'Her Yere Sızıyorlar Endişesi Hakim'

'Her Yere Sızıyorlar Endişesi Hakim'
ABD kriptosu: Bu Gülenciler de ne çok seyahat ediyor..

Taraf gazetesinin bugün yayınlamaya başladığı Wikileaks Türkiye belgelerinde ABD, vize başvurusu yapan Gülencileri adeta fişledi: "Bu Gülenciler de ne çok seyahat ediyor"

ABD'Lİ DİPLOMATLARIN ANALİZLERİ
ABD'nin Fethullah Gülen cemaatine bakışı, yukarıdaki telgraf itibariyle, en iyimser tarifiyle "kuşkucu" diye tanımlanabilir. Ama 2005'ten sonra Gülen cemaatiyle temaslarını ve harekete ilişkin gözlemlerini yoğunlaştıran Amerikalı diplomatların giderek daha kapsamlı analizler yaptıklarını da görüyoruz.

GÜLENCİLER ÇOK SEYEHAT EDİYORLAR
Bu temasların artmasında rol oynayan çok basit bir gerekçe, 23 Mayıs 2006 tarihinde ABD'nin İstanbul Başkonsolosu Deborah K. Jones'un Washington'a gönderdiği telgrafın da konusu. Telgrafın konu satırında aynen şöyle yazıyor: "Fethullah Gülen: Onun takipçileri niye bu kadar çok seyahat ediyorlar?" Ve evet, telgraf, Gülen cemaatine mensup olan ya da olduğu tahmin edilen kişilerin ABD'ye seyahatlerini, daha doğrusu vize başvurularını konu alıyor.

BU RAHATSIZLIK LAİK KESİM TARAFINDA DA PAYLAŞILIYOR

Bu telgrafın başında, "Fethullah Gülen" diye yazmış dönemin Başkonsolosu, "30'dan fazla ülkede, 50'den fazlası ABD'de olmak üzere 160'tan fazla örgütten oluşan ve büyümeye devam eden devasa bir ağın merkezinde oturuyor. Sonuç olarak da, Gülen'in destekçileri Türkiye Misyonu'na (ABD'nin buradaki diplomatik temsilcilikleri kastediliyor) ulaşan ziyaretçi vizesi başvurularının giderek artan bir oranını oluşturuyor. Başvuru yapan Gülenciler seyahat gerekçeleri ve Gülen'le ilişkileri konusunda hemen her zaman kaçamak davranıyorlar; bu da, Konsolosluk memurlarında soru işaretleri yaratıyor. Bu rahatsızlığımız Türk toplumunun laik kesimlerince de paylaşılıyor."

GÜLENCİ DİYE PROFİL ÇIKARDILAR
Aynı telgrafta, Jones'un, her yıl ABD'ye ziyaretçi vizesi almak için Türkiye Misyonu'na başvuran 75 bin kişiden yüzde 3-5 kadarının "Gülenci" olduğuna ilişkin tahmini de yer alıyor.

Orijinalini bugünden itibaren WikiLeaks sitesinde bulabileceğiniz telgrafın en tuhaf tarafı ise, Amerikalı diplomatların "Gülenci" diye etiketledikleri vize adaylarının "profilini" çıkarmış olması. Telgrafta, kuşkusuz isim-isim fişleme yapılmıyor ama "Gülenci" olduğuna kanaat getirilen vize adaylarının profili, "tek başına seyahat eden ve hiç İngilizce bilmeyen evli erkek" ya da "ortaokul çağında İngilizce öğrencisi" benzeri başlıklar altında detaylandırılıyor.

YEDİK İÇTİK HEP CEMAAT KONUŞTUK
Bu "profil" telgrafından bir yıl sonra, 27 Nisan 2007'de, yine Başkonsolos Deborah K. Jones, bu kez Gülen cemaatini anlayıp anlatmaya yönelik daha samimi bir çabayı yansıtan bir telgraf yazmış.

"Gülencilerle az viskili bir toplantı" başlığını taşıyan telgraf, 17 Nisan 2007'de ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'nda verilen akşam yemeğini konu alıyor. "Dinî lider Fethullah Gülen'e sempati duyan ve/veya onun hakkında bilgi sahibi Türklerden oluşan eklektik bir grup" diye tarif edilen misafirlerin listesine Nazlı Ilıcak'ın karar verdiği de telgrafta belirtilmiş. Davetliler ise "gazeteci-yazarlar Fehmi Koru, Ali Bulaç ve Mustafa Akyol, Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Niyazi Öktem ve Galatasaray Üniversitesi'nde ders veren oğlu Emre, Marmara Üniversitesi'nde ilahiyat dersi veren Mahmut Kılıç, sosyolog (Türk yazar Cemil Meriç'in kızı) Ümit Meriç, Fatih Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Alparslan Açıkgenç, Türkiye Katolik Cemaatleri Ruhaniler Kurulu Sözcüsü Georges Marovitch ve Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak" diye sıralanıyor.

Başkonsolos Jones, konukların yemekte Gülen'i 1960 ve 1970'lerde İzmir'deki bir camide imamlık yaptığı günlerden itibaren anlattıklarını, onun ilahiyatçı yönü ve eğitime verdiği önem üzerinde durduklarını aktarıyor.

PAPA'YLA TANIŞTIRMAK İÇİN ARACI OLDULAR
Yemeğin en ilginç konuşmalarından birini Monsenyör Marovitch yapıyor. Telgrafın o bölümünü aynen aktarıyoruz:

"Monsenyör Marovitch, kendisinin diğer dinî cemaat liderlerine ve nihayet Papa İkinci John Paul'a onu tanıştırmak da dahil olmak üzere, Gülen'in ekümenik (evrensel) gündemini destekleme amaçlı çabalarını coşkuyla ve uzun uzun anlattı. Marovitch ve diğerleri, Hoca'nın birkaç yıl önce bir Müslüman mezarlığında öldürülmüş olarak bulunan ve dinlerarası diyaloga ve dünya barışına hizmet adına, Gülen'in daha geniş bir muhatap kitleyle bağlantısını sağlamak için Marovitch'le birlikte çalışan varlıklı Yahudi-Türk işadamı Üzeyir Garih'le geçmişteki bağlarını teyid ettiler.

“Her yere sızıyorlar” endişesi hâkim...

Bu telgrafın sonundaki “yorum” bölümünü, hem ABD'nin 2005 yılında Gülen'e nasıl baktığına ilişkin bir belge hem de bu bakışın daha sonraki yıllarda nasıl değiştiğini görmek için “baz” olarak aynen aktarıyoruz:

“Gülen'in kamuoyuna verdiği hoşgörü ve diyalog mesajını ve buna paralel olan İslam'ı bilim ve moderniteyle uzlaştırma çabasını hesaba katan bazı Batılı gözlemciler, onu Müslüman bir eğitimci (ya da “hoca”) olarak benimsiyor ve onu “ılımlı İslam”ın sesi olarak görmeyi tercih ediyorlar. Gülen, sıklıkla terörizme karşı konuşuyor (Kur'an'ın bazı tefsirleriyle İslam adına uygulanan terörist şiddet arasındaki bağlantıyı irdelememek konusunda dikkatli davranmasına rağmen...) Gülen ayrıca, Yahudi cemaatince kendi varlığına destek olarak algılanan tavırlar da sergiliyor.

Ancak Gülen hareketinin nihai niyetleri konusunda derin ve yaygın kuşkular hâlâ geçerli. Bu hareketin bünyesindeki çeşitli çevrelerin içine çektiği insanlar üzerinde uyguladığı baskıya ilişkin ipucu veren anekdotlara sahibiz; işadamlarına Gülenci okulları ve diğer faaliyetleri desteklemek için para vermeyi sürdürmeleri yönünde yapılan ağır baskı buna örnek. Gülencilerin kendi okul ağlarını (buna ABD'deki düzinelerce okulları da dahil), din propagandacısı haline getirilmeye müsait buldukları öğrencileri büyük bir dikkatle seçmek için kullandıkları hakkında çok sayıda güvenilir rapor elde ettik ve bu okullardaki yatılı öğrencilerin beyinlerinin yıkandığını da defaatle işittik.

Bu gerçekler, Gülencilerin Türk Milli Polis Teşkilatı dahil (İstanbul'daki 'legat'la yaptıkları toplantıda ortaya çıktığı gibi Ankara bu gelişmenin polisin terörizmle mücadele çabalarına etkisini ayrıca ele alacak) birçok devlet kurumuna sızmalarıyla birleştiğinde, yüzeyin altında çok daha katı bir çizginin, dünya çapında bir İslamcı yayılma propagandası misyonunun yattığına işaret ediyor. Kısacası, Gülencilerin sahip oldukları uluslararası okullar ağı ile gelecek nesillere şekil verme çabaları ve sadece Türk iş dünyasına değil, resmi kurumlara da sızma konusundaki belgeli gayretleri, Türk İslamı içinde baskın bir ses haline gelmeleri halinde, ılımlı tavırlarının sürüp sürmeyeceği konusunda soru işaretleri doğmasına yol açtı. Bu nedenle Haleva'nın temkinli tutumu doğru bir tavır gibi görünüyor.”


 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com