İki yurt arasında yurtsuz kaldılar

İki yurt arasında yurtsuz kaldılar
Almanya'ya ilk işçi 50 yıl önce gitti. Orada 4'üncü kuşak büyüdü. Alman vatandaşı ama bir türlü 'Alman' olamıyorlar. Almanlara göre Türk, Türklere göre Alman. Bir bakıma iki yurdu olan yurtsuzlar

31 Ekim, Almanya-Türkiye arasındaki “misafir işçi” yani işçi göçü anlaşmasının 50. yıldönümü. Yarım yüzyıldır orada yaşayan, çocuğu-torunu orada doğup büyüyenler, bugün hala uyum sorunlarıyla boğuşuyor. 4. kuşağın çoğu Alman vatandaşı, Türkçeyi neredeyse hiç konuşamıyorlar ama bir türlü “Alman” olamıyorlar. Almanlara göre Türk, Türklere göre de Almanlar. Bir anlamda iki yurdu olan yurtsuzlar onlar.

Geçen hafta Alman Dışişleri Bakanlığı, çeşitli ülkelerden bir grup gazeteciyi Berlin'de ağırladı. Göç ve uyum konulu bir programdı bu. Göçmenler Almanya'ya ne kadar uyum sağlamıştı? Tam uyum için neler yapılabilirdi? Hükümetin projeleri nelerdi?
Almanya'daki göçmenler arasında Türkiye'den gidenlerin ayrı bir yeri var. Üç milyona yaklaşan bir nüfusla Türkler başı çekiyor. Yalnızca sayısal bir çoğunluktan söz etmek doğru olmaz, Türklerin yaşam biçimi olarak da kendilerini herkesten çok ortaya koydukları bir gerçek.

'Vallahi es ist normal'

Bunu anlamak için Türk mahallesi olarak tanınan Kreuzberg'e adım atmanız yeterli. Eskiden semtin girişinde Türkçe yazan “Kreuzberg'e hoş geldiniz” tabelasının yerini, 50. yıl vesilesiyle hazırlanan “Almancı” adındaki gösterinin afişi almış.
Her dükkanın Türkçe tabelası var, sokakta da içine Almanca serpiştirilmiş bir Türkçe duyuyorsunuz sadece. Burada hayat tamamen “Türk”çe: “Helal et” satan kasaplar, saymakta güçlük çekeceğiniz dönerciler, manavlarda Türkiye'den gelen şeftaliler, üzümler... Bir dükkanın girişindeki “Bize her yer Trabzon” yazısı... Ve Berlin'in başka mahallerinde göremeyeceğiniz her pencereye bir çanak anten manzarası. Hele ki bir cuma günü gittiyseniz Kreuzberg'e, haftalık pazarda kısırlarla, Tokat'tan gelen asma yapraklarıyla, pidelerle, içli köftelerle karşılaşıyorsunuz.

Zaten burada “euro”nun adı geçmiyor, euroya da lira deniyor. Kumaşların metresi 2.50, patlıcan 2, domates 0.99 euro. Bu patlıcan pahalı deyince de cevap “kombine” geliyor: “Vallahi es ist normal”.

İşgücü yerine insan
50 yıl önce ne Almanya tahmin edebilirdi bugünü ne de Türkiye. İki taraf da birkaç yıllık bir anlaşmaya imza attığını sanıyordu. Köyünden çıkıp, Sirkeci'den bir trene atlayıp Berlin Hauptbahnhof'ta inenler de...
 

Ama Max Frisch'in yıllar önce dediği gibi, “Almanya yalnızca iş gücü bekliyordu, ama gelen insanlar oldu”. O insanlar yaşam biçimleri, adetleri, gelenekleriyle geldiler. Kimi içinde yaşadığı bu yeni ülkeye uymaya çalıştı, kimi tamamen reddetti.
Almanya da ne yapacağını bilemedi, yap-boz uygulamalarla idare etti. 1961'de gelenlere yalnızca Kreuzberg, Neuköln ve Wedding'de yaşayabilecekleri söylendi. Ama bu bölgeler hızla gettolaştı. Bu sefer de 1970'lerde gelenlerin pasaportlarına “Bu 3 ilçede yaşayamaz” damgası vuruldu. Tabii kimse bu yasağı dinlemedi, Kreuzberg büyüdükçe büyüdü. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra ise bir anda şehrin merkezine yerleşti.

Uzun süre uyum konusunda adım atmayan Almanya, özellikle duvar yıkıldıktan sonra uyum politikalarına ağırlık verdi.Bugün hükümetin Almanca kursları ve sosyal hayata katılmaya yönelik çeşitli programları var. Ama soru yine de bütün ağırlığıyla duruyor: “Tam uyum mümkün mü?”

'Almanya'yı biz kalkındırdık'
Hüseyin Köşker, 1970'de misafir işçi olarak geldi Almanya'ya. Antep, Yavuzelili. “Memlekette iş yok, 3-4 yılda ev alacak kadar kazanır dönerim” diye düşündü. Şimdi, gelişinden 41 yıl sonra “Burada ölürüm” diyor. Çocukları, torunları Almanya'da doğdu, burada okudular. Ama Hüseyin Köşker Almancayı öğrenmedi. Neden? “Hep Türklerle birlikteyim, Almanca gerekmiyor ki. Zaten Kreuzberg'de yaşıyorum, Türklerden alışveriş ediyorum”. Uyum konusunda çekinceleri var; “Almanlar bizi yaşam şeklimizi tersine çevirmesin” diyor, “Sonuçta Alman ekonomisini kalkındıranlar bizi, bunu Almanlar da söyler”. Bir yandan da Türklere kızan Almanlara da hak veriyor: “İşyerinde arkadaşlar namaz kılmak istiyordu, izin vermiyorlardı. Ne gerek var, evinde kılarsın.”

'Almanlar daha iyi müşteri' 
Mehmet Pugar Antepli. Kreuzberg'in en işlek caddesinde manavlık yapıyor. Pugar'a göre uyuma karşı artık dil engel değil, ama din aşılamaz bir engel. “20 yıl önce mentalite farklı derlerdi, şimdi uyum diyorlar. Sadece kelimeler değişiyor” diyor. Ona göre ilişkiler “Almanlarla iyi, Türklerle kötü”. Çünkü Alman müşteri sebze-meyveyi elleyerek almıyor, fiyatı neyse onu ödüyor. Ama Türk gelince her şeye dokunuyor, eğer hesap 2 euro 5 centse o 5 centi ödemiyor.

'Almanlara yalan dolanı öğrettik'
Mersinli Naile Hanım Almanya'ya 1970'de geldi. Türkiye'de terzilik yaparak geçiniyordu, ama Almanya'da işe temizlik işçisi olarak alındı. Ailesine gerçeği söylemeye utandı, “Kağıt fabrikasında çalışıyorum” dedi. Berlin'e ilk geldiğinde, herkes gibi o da 3-4 yıl çalışıp döneceğini sanıyordu. Ama 1972'de kocası ve çocuklarını da getirdi, getiriş o getiriş... 41 yıldır Berlin'de yaşıyor, bugün Hermannplatz'da kendi ördüğü patikleri satarak hem kendine hem de akli dengesini kaybeden kocasına bakıyor.
“Uyum sağladınız mı?” sorusuna itiraz ediyor: “Uyum ne ki? Neyini sağlayacaksın?” Türkler buraya pek uyum sağlayamamış olsa da Almanların Türklere uyduğunu anlatıyor sonra: “Almanlar yalan dolan bilmezlerdi, bizimkiler öğretti”. Türkiye'ye dönmek ise uzak bir hayal onun için: “Dönmek istiyorum, ama hastam var. Burada çok iyi bakılıyor. Türkiye bizi gönderirken dişilerimize varana kadar kontrol etti, şimdi niye sağlığımızla ilgilenmiyor?”
 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com