'İşçinin, emekçinin mahallesi'nde festival var!

'İşçinin, emekçinin mahallesi'nde festival var!
Mustafa Kemal Mahallesi, 2 Eylül 1977'de yaşanan ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan 'gecekondu direnişini' her yıl üç gün süren bir festivalle anıyor.

İstanbul'da bir mahalle düşünün: Girişinde çıkışında Allah'ın günü, mahalle halkının 'seyyar karakol' dediği, panzerler bekliyor. Caddelerinde polisler çekirdek çitleyerek volta atıyor. Duvarlarında İbrahim Kaypakkaya, Erdal Eren posterleri asılı. Parkların isimleri Deniz Gezmiş, Şükrü Sarıtaş. Okuldaki Atatürk büstünün üstü dahil, her yerde 'devrim', 'parasız eğitim' yazıyor. Emek züccaciyesiyle Özgür pidecisi yan yana. Ve bu mahallede, 70'ler temalı bir dizi filan çekilmiyor, bütün bunlar rutin hayatın bir parçası.

Burası Mustafa Kemal Mahallesi. 12 Eylül'den önceki ismiyle dersek, 1 Mayıs Mahallesi. Bu mahalle toplumsal hafızada 12 Eylül 1980 öncesinin simgelerinden biri. İstanbulluların çoğunun nerede olduğunu bile bilmediğine emin olduğum bölgeye Brezilya'dan, İspanya'dan yönetmenler belgesel film yapmaya geliyor. Çünkü hikâyesi, İstanbul'un kentsel dönüşüm tarihinin en önemli parçası.

70'lerde resmi kayıtlarda adı bile olmayan ve birkaç mandırayla domates tarlasından ibaret olan bu mahallenin çehresi, bölgeye yapılan bir taş ocağı ile değişmeye başlamış. Anadolu'nun farklı illerinden işçiler, taş ocağında çalışmak için buraya göç etmiş. Önce tahta barakalar kurmuşlar, sonra memleketlerinde bıraktıkları ailelerini de yanlarına almışlar. Artan işçi sayısı ve işçilerin ailelerinin de hızla bölgeye yerleşmesiyle derme çatma barakalar da yetersiz kalmaya başlamış. Devlet kayıtlarında hazine arazisi olarak görünen mahalleye işçiler gecekondu yapmaya başlayınca, buradan rant sağlamak isteyen arazi mafyası da evlere el koyarak satmaya başlamış. Kısa süre sonra mafyasının fahiş fiyatlarla sattığı yerler, halkı isyan ettirmiş. Gecekondu yapmak için mafyaya para ödeyen insanlar, imar izni olmadığı gerekçesiyle belediye tarafından baskı görmüş, yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalmış.

Yeni gelen ailelere gecekondu yeri tahsis etmek ve mahallenin elektrik, su gibi sorunlarını çözmek için kısa sürede halk komiteleri kurulmuş. Halk komiteleri mahalleye gelenlerin gerçekten konuta ihtiyacı olup olmadığını değerlendirerek duruma göre yer tahsis etmiş. Daha sonra da tüm mahalle halkının desteği ile belirlenen araziye kolektif bir emekle gecekondular yapılmış. Tuğla taşımaktan elleri patlamış insanların. Elektrikten anlayan kablo çekmiş, kimisi badana yapmış, duvar örenler, çay demleyenler…

Taş taş üstünde kalmadı

 Resmi kayıtlarda adı olmayan mahalleye 1 Mayıs 1977'de Taksim'de yaşanan kanlı 1 Mayıs'ın ardından halk tarafından '1 Mayıs Mahallesi' adı konulmuş. Devrimci hareketler mahallede aktivitelerini büyük oranda artırmış. Mahalleye artık 'kurtarılmış bölge' denilmeye başlanmış.

Ancak 2 Eylül 1977'de mahalle halkı dozerler, kamyonlar ve polis arabalarının sirenleriyle uyanmış. Belediye ekipleri polislerle beraber gecekonduları yıkmak için gelmiş. Mahalleli polis ve belediye ekiplerine taşlarla, sopalarla karşı koyarak yıkımı engellemeye çalışmış. Çevrede bulunan yüksek binalara çıkan resmi ve sivil polisler halkın üzerine ateş açarak 12 kişiyi öldürmüş. Mahalleli ölülerin başında yas tutarken dozerler evleri yerle bir etmiş. Bu arada ölenlerden biri, iki yaşında bir bebekmiş.

Taş taş üstünde kalmamış ama mahalle halkı yılmamış. Yıkımdan birkaç gün sonra İstanbul'un birçok bölgesinde toplanan yardımlarla ve üniversite öğrencilerinin fiili desteği ile çok kısa süre içinde mahalle tekrar inşa edilmiş. 1 Mayıs Mahallesi büyümeye devam etmiş. Devlet tarafından 'sakıncalı bölge' ilan edilen mahallenin nüfusu 80'li yılların başında 10 binlere ulaşmış. 'Şunları tanıyalım da, kontrol altına alalım' diyen cunta, mahallenin adını değiştirmiş. Bölgenin yeni adı Mustafa Kemal. Fakat burada özellikle yaşlıların ağzından hâlâ '1 Mayıs' çıkıyor. Ya da sadece 'Kemal'.

'Kemal'den geçiyor mu?'

Bütün bunları bana, mahalleden Ali Karaçay, Engin Zıpkın ve Şirin Ceylan anlattı. Onlarla, bugün başlayıp 3 Eylül'de sona erecek 2 Eylül Kuruluş Festivali'ni konuşmak için Şükrü Sarıtaş Parkı'nda buluştuk. Mahallenin daha çok dününden, biraz bugününden konuştuk. Festivalin dokuzuncusunu düzenleyecekleri için mutlular. İlk yıllarda çıkan sorunları aşmışlar, konserler, paneller dayanışma ruhu içinde geçiyormuş, mahallenin nasıl zorluklarla kurulduğunu hatırlamak da iyi oluyormuş.
Mahalle 2009 yılına kadar tamamen Ümraniye'ye bağlıymış ancak o tarihte dört parçaya ayrılmış ve şimdi büyük bölümü Ataşehir Belediyesi'ne ait. Ataşehir Belediyesi'nde yükselen binalar mahalleliyi üzüyor. Zaten çoğunun müstakil tapusu yok, bahçe içindeki tek katlı evlerini kaybetmekten korkuyorlar.

Burada çoğu kişi tekstil işinde çalışıyor. Çalıştıkları tekstil atölyeleri genelde Avrupa yakasında, ulaşım zor. Kadınlar evlere temizliğe gidiyor. Bir sahaları var, kum. 1977'de öldürülen Hasan Kızılkaya adına futbol turnuvası düzenliyorlar.
Festival bu yıl da Deniz Gezmiş Parkı'nda düzenlenecek. Aralarında Grup Vardiya, Bandista, Pınar Sağ, Grup Mayıs gibi isimlerin de olduğu gruplar konser verecek; Şebnem Korur Fincancı, Şükrü Aslan, Oya Arslan gibi konuşmacılar panel düzenleyecek. Yarın 14.30'da ise Cennet Düğün Salonu önünde toplanılıp geleneksel yürüyüş gerçekleştirilecek.

Yolunuz düşerse Kadıköy'den

20 Ü'ye binerek gelebilirsiniz festivale. Ama otobüse binerken “Kemal'den geçer mi?” diye sormayı unutmayın. Çünkü mahallelinin rutinlerinden biridir. Buranın otobüsü bazen güzergahından geçmez. Sebep her şey olabilir. Bir çatışma haberi, kısa süren bir yürüyüş ya da bazen hiçbir şey. Bir otobüse, zaten geçtiği güzergahı doğrulatmak zorunda olan başka mahalleli yoktur sanırım.

Ali Karaçay, Engin Zıpkın ve Şirin Ceylan festivali düzenleyenlerden. Arkada, Pir Sultan Abdal çay ocağından Ali Haydar Akdeniz 'zafer işareti' yapıyor. Bir de Ataşehir'den yükselen binaları görüyoruz.

2 Eylül 1977 tanıklarından Mustafa Çiçek anlatıyor

1 Mayıs özel bir mahalledir. Dünyada yok örneği. Ama tabii eski halini diyorum. Ben 77'nin sonunda taşındım buraya. Malatya Kürecik'ten. 18-19 yaşımdaydım o zamanlar. O eski hava kalmadı artık. Eskiden bir ekmeğimiz varsa bölüşüyorduk. Biz hep beraber yaptık buraları. Devrimciler şehit olma pahasına herkesi ev sahibi yaptı. Bir şemsiye varsa, altına hep beraber girdik, yoksa hep beraber ıslandık. Kolektif bir yaşam biçimi olabileceğine inandık. Kapıya bir çul astık, kilit milit yok. Her şey hepimizindi. Ama yaşam şartları değişti. Şehitlerimizin bize miras bıraktığı yaşamın dejenere olması bizi üzüyor. 12 Eylül darbesi bizim mahallemizi çok değiştirdi. Bize yapılan, bırakılan mahalle bu değildi. Şimdi sınıf mücadelesi bitti.
Biz burada geceleri uyumadık. Bu mahallenin elektiriğini çektik, suyunu çektik, herkes yapabileceğini yaptı, herkese görev verildi yeteneğine göre. Kimse kendi evini yapmadı, bütün evler kolektif bir biçimde yapıldı. Zaten ev dediğim de barınabilecek bir yapı, briketle örülmüş… Kimse mülkiyet derdinde değil. Çimento da yok, toprakla. O zamanlar başka türlü bir şeydi, yaşamanız lazım. O birlik duygusu yaşamadan anlatılmaz. Mahalle örgütlere göre bölge bölge bölünmüştü. Biz Halkın Birliği olarak E bölgesindeydik. Biz duygusal olarak da çok zorlandık. Gündüz çalışıyorduk, gece ev yapıyorduk, devrimci mücadelenin gerektirdikleri de var ama ailemize de ekmek götürmeliyiz. Zordu. Ama yine de yorulsak da mutluyduk. 12 Eylül'ün devrimci mücadeleyi silindir gibi ezmesi hepimizi bir boşluğa düşürdü. Müthiş bir boşluk. En yakın komşunla akrabanla dahi bir şeyi paylaşamaz oldun. Herkesten korktun. Dostların arkadaşların bir araya gelip mücadeleye tekrar başlaması çok zaman aldı. Hatta hâlâ da öyle. Hak arayışı, komşu ilişkileri dahi bitti. Bizi birbirimize düşürdüler. Mahalle halkı bile devrimcilere kötü bakmaya başladı. Bir de ana caddenin adı şu an 3001 Caddesi. Biz 1 Mayıs Mahallesi'ne çevirmek istiyoruz ama AKPli belediye bundan rant sağlamak için açılışı kendileri yapmak istedi. “Kalsın” dedik. 'Biz zaten 1 Mayıs diyoruz, tabelaya gerek yok.' Ben en çok neye üzülüyorum? Eskiden devrimci arkadaşımın yaşadığı apartmana gidiyorum, kapıyı başka biri açıyor, “Buyrun beyefendi?” diyor. “Buyrun beyefeni?” ne demek? Oysa benim yoldaşım, “Gel Mustafa gel” derdi.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com