Hoca'nın Evine Ayakkabıyla Girilir mi Hiç?

Hoca'nın Evine Ayakkabıyla Girilir mi Hiç?
Yıllar önce hakkında çıkan bir haberin doğru olmamasına rağmen bir türlü bunu kabul ettiremediini söyleyen Ahmet Hakan, Erbakan'ın kızını istemesi ile ilgili de bugünkü yazısında bakın neler yazmış?

İşte Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı:

UNUTTURAMADIN ŞAPŞAL ASPARAGAS

Yıllar önceydi: O dönem Cem Uzan'a ait olan Star Gazetesi'nin birinci sayfasını olduğu gibi kaplayan bir haber!
Haberde “Ahmet Hakan, Erbakan'ın kızını istedi” deniyordu.
Noktası, virgülü dahi gerçeği yansıtmayan bin türlü uydurma detayla süslü oya gibi işlenmiş bir haber... Yalancılığın daniskası. Aklın ucundan bile geçmemiş bir olayın ballandırılması...
Aradan şunca zaman geçti.
Hakkımda söylenmemiş söz, atılmamış iftira, edilmemiş hakaret, yapılmamış kalleşlik kalmadı...
Ve bunların hepsi unutuldu gitti ama bu yalan hariç.
Artık nasıl bir yalansa, bugün bile her gittiğim yerde “çapkınca bir gülüş” eşliğinde ve arsız bir cüretkârlıkla “Bir şey soracağım... Siz gerçekten de Erbakan'ın kızını istemiş miydiniz? Hi hi hi...” diye soruluyor. Her fırsatta yalanladım, her fırsatta “Ayıp oluyor ama” dedim, her fırsatta “Yok öyle bir şey” dedim ama nafile!
Öyle güçlü bir fitneye, öyle tahrik edici bir fesada, öyle silinmez bir gıybete maruz kalmış olmalıyım ki, sanırım mezara kadar beni takip edecek.
Bir tek dileğim var: Allah, beni bu işe bulaştıranların başına da bu türden bir bela açsın. Amin.

Erbakan'a dair iki husus

Erbakan, “Kanlı mı kansız mı olacak” demişti. “Patates dini” lafını da etmişti. Ama “İmam hatipler arka bahçemiz” dememişti. Bu cümlenin öyküsü şöyle: Erbakan karşıtı bir siyasetçi, “Erbakan imam hatiplileri arka bahçesi olarak görüyor” demişti. Bu söz, döndü dolaştı “Erbakan imam hatipler arka bahçemiz dedi” şekline dönüştü.

BEYAZ ÇORAP DESTANI

SENE 1996. Mevsimi hatırlamıyorum.
Erbakan'ın Başbakan olduğu gün...
O günlerde Kanal 7'deyim.
Bir haber uçuyor bize:
Bu akşam Erbakan Hoca, evinde size özel bir röportaj verecek. Programa eşi, çocukları ve damadı da katılacak.
Boru değil. Başbakan'la ilk röportajı biz yapacağız. Heyecan dorukta tabii ki...

Yaş 28. Saçlar simsiyah... Sakallarda tek bir ak yok. Filinta gibiyim yani. (Atma Ahmet Hakan! Biz senin filintalığını da biliriz... Neyse.)
Henüz takım elbiseye alışmamışım, ceketin kolları uzun. Ayağımda uğursuz bir beyaz çorap ve Erbakan ailesinin uzattığı siyah terlik... (Hoca'nın evine ayakkabıyla girilir mi hiç?)
Henüz ustalaşmamışım. (Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısında bacak bacak üstüne atarak sergilediğim o rahatlıktan tabii ki eser yok.)
O günlerde hepimiz aynı davanın insanlarıyız: Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan falan.
Programı o zaman sakallarını henüz kesmemiş olan Zahid Akman'la birlikte sunuyoruz.
Hey gidi günler hey!

Geçen akşam Kanal 7'nin yan kuruluşu olan “Ülke TV”de, Erbakan'ın vefatı münasebetiyle 17 yıl önce yapılan bu program yeniden yayınlanmasın mı?
Beş dakika bile bakamadım programa.
Gözlerim ayağımdaki beyaz çorap ile hayli tuhaf duran terliğe, kolu uzun ceketime, çizgili gömleğime, yere düşürüp bir türlü alamadığım sersem kalemime takıldı kaldı.
Sorularım acemi, duruşum özgüvensizdi...
Yüzüme sonradan yerleştirebildiğim ve beni korunaklı kıldığına inandığım muziplikten henüz bir işaret bile yok!
“Aman Allah'ım!” dedim ve derhal kapattım televizyonu.

Ama kör olası Twitter'ın ağzı torba değil ki büzesin.
Bir geyik, bir kıyamet... Sormayın gitsin.
Şakrak dostlar, ironiye tavan yaptırmışlar.
“Vay... Beyaz çorabını sevsinler senin” diye inceden laf çakmalar.
“Beyaz giyme toz olur” diye kafa bulmalar.
Yeni mahalle “Şok olduk vallahi” diyor, eski mahalle ise, “İşte görün Ahmet Hakan'ınızı” diye fitleme yapıyor.
Arkadaşların her biri Marc Jacobs kesilmiş, saydırıyorlar da saydırıyorlar.

Ne derdi bu tür durumlar için Ali Saydam?
Şunu derdi: “Kriz yönetimini harekete geçir”.
Ben de öyle yaptım.
Aklına güvendiğim bir dostumu aradım. Dedim ki: “Beyaz çorap krizi çıktı, sence ne yapmalıyım?” Kahkahalar eşliğinde “Ben o zamanlar Michael Jackson'ı taklit ediyordum diyerek bu işten sıyrılabilirsin” dedi.
Berbat bir öneriydi. Dikkate almadım.
Hemen başka bir dostumu aradım ve aradığımı onda buldum.
Dostum, “Şunu söylersen kurtarırsın” dedi ve repliği verdi.
Şöyle demeliymişim:
“Yahu kardeşim, ben 'Geçmişte York Dükü'nün oğluydum, kırantalıkta kimse elime su dökemezdi' diye hava mı attım da çıkmış 'Beyaz çoraba bak' diye mavra çekiyorsunuz”.
Bu iyiydi. Evet, evet...
Aynen böyle diyorum.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com