Hepsi Bir Oyun!..

Hepsi Bir Oyun!..
Milyonları ekran başına kitleyen Survivor'a farklı bir bakış...

Survivor Ünlüler- Gönüllüler' kuşkusuz diğer ülkelerdeki emsalleri gibi bir televizyon programından çok daha fazlasını sunuyor bizlere.

Ağırlığı gitgide artan reality şovların kültürel tezahürlerini, birey-toplum ilişkilerine yansımalarını, sosyal kimliklerin inşasına etkilerini tetkik etmemiz açısından Survivor önemli ipuçları sağlıyor.

Peki, Survivor bizlere nasıl bir gerçeklik sunuyor ve bu gerçeklik nasıl oluyor da milyonları ekrana kitliyor? Yoksa bu gerçeklik hayatlarımızın bir parçası mı oluyor?

REALITY ŞOV OLARAK SURVIVOR

Kimilerine göre toplumsal bir deney, ama özünde bir oyun, ancak kendi gerçekliklerini yaratan, bu gerçeklikler üzerinden kitlelere ve bu şekilde bireylerin gerçekliklerine ulaşan bir oyun: Survivor.

Amerika orijinli, ancak bugün pekçok ülkede benzer formatta milyonlara ulaşıyor. Gerçeklik demişken, belki de televizyonlarda popülerliği gittikçe artan reality şovların bir özelliğinden bahsetmek gerekiyor Survivor'ı anlatırken. 2000'li yıllarda Amerika'da başlayan Survivor tarzı reality şovların bu denli ilgi çekmesi, bireysel ve toplumsal yaşamlar arasında bir arabulucu rolü üstlenmesinden kaynaklanıyor.

Bu iki yaşamın gerçeklikleri arasında yoğun medya et-kisiyle akışlar, içiçe geçişler ve kaymalar yaşanıyor. Alışılagelmiş televizyon programlarında özel hayatın gerçekleri ve program arasındaki sınır belliyken, Survivor tarzı reality şovlarda farklı bir durumla karşı karşıyayız. Bu durumun önemli bir sonucu olarak, Survivor'da yaşananlar bazen kendi hayatlarımızdan daha 'gerçek', daha 'önemli' olabiliyor.

Dillendirilmesi gereken önemli sorular var, örneğin, Survivor Ünlüler-Gönüllüleri seyre-derken, aslında hangi gerçekliğin peşindeyiz, aslında kendi gerçekliğimizi, yaşamlarımızı mı seyrediyoruz, yoksa olmak istediğimizi mi?

Bu reality şov her hafta sonu yarışmacılar arasında oynanan fiziksel güce ve zekaya dayalı oyunların sonunda yapılan bir ritüelle adaya veda eden, sevdiğimiz, ya da nefret ettiğimiz, SMS gönderdiğimiz yarışmacıyı aktarmıyor bizlere.

Sembolik olarak kendi toplumsal kimliklerimizi inşa ediyoruz. Elbette bu inşa süreci, yaşanan deneyimler üzerinden değil, program süresince maruz kalınan 'öteki' deneyimler üzerinden oluyor.

ALDATICI GERÇEKLİK

Halbuki Survivor'a dair her şey 'pseudo', yani aldatıcı. Şansa bırakılmış hiçbir özellik yok, herşey en ince detayına kadar planlanmış, karakterler izleyicilerin kendileriyle özdeşleştirecekleri, kendinden bir parça bulacakları şekilde seçilmiş. Sıradan oluşları dikkate alınmış, ancak sansasyon yaratma olasılıkları ve çatışma yaşamaya meğilleri hassasiyetle ele alınmış kişiler.

Mekan her zaman seyirciler açısından bilinmeyenleri bol olarak sunuluyor. 24 saati birlikte geçiren, her anları kaydedilen, yarışan, çatışan, yemek arıyan, yemek yiyen, avlanan, uyuyan, kavga eden yarışmacıların ekrana yansıtılan ve milyonlarca izleyiciye aktarılan halleri ise beraber geçirdikleri zaman içerisinde sadece en dramatik ve trajik olanları.

GERÇEK HAYAT TELEVİZYON DÜNYASI

İzleyiciler sadece SMS atarak sadece adadan ayrılacak yarışmacıyı belirlemiyor. Bu yolla televizyon programı ile izleyiciler arasındaki sosyal mesafe kısalıyor, reality şov daha çekici oluyor, popülerliği artıyor. Ve ilginç bir durum tezahür ediyor bu noktada.

Gerçek hayat ve televizyon dünyasının kendi yarattığı gerçeklik arasındaki ayrım neredeyse ortadan kalkıyor. Aslında aldatıcı bir gerçeklik su yüzüne çıkıyor.

Pascal Nouma'nın sakinleşememesi, Nihat Doğan'a saldırışı ve ardından yaşananlar programın bitişininin ardından televizyonumuzu kapatmamızla sona ermiyor. Pascal Nouma'yı Atatürk Havalimanı'nda karşılayan 'taraftar grubu' ile 'Nihat Doğan sevenleri' arasındaki gerginlik tam da gerçek hayatın içinde yaşanmıyor mu? Unutmadan, Amerika'da yapılan bir akademik araştırmaya göre Survivor tutkunu izleyicilerin intikam duygusuna verdikleri önem daha yüksek oluyormuş!

Kanımca bir diğer aldatıcı gerçeklik de yarışmacıların adada en zorlandığı konu olan açlıkla alakalı. Adı üzerinde reality şov ve yarışmacıların uzun süre, ödül yemekleri dışında aç kaldıklarına şüphe yok. Pekçok yarışmacı ciddi kilo kayıpları yaşıyor.

Hatta Nihat Doğan, Tevfik ve Taner'in üçlü ödül kahvaltısı ne kadar aç olduklarını kanıtladı. Bahsetmek istediğim aldatıcı gerçeklik aslında komşu ülke Haiti ile ilgili. Survivor Ünlüler Gönüllüler'in düzenlendiği Dominik Cumhuriyeti, Haiti ile birlikte bir adayı paylaşıyor. Batı'daki komşu ülke Haiti 12 Ocak 2010'da yaşanan, yüzbinlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan depremin sarsıcı etkileriyle mücadele ediyor.

Bu mücadelesinde yalnız değil elbette, ancak bu süreçte birçok ülkenin resmi yardımına, uluslaradası sivil toplum desteğine rağmen Haitililer gerçek açlığı, yoksulluğu ve dramı yaşıyor.

Acun Ilıcalı'nın sosyal sorumluluk konusundaki hassasiyetini hepimiz biliyoruz. Sadece Survivor'da değil, tüm programlarında bu özen takdire şayan. Bir ay sonra Survivor Ünlüler Gönüllüler sona erecek. Yarışmacılar için açlık sona erecek...

Ve bir ada düşünün, Doğusunda bir yarışma için, büyük ödül için iki ay aç bırakılanlar; Batısında ise bir sonraki öğününün nereden geleceğini bilmeden yaşayanlar. Hem de belirsiz bir süre için...

Hangisi gerçek sizce?

Evren Tok / Yeni Şafak

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com