İran'da Ölüyorduk Türkiye'de..

İran'da Ölüyorduk Türkiye'de..
Molla zulmünden kaçanlar antalıyor..

İran’dan kaçmışlar. Kimi kaçakçıların gösterdiği karanlık yollardan sınırı geçmiş, kimi havaalanında muhafızlara rüşvet verip uçağa binmiş. Hemen hepsinin ilk durağı Ankara… Başkentteki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) kendilerini gönderdiği kentlerde yaşıyorlar. Burada çalışmaları da polisten izinsiz seyahat etmeleri de yasak.  BMMYK’nın kendilerine randevu vermesini, mülteci statüsü kazanmayı ve sonra da ABD, Kanada, Almanya gibi ülkelerden birine gitmeyi umuyorlar. Ortalama 12 ay Türkiye’deler…

Onların ve daha önemlisi İran’da bıraktıkları ailelerinin güvenliği nedeniyle ismini veremediğimiz üç Anadolu kentinde hikayelerini dinledik. Bir kısmı fotoğraflarını bile çektirmedi, bir kısmı inadına poz verdi.  “İran’dan neden kaçtınız” sorusuna birbirinden zor hikayeler anlatarak yanıt verdiler. Son dönemde gelenlerin çoğu 12 Haziran 2009 seçimleri sonrasında katıldıkları gösterilerde tutuklanıp işkence gören, tecavüze uğrayan gençler… Ama dini, cinsel tercihi ya da “bir kadın olarak artık İran’da yaşayamadığı” için gelenler de var.

Hikâyeleri bambaşka olmasına rağmen İran’la ilgili birbirine benzer şeyler anlattılar. Hepsi ülkelerini çok seviyor, İran’ı bırakıp gelmiş olmaktan dolayı büyük bir üzüntü duyduklarını hissediyorsunuz. Önceki hayatlarını anlatırken özlem dolular. Zaten anlattıklarının doğru olduğuna bizi ikna eden de bu özlem oldu. Konuştuğumuz kişilerin çoğu  birbirini tanımıyordu. Ama garip bir şekilde hepsi aynı şeyi en az bir kez söyledi: “İran başka, İslam Cumhuriyeti başka… Biz İran’dan değil, İslam Cumhuriyeti’nden kaçtık.”

Türkiye’de çok zor şartlarda yaşıyorlar. Paraları yok, çalışmalarına izin verilmiyor. İran’da bilgisayar mühendisi olup Türkiye’de günde 10 TL’ye inşaat işçiliği yapanlar var. Evleri eski eşyalarla dolu … Ailelerinden uzaktalar, bazılarının aileleri polis gözetiminde yaşadığı için telefonda bile konuşamıyorlar.  Muhalefet gösterilerine katıldıkları için hapse giren, işkence görenlere “Pişman mısınız” diye sorduğumuzda hiç tereddütsüz “hayır” diyorlar. Hemen hepsi aynı benzetmeyi yapıyor: “Biz İran’da ölüyorduk, Türkiye’de en azından nefes alıyoruz.”

Bu yazı dizisinde İran gibi komplike bir ülke ya da BM Mülteciler Yüksek Komiserliği gibi dev bir kurumla ilgili derinlemesine bir hikaye anlatma çabasında değiliz. Bu ikisine konuştuğumuz kişilerin yorumları nispetinde değindik. Ancak hem İranlı yetkililerden hem de BMMYK temsilcilerinden haberimize katkıda bulunmalarını rica ettik. Asıl İranlılar’ın ülkelerinden neden kaçtıklarını, yeni hayatlarını beklerken Türkiye’de neler yaşadıklarının peşine düştük. Önümüzdeki günlerde size bu hikayeleri anlatacağız.

 

Leyla’nın suçu ne?
Leyla bir kez bile gösterilere katılmadı. Ama sevgilisi kaçınca polis onu kaçırdı, yerini öğrenmek için iki gün boyunca  işkence etti

Küçücük, sıkıcı bir kentte, bir iş hanının üçüncü katındaki evlendirme dairesinde bekliyoruz. Yirmi kadar sandalye, masanın üzerindeki kırmızı yapma çiçekler ve duvardaki Atatürk portresiyle burası dünyanın en depresif nikah dairesi…  Ama Leyla ve Parham’ın çok umrunda değil gibi... Gelinin üzerindeki yeşil mont, yeşil pantolon ve yeşil Converse ayakkabıların rengi manidar. Damat sevgilisine dokunmadan duramıyor. Sanki elini belinden çekerse yanından alıp götürecekler. Bakışlarında öyle bir özen, öyle bir korku var. Leyla montunu çıkartıp nikah masasına oturduğunda kollarındaki yara izlerini görüyoruz. Yüzü gülüyor ama gözleri boş bakıyor. Sonradan sohbet ederken “Ben hayatımı kaybettim” diyor, “Artık hiçbir zaman gerçekten mutlu olamam.”

Telefonları dinliyorlardı
Tören bittikten sonra birlikte evlerine yürüyoruz. Parham eve gelen diğer arkadaşlarıyla sohbet ederken Leyla yanımıza oturup hikayesini anlatmaya başlıyor. Ama bu yavaş, tane tane, sırasız bir anlatım. Sürekli “problemim” dediği bir şeyden bahsediyor, bunun ne olduğunu ancak saatler sonra söylüyor. Parham 12 Haziran 2009’daki seçimlerden sonra muhalif gösterilere, nam-ı diğer Yeşil Hareket’e katıldığında kendisi gibi binlerce gençle birlikte gözaltına alınmış. Tutuksuz yargılandığı davadan hapis cezası alacağını anlayınca Türkiye’ye kaçmış. Leyla “Telefon konuşmalarını dinledikleri için sevgili olduğumuzu biliyorlardı, o gittikten sonra sürekli sıkıştırıp Parham’ın yerini sormaya başladılar” diyor.

PLANLAYIP SALDIRDILAR
Leyla’nın  hayatı son derece planlı, organize bir saldırıyla değişmiş. “Üniversiteye yürüyordum. Bir araba yaklaşıp laf atmaya başladı. Hızlı hızlı yürüyüp uzaklaşmaya çalışırken başka bir araba durup yardım teklif etti. İçinde bir kadın da vardı. Güvenip bindim. İki araçtakilerin birlikte çalıştıklarını otomobil üniversite yerine şehir dışına saptığında anladım” diyor. 
Leyla’yı götürdükleri evde zorla makyaj yaptırmışlar. Sonra çırılçıplak soyup fotoğraflarını çekmişler. Hala bu fotoğrafların internete düşmesinden korkuyor. “Makyaj kokusuna dayanamıyorum” diye anlatıyorhırsla…  Ona tecavüz edenler  Besicdi. “Her dakika Parham’ın yerini soruyorlardı” diyor.
Kaç kişi olduklarını hatırlamıyor. Tecavüzü anlatırken hep uzağa, bazen salonun öbür ucunda arkadaşlarıyla oturan kocasına bakıyor. Dudakları titriyor ama hiç ağlamıyor. Ona yapılanları anlatırken mesafeli bir tavrı var, tıbbi sözcükler seçiyor. Mesela “Vajinal ve anal yoldan zorla ilişkiye girdiler” diyor. Onu yakından tanıyan bir İranlı arkasına geçtiklerinde tornavida da kullandıklarını söylüyor.
Leyla o evde iki gün kalmış. “Ağzıma işediler, kustum, kusmuğumu yedirdiler. O sırada bayılmışım. Sanırım öleceğimi düşünüp beni bir yol kenarına attılar” diyor. Birileri acıyıp şehre götürdüğünde ailesinin yanına gidememiş. Galiba hikayesinin en trajik yanlarından biri de bu… “Babam çok gelenekseldir. Ortaokulda tek başıma sinemaya bile göndermezdi. Tecavüze uğradığımı öğrense beni de kendini de öldürürdü” diye anlatıyor. 

Ailesine söyleyemedi
Ailesine vücudundaki morlukları “kaza” diye açıklamış, sevgilisine ise hiçbir şey söylememiş.  “Parham artık beni sevmez, istemez zannettim. Bütün bağlantımı kestim ama o ne yapıp edip beni buldu, Türkiye’ye çağırdı” diyor.  Leyla iki ay önce havalimanında polise rüşvet verip ismini kara listeden sildirdikten sonra Türkiye’ye uçtu.  Şimdi karı koca Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne yaptıkları sığınma talebinin sonucunu bekliyorlar. Parham’ın BM randevusu 9 ay önceydi. Hala yanıt alamamış. Leyla yalnızca ilk görüşmeyi yaptı, asıl randevusunu bekliyor. ABD’ye gitmek istiyorlar. Leyla orada hukuk okuyacak. “İran’da da hukuk okumak istemiştim ama orada sadece şeriat hukuku var. Hâlbuki ben gerçek hukuku öğrenmek istiyorum” diyor. Röportaj boyunca hep aynı şeyi tekrarlıyor:  “Okumak istiyordum, kariyer ve aile istiyordum. Olmadı.”
Biz onlarla konuşurken arkadaşları mutfakta hazırlık yapıyordu. Yemekle masaya geldiğinde herkes tabağına alıp ayakta yemeye başladı. Leyla ise bir köşeye çekilip elindeki metinleri çalıştı. Farsça bir şarkıyı İngilizceye çevirmeye çalışıyordu. Bir köşeye büzülüp oturmuştu. Ayrılırken “Ailene bile anlatamadığın şeyleri neden bize anlattın” diye sorunca “İnsanlar İran’ın içinde neler yaşandığını öğrensinler istiyorum” dedi, “Ama sakın bana acımasınlar. En son istediğim şey bu!”

 

 

‘Her şeye değdi... En azından insanlar artık Ahmedinecad gibi olmadığımızı biliyor’
Leyla ve Parham’ın evleri herhangi bir üniversite öğrencisininkine benziyor. İkinci el mobilyalar var. Kütüphaneye birkaç boş içki şişesi dizilmiş. İran’da bilgisayar mühendisliği öğrenimini yarım bırakıp gelen Parham, bir fotokopi merkezinde çalışıyor. Yevmiyesi 10 TL. Geçen hafta faturayı ödemedikleri için elektrikleri kesilmiş. Leyla beş gün karanlıkta oturduklarını anlatıyor. Gecelerden laf açılınca “Uykuyu hiç sevmiyorum. Kabus görmemek için her akşam uyku ilacı alıyorum” diyor. O sırada Parham ile göz göze geliyorlar. Parham salonun öbür ucunda ama gözü hep üzerimizde… Sanki Leyla’yı  kıracak, üzecek bir şey yapmamızdan korkuyor. Leyla’ya “Sence kendini suçlu hissediyor mu” diye sorunca  “Parham masum. Bana bunu yapanlar hayvandı” diyor. Sesinde ilk kez o an bir kızgınlık hissediliyor. “Ben ilk değilim ki… Dört yıl önce bir kız arkadaşım partiye gitmişti. Besicler basmış. Ona da orada tecavüz ettiler” diyor. “İran’ı çok seviyorum, ailemi çok seviyorum. Ama orada yapamazdım. İran’da hayat çok çok çok zor.” Parham yanımıza geldiğinde “Yeşil Harekete katılmanın bedeli sizin için çok ağır oldu. Buna değdi mi” diye soruyoruz. Hiç tereddütsüz “evet” diyor. Oysa milyonlarca kişi, günlerce sokaklarda yürüdükleri halde  İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad hala iktidarda… “Yanılıyorsunuz. Dünya artık İran’da herkesin Ahmedinecad gibi olmadığını biliyor. Bu bile yeter!” diyor. Sonra kendi kendine konuşuyor... “Buraya gelirken daha iyi bir İran için daha kolay savaşacağımızı düşündük. Oysa şimdi anlıyorum ki biz aslında kaçtık. Bunun farkındayım ve bu beni kahrediyor. Ama orda annemin her gün benim için endişelenmesine katlanamıyordum.”

BESİCLER Beş milyon üniformasız polis

-  İran'ın gönüllü milis teşkilatı Besic Direniş Gücü, İslam Devrimi lideri Ayetullah Humeyni'nin "yirmi milyon kişiden oluşan bir ordu" çağrısı üzerine 30 Nisan 1980'de oluşturuldu. Buna göre hükümet, tüm vatandaşlara İslami şartlara uygun olarak askeri eğitim sağlayacak, böylece bu kişiler gerektiğinde ülkeyi savunmak için hazır olacaklardı. Besic'in hiçbir üniformasının bulunmaması nedeniyle "sivil kıyafetliler" lakabı takılmıştı.
-  Devrim Muhafızlarına bağlanan Besic, yasaları korumak üzere büyük şehirlerde görevlendirildi. Irak-İran Savaşı’nda orduya yardım ettiler. 1990'ların sonlarında Besic'in görev alanı tekrar güvenliği sağlamaya kaydırıldı. İran basınına göre ülkedeki Besiclerin sayısı 5-7 milyon arasında değişiyor.
-  Besic, muhafazakarlar için özellikle kadınlar ve öğrencilerin kişisel özgürlüklerini kontrol etmek için bir politik araç haline geldi.  Mahmud Ahmedinecad'ın başa gelmesinin ardından Besicin politikaya olan müdahaleleri daha da arttı. 2009 seçimlerinin ardından başlayan hükümet karşıtı protestolarda Besic ana baskı kolunu oluşturdu. Liseler, üniversiteler, fabrikalar ve sokaklardaki protestoculara karşı koymak için silahlandırıldılar.

 

30 kentte yaşıyorlar

-  Mülteci kime denir?
1951 Cenevre Sözleşmesi'ne göre ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti, siyasi düşünceleri nedeniyle kendi ülkesinde zulüm görmekten haklı bir korku duyan, bu korku sebebiyle ülkesinden kaçmak zorunda kalan, başka bir ülkeye sığınan kişilere mülteci deniyor.  Dünyada Türkiye dahil 144 ülke Cenevre Sözleşmesi’ni tanıyor. 
-  Sığınma hakkı arayanlarla farkı nedir?
Sığınma hakkı arayan kişiler kanunlarla korunur. Bu kişilerin durumunun Cenevre Sözleşmesi’ne uyduğu tayin edilirse mülteci olma hakkı kazanırlar. 
-  BMMYK nedir?
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) 1950 yılında kuruldu. BMMYK, mültecilerin güvenliğe ulaşmalarını, hayatlarının tehlikede olduğu bölgelere geri gönderilmemelerini ve temel insan haklarından yararlanmalarını sağlamak için uluslararası koruma sağlar ve mülteci sorunlarına kalıcı çözümler bulmak için hükümetlerle birlikte çalışır. BMMYK 50 yılda 50 milyon insana yardım etti.  
-  Türkiye’de BMMYK var mı?
Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi'ni imzalamasından sonra Türkiye’de BMMYK ofisi açıldı. BMMYK Türliye ofisi 83 kişilik personeli ile organizasyonun dünyadaki en büyük ikinci kolu. BMMYK’nın merkezi Ankara’da olmak üzere İstanbul, Silopi ve Van’da ofisleri bulunuyor. Hükümetler, sivil toplum örgütleri ve bireysel bağışlarla finanse edilen BMMYK’nın Türkiye ofisinin 2010 bütçesi 7 milyon 800 bin dolar. Hükümetin katkısı ise 400 bin dolar. 
-  Türkiye'de ne kadar mülteci var?
Türkiye iltica arayanlar ve mülteciler için hem bir hedef hem de transit ülke konumunda. Coğrafi konumu nedeniyle Türkiye'ye birçoğu Avrupa Birliği'ne geçmek isteyen çok sayıda iltica talepçisi giriş yapıyor, çok sayıda göçmen de kaçak yollardan sınırlardan geçiyor. BMMYK’nın 2010 yılı verilerine göre Türkiye’de 10 bin 350 mülteci, 2 bin 739 ülkesiz insan bulunuyor, 5 bin 987 kişi de iltica talep ediyor.  
-  Türkiye’ye iltica edebiliyorlar mı?
Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesini imzalarken “coğrafi çekince” koydu. Buna göre Türkiye’de “iltica hakkı” sadece Avrupa’dan gelenlere veriliyor. Avrupalı olmayanların ise, üçüncü bir ülkenin kendilerini mülteci olarak kabul etmesi için BMMYK’ye yapacakları başvurularına yanıt alana kadar “geçici sığınmacı” olarak kalmalarına izin veriliyor. "Sığınmacıların" başka bir ülkeye yerleştirilmeleri de yıllar sürebiliyor.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com