'Hocaefendi'likten 'Yalancı peygamber'liğe

'Hocaefendi'likten 'Yalancı peygamber'liğe
Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan'ın hedefinde yine Başbakan vardı.Konu bu sefer Erdoğan'ın Fethullah Gülen'e yönelik 'sahte veli ve yalancı peygamberlik' suçlamalarıydı.
Hükümet ve Cemaat arasındaki kavga giderek kızışıyor.O kavganın en ağır silahları ise köşe yazıları.
 
Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan Başbakan'ı kızdıracak bir yazı kaleme aldı. Coşkun Başbakan'ın köşeye sıkıştığını ve kurtuluş yolu olarak da cemaati kafir ilan etmeyi seçtiğini öne sürdü.İşte Ahmet Hakan Coşkun'un başbakan'ı kızdıracak o yazısı...
 

Ve Tekfir başladı...

“TEKFİR”, İslami terminolojide bir insana ya da bir gruba “Kâfir oldun, dinden çıktın, İslam’ı terk ettin” diye suçlamada bulunmaktır.
*Birine “yalancı peygamber” imasında bulunmak, o kişiyi “tekfir” etmekten başka bir şey değildir.Hatta daha ağırdır.
*Madem isim verilmeden de olsa, ima yollu da olsa “yalancı peygamber” suçlaması devreye sokuldu...O halde “tekfir” sürecinin de başlamış olduğunu söyleyebiliriz.
*İslam tarihi, siyasal nedenlerle grupların birbirlerini “tekfir” ettiklerine dair sayısız örnekle doludur.
*İki Müslüman grup, siyasi bir tartışma ve mücadele yürütürken...-İhtilaf artmışsa...-İşler kızışmışsa...-Öfke tavan yapmışsa...-Çıkarlar halel görmeye başlamışsa...-İktidar elden gidecek hale gelmişse...-Sözün bittiği yere gelindiğine kanaat getirilmişse...-Bir anlaşma umudu kalmamışsa...-Safları sıkıştırma ihtiyacı belirmişse...-Taraftarların kafası karışmışsa...İşte tam bu anda...“Tekfir” kılıcı çekiliverir.
*“Tekfir etmek”, çok kullanışlı bir silahtır.Çünkü bilinir ki:“Artık İslam dışısın” denilerek “tekfir” silahı çekildiği anda...“İki Müslüman” arasında yürüyen tartışma, bir anda “Müslüman ile Kâfir” arasında yürütülen kutlu bir mücadeleye dönüştürülmüş olur.Bundan sonra iş, ahaliye dönüp “Safınızı seçin... Müslüman’dan yana mısınız, Müslümanlığı bırakıp kâfir olandan yana mı?” demeye kalır.
*“Tekfir” devreye girdiği andan itibaren...-“Kimin haklı, kimin haksız olduğu” meselesi önemsizleşir.-Uzlaşmak, barışmak, anlaşmak hayal olur.-Mahalleler, sokaklar, evler ayrılır.-Fikirlere, görüşlere, seslere kulak tıkanır.-“Kardeşler arası anlaşmazlık” gider, yerine “Müslüman ile kâfirlerin mücadelesi” gelir.-“Kâfir oldu” denilenin üzerine hunharca ve gaddarca gitmenin vebali ortadan kalkar.
*“İktidar mücadelesi” dedikleri şey, işte böyle bir şeydir.Kendisine “büyük hizmet insanı, gönül adamı” dedikleri adam, iktidarlarına çomak mı soktu?İsterse 60 yıl alnını secdeden kaldırmamış olsun, anında “sahte veli” ilan edilir.
*“İktidarı koruma ve kollama arzusu” dedikleri şey, işte böyle bir şeydir.Kendisinden “Allah razı olsun” diye söz ettikleri adam, iktidarlarını sarsacak işler mi yaptı?İsterse hayatı boyunca “ayetsiz, hadissiz” konuşmasın, anında “âlim müsveddesi” ilan edilir.
*“İktidara bir fiske bile vurdurmamak için her şeyi göze almak” dedikleri şey, işte böyle bir şeydir.Kendisinden sürekli “çok muhterem Hocaefendi, İslam âlimi” diye sözettikleri adam, kendilerine hasım mı oldu?İsterse İslami ölçülerden milim sapmasın, bir anda “yalancı peygamber” sıfatı layık görülür.
*“Tekfir” müessesi çalıştığı andan itibaren...“Siz değil miydiniz bu adamın etrafında daha düne kadar, ‘hocam, hocam, eli öpülesi hocam, mübarek hocam’ diye dört dönen?” sorusuna da bir cevap geliştirilmiş olur.Denilir ki:“Ama o artık bizden değil... Ama o artık yalancı peygamber.”
*İşte bu yüzden...Tam da bu yüzden...Bediüzzaman şöyle demiştir:“Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım.”


Devamı Hürriyet'te... 

(DSE)
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com