Hukuk nereye gidiyor? - 1

Hukuk nereye gidiyor? - 1
Bugünü doğru anlayabilmek için geçmişi iyi bilmek ve de unutmamak gerekir. O nedenle ben bazı hatırlatmalar yapacağım.

GÜNDEME DAİR | SANSURSUZHABER.COM

İlk Büyük Millet Meclisi 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu kabul etmiş ve Cumhuriyetin ilanından sonra da  24 Anayasa’sı diye bilinen 1924 tarihli Anayasa yürürlüğe girmiştir. Anayasa’nın değişmesi için mecliste 2/3 oy çoğunluğun sağlanması yetiyordu. Tek parti döneminde Anayasa’da bazı küçük değişiklikler yapılmış ve ne kadar enteresandır ki parlamentoda Anayasa’yı değiştirecek oy çoğunluğuna sahip olan Demokrat Parti Anayasa’da hiçbir değişiklik yapmamıştır.

Şimdi demokrasiden söz etmediği için bazı kesimlerce eleştirilen ve çok partili hayata geçildikten sonra da 1960 darbesine kadar yürürlükte olan Anayasa’nın bazı maddelerini hatırlatmak istiyorum. 24 Anayasa’sı kuvvetler ayrılığı ilkesine değinmez ama gerçek anlamda böyle bir ayrılık vardır.

24 Anayasa’sının 54. Maddesi “ Yargıçlar bütün davaların görülmesinde ve hükmünde bağımsızdırlar ve bu işlerine hiçbir türlü karışılamaz. Mahkemelerin kararlarını TBMM ve Bakanlar Kurulu hiçbir türlü değiştiremezler ve geciktiremezler ve hükümlerinin yerine getirilmesine engel olamazlar.” demektedir.

Barolar Birliği Başkanı FEYZİOĞLU Silivri’de görülen tüm davaların (İçlerinde Yargıtay kararı ile onanmış olanı da var ) yeniden görülmesi için Başbakan’a bir öneri sunuyor. 17 Aralık’tan bu yana yaşananların şaşkınlığı içinde olan Başbakan Japonya’ya hareketinden önce bu konuya sıcak baktığını Adalet Bakanlığınca çalışma yapıldığını ve konunun TBMM ‘ de halledileceği sözünü veriyor. Daha önce “ Ben bu davaların savcısıyım”  dediğini hatırlarsak Yargıtay’ı sonra da Anayasa Mahkemesini dışlayarak yürütmenin başı olarak böyle bir karara varması kendisinin hidayete ermesinden değil yaşanan olaylar sonucu köşeye sıkışmanın ve toplumda uğradığı prestij kaybının önlenmesi içindir. Amaç kısaca Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörist olarak yargılanıp en ağır cezalarla mahkum edilmesinden son derece rahatsız  olan toplumunun dikkatini Yolsuzluk ve Rüşvet Skandalından uzaklaştırmaya yöneliktir. Ve sadece bu davranış bile  Anayasa’nın kesinlikle ihlalidir.

Yine 24 Anayasa’sının Danıştay ile ilgili  52. Maddesine bir göz atalım. “Bakanlar Kurulu kanunların uygulanışını göstermek yahut kanunun emrettiği işleri belirlemek üzere içinde yeni hükümler bulunmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartı ile tüzükler çıkarır. “

Şimdi mantığınıza sesleniyorum. Faşizm ile suçlanan Atatürk döneminin Anayasa’sı hükumetin çıkaracağı tüzüklerin öncelikle Danıştay denetiminden geçmesi ve kanunda yer almayan yeni hükümler içermemesini şart koşuyor. İleri (!) demokrasimizde Adli Kolluk ile ilgili yasaya aykırı olarak çıkarılan genelge için Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi demokrat(!) Başbakanımızı çıldırtıyor ve hemen gerekli yasal değişiklikler yapılarak Danıştay’ın yürütmeyi durdurma yetkisinin kaldırılması gerektiği gündeme geliyor. Demokrasinin olmadığı söylenilen 90 yıl öncesinin yargı denetimiyle, günümüzün ileri (!)  demokratlarının yargının verdiği doğru kararlara isyan ederek yargı darbesinden şikayetçi olmaları kıyaslandığında  ibretlik bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bu arada ortaya kesin bir gerçek daha çıkıyor. Anayasal Kurumlar Başbakan’ın tüm isteklerine boyun eğdikleri sürece çeşitli iltifatlara mazhar olurken, Başbakan’ın istemediği en küçük bir uygulamanın yapılması halinde bir anda nerede ise vatan hainliği ile suçlanıyorlar. İş artık o hale geldi ki Başbakan’ın üzülmemesi ve devamlı mağduriyetten şikayet etmemesi için  herhalde  Anayasa’ya şöyle bir madde eklemek gerekiyor: “Gerekli görmesi halinde Başbakan kanun hükmünde kararname çıkarır. Bu kararnamelerin   yasalara ve Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilemez ve bu konuda dava açılamaz.”  Ayrıca bir de geçici madde eklemek lazım: “ Bu madde Recep Tayyip Erdoğan’ın  Başbakanlıktan ayrılması halinde kendiliğinden yürürlükten kalkar .”  Belki şaka gibi geliyor ama hiçbir şeyin isteği dışında olmasına tahammül edemeyen böyle bir ustanın  yanında  inanın “ Devlet benim .” diyen Fransa Kralı XIV Louis gerçekten  çırak çıkar.     
     
Şimdi biraz daha yakınlara gelmek istiyorum.27 Mayıs 1960 darbesi ile mevcut parlamento feshedildi. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar başta olmak üzere tüm Demokrat Parti Milletvekilleri ile Genel Kurmay Başkanı ve dönemin bazı vali ve belediye başkanları ile üst düzey bürokratları Yassı Ada’da kurulan Özel Mahkemede yargılandı.

Burada izninizle bir hususu hatırlatmak istiyorum.1960 darbesi sonrasında yedek subaylığımı Deniz Kuvvetlerine ait Taşkızak Tersanesinde mühendis olarak yaptım. Mahkemelerin güvenlik nedeniyle Yassı Ada’da yapılmasına karar verilince  adadaki tesislerin tüm zanlıların iaşe ve ibateleriyle mahkeme salonunun hazırlanması görevi Tersane Komutanlığına verildi. O tarihteki Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Zeki ÖZAK ‘ın kardeşi olan tersane komutanı Albay Kemal ÖZAK bu işlerin yapılması için de beni görevlendirdi. O tarihlerde Yassı Ada’da Deniz Astsubay Okulu vardı. Ada boşaltıldı. Eylul ayına kadar yatakhaneler, yemekhaneler ve mutfak yeniden düzenlendi. Spor salonu Mahkeme Salonu haline getirildi. Yaklaşık 2,5 ay her gün adaya giderek bu işlerin yapımına nezaret ettim. Belki bir gün adada görevli muvazzaf olmayan tek subay olarak hiç bilinmeyen anılarımı anlatırım.

Darbeyi yapanların başlangıçta bir mahkeme kurup yargılamak gibi bir kararı yoktu. O sıralarda İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar “ Darbecileri yargılamazsanız ihtilalin meşruiyeti ortadan kalkar .” deyince yine rektörün yol göstermesi ile Milli Birlik Komitesi sanık saydığı kişilerin  T.C.K. nun  146. Maddesine göre yargılanmasına karar verdi. 146 Maddenin birinci fıkrası aynen şöyle diyordu. “ “ Türkiye Cumhuriyeti Teşkilat-ı Esasiye Kanunun tamamını veya bir kısmını tağyir ( Bozma ) ve tebdil ( Değiştirme ) veya ilgaya ( Kaldırmaya ) veya bu kanunla teşekkül etmiş Büyük Millat Meciisini ıskata  (Düşürmeye ) veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşekkül edenler idam cezasına mahkum edilir.”

Bir parlamentonun kendi kendini hele hele  cebren  düşürmesi mantıkla bağdaşır mı ? Bu hüküm tamamen dışarıdan yapılacak silahlı müdahaleler için konulmuştu. Ama kitabına uydurmak gerekiyordu ve bu madde bulundu. Peki parlamentonun hangi davranışı ile Anayasa ihlal edilmişti. Onun için de muhalefetin  ve bir kısım basın ve yayın organının sert eleştirilerinden rahatsız olan hükumetin parlamentoda bu durumun araştırılması için  oluşturulan Tahkikat Komisyonu  gerekçe olarak gösterildi. Meclis 15 kişiden oluşan Tahkikat Komisyonuna yargıya ait sorgulama ve gerekirse ceza verme yetkisi verdi. O dönemde Anayasa Mahkemesi yoktu ve parlamentoda kabul edilen kanunların ve kararların Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilemezdi. Görünüşte bu bir Anayasa ihlali idi. Fakat bu komisyonun bir aylık çalışması henüz hiçbir  uygulama kararı almadan darbe ile sona erdi. Ayrıca mevcut Anayasa’nın 22.Maddesi aynen “ Sual (Soru) ,istizah (Gensoru) ve meclis tahkikatı, meclisin cümle-i selahiyetinden olup şekl-i tatbiki (Uygulama şekli) Nizamname-i dahili (İç tüzük) ile tayin olunur.” hükmünü içeriyordu. Kısaca Tahkikat Komisyonu Anayasa’da var olan bir hükme dayanılarak kurulmuştu.Ve yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi Komisyon Anayasa ihlali sayılabilecek bir karar da almamıştı Daha sonrasını yazımın 2. Bölümünde ele alacağım..

EVRENSEL ERDOĞAN | SANSURSUZHABER.COM

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com