuyor. Financial Times yazarlarından Daniel Dombey, “61 yıldır NATO üyesi olan Türkiye, Batı ile ilişkisini kesti mi?” sorusunu sorduğu yazıda şu üç konuyu gündeme taşıyor: “Ankara’nın Çin’den füze savunma sistemi alma kararı, Suriye’deki el Kaide’yle ilişkili savaşçılara yönelik belirsiz tutum sergilediği iddiası ve son olarak da Türkiye’nin İsrail adına Tahran’da casusluk yapan İranlılara ihanet ettiği iddiaları”. Meseleleri yakından takip eden insaflı bir araştırmacı bu üç sebebin de böyle dramatik bir yargıya sebep olamayacağını bilir
 
Obama, Suriye’ye askeri operasyon planları yaparken bir anda diplomatik zeminde kendisini buldu ve yeni süreçle birlikte Esed’e hayat öpücüğü verilmiş oldu. Aslında ABD, Rusya ile denge hesapları yaparken, İran’ın içinde bulunduğu bloğun manevrası neticeye ulaşmış oldu. Bunun ikinci adımı İran’la yumuşama görüntüsüydü. Askeri
harekat planları yapan Obama yönetimi bir hafta sonra kendisini başka bir zeminin içinde bulacağını ne kadar öngörebilmişti bilmiyorum, ama bu planlı bir gelişme idiyse, arkasından gelen flörtün de planlı olduğu düşünülebilir. Öngörü eksikliği gibi görülebilecek bu durum acaba başka bir hesabın planlı bir parçası mıydı? İsrail acaba bu durumu nasıl algılıyor?

Yalçın Akdoğan'ın köşe yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

(DSE)


Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com