İşkenceye tolerans!

İşkenceye tolerans!
Gözaltında dövüldü, copla tecavüze uğradı. Polislere iyi hal indirimi yapılıp cezaları ertelendi.
Mardin’de 2002’de kuryelik yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan H.A.’nın ısrarlı beyanları sonucunda verilen adli tıp raporları uyarınca Bayram Ural, Nazım Ege, Abdülkadir Özer, Hanife Şennur Pak adlı polis memurları hakkında dava açıldı. 11 yıl süren davanın karar aşamasında H.A., yaşadıklarını şöyle anlattı:
 
“Beni ve kocam A.A.’yı gözaltına alarak Mardin Emniyet Müdürlüğü’ne getirdiler. Gözümü eşarp ile bağladılar. Tekme tokat bizi içeri aldılar. Kocamı nereye götürdüklerini bilemiyorum. 
 
Nezarethaneye soktular. Bütün elbiselerimi çıkarttılar. Anadan üryan çırılçıplak kaldım. Tazyikli su sıkıyorlardı. Kocamı getirdiler. O da çırılçıplaktı. Sonra beni başka odaya götürdüler. Başıma torba geçirdiler. Copla vurdular. Copu makatıma sokmaya çalıştılar. 4-5 kişi üzerime çullanmıştı. Elim birinin göğsüne geldi ve bayan olduğunu anladım. 5 dakika dayanabildim, bayılmışım. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Makatımdan ve vajinamdam kan geldiğini fark ettim. Bana iğne yapıyorlardı. O gece beni emniyete götürüp, 3 kez Mardin Devlet Hastanesi’ne götürüp iğne yaptırdılar. Başka doktor muayenesi olmadı.
 
‘Yoksa öldürürüz!’
 
İkinci gün yine üzerime su sıktılar. Klimanın önünde oturtuyorlardı. Devlet Hastanesi’ne götürdüler yine. Doktor odasına polisler de girdi. Şikayetimi söyletmediler. Hastanede de bir polis beni dövdü. Savcılık tutuklanmama karar verdi. Ancak durumum cezaevine konulmaya uygun değildi. Mardin’de muayene etmeyeceklerini söylediler. Diyarbakır’a götürüldüm. Makat ve vajinama ‘kadın doktoru’ gerekir diye bakmadı doktor. Copla tecavüz ettiklerini cezaevi savcısına da anlattım ama zabıtlara geçmemiş. Polis, sonradan beni, ‘Davadan vazgeçeceksin, yoksa seni de kocanı öldürürüz’ diye tehdit etti.”
 
‘Kendini yere attı’
 
Sanıklardan Birsel ise, “Mağdureye suçu anlatılırken birden kendini yere attı. Koltuk altlarından tutarak arkadaşlarımız kendisini hastaneye götürdü. Sorgusunu hasta olduğu için nezarethanede yaptık. Sanıklardan Nazım, mağdurenin kendini birkaç defa yataktan attığını söyledi. Mağdure kilolu bir bayandı. Her defasında koltuk altına girerek götürüyordu arkadaşlar. Kendisini yere attığı için taşımakta zorlanıyorduk” diye konuştu. Diğer sanık polisler de aynı doğrultuda ifade verdi.
 
‘Bu kötü muamele’
 
Mahkeme kararında ise şöyle denildi:
 
“H.A.’nın PKK kuryeliği suçundan 5 Mart 2002’de gözaltına alınarak Mardin Emniyet Müdürlüğü’ne getirildiği, burada gözaltındayken sanıkların mağdureye suçunu söyletmek için hortumla soğuk su dökmek, muhtelif yerlerine vurmak, çıplak bırakmak, göğüslerini sıkmak suretiyle iştirak halinde kötü muamelede bulunduklarının anlaşıldığı, sanıkların suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemesi gerektiği, sanıklara lehlerine olan eski TCK’nın 243/1. maddesi uyarınca ceza verilmesi gerektiği, ancak verilen sonuç ceza miktarına göre ve sabıkasız geçmişleri dikkate alınarak yeniden suç işlemeyecekleri konusunda mahkememizde olumlu kanaat oluştuğundan hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Mağdure tecavüze uğrdığını söylemişse de sanıkların cop ile tecavüz ettiğine yönelik yeterli bulgunun elde edilemediğinden cezalarında artırım yapılmamıştır.”
 
‘Cezaya gerek yok’
 
Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sadece 1 yıl hapis cezası verip, takdir indirimiyle 10 aya düşürdüğü hapis cezalarının hükmün açıklanmasını geriye bırakılması kapsamına alınmasına hükmetti. Polislerin cezasız bırakıldığı bu kararın kaldırılmasına yönelik itiraz da reddedildi.
 
‘İnsanlık trajedisi’
 
Avukat Reyhan Yalçındağ, karar için, “Evli 5 çocuklu bir Kürt annesine bir insanlık trajedisi yaşatılmıştır. Ortadaki onlarca delile, adli tıp ve doktor raporlarına rağmen ortada var kocaman bir sıfır. Hükümet her fırsatta ‘işkenceye sıfır tolerans’ diyor ama yaşanan işkencecilere sıfır tolerans durumudur. Peki geçmişle nasıl yüzleşeceğiz? Sadece H.A. davasında değil, bugüne kadar sınırlı sayıda açılan gözaltında tecavüz davalarında beraat ya da zamanaşımı kararlarının verilmesi yaygın bir pratiktir. Faillerin tek bir tanesi ceza almamıştır. Bu sebepledir ki Türkiye, AİHM’deki dava sıralamasında hala en öndedir” dedi. 
 
H.A.’nın avukatları, itiraz aşamalarını beklemeden, “sonucun değişmeyeceğini” ve AİHM kararlarını gerekçe göstererek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular ve kararın hak ihlali olduğunun hüküm altına alınmasını istediler.
 
‘Uyduruyor’ raporu
 
Dosyaya giren belgelere göre, Mardin Devlet Hastanesi, gözaltından hastaneye getirildiği 5 Mart 2002’de darp ve cebir izi olmadığı yönünde rapor verdi. Aynı hastane 6 Mart’ta ise mağdurenin konversiyon (kendisini hasta göstermek) raporu verildi. Gözaltındaki son gün olan 7 Mart’ta ise aynı hastane, H.A.’nın sol koltuk altında iç kısımdan dirseğe kadar 25 cm. yaygın ekimoz, sağ koltuk altında ekimoz (morluk) her iki ayak tabanında ödem olduğu yönünde rapor verdi.
 
Diyarbakır Adli Tıp ise 12 Mart 2002 tarihli raporunda H.A.’nın vücudundaki yara ve çürükleri tek tek kayıt altına aldı ve 5 günlük rapor verdi. H.A.’nın copla tecavüz şikayetlerine rağmen bu konuda ancak Mardin’de 21 Mart’ta muayenesi yapıldı ve kronik anal fissür tanısı konuldu. 
 
Diyarbakır’da 3 gün sonra yapılan muayenede ise fissür olmadığı, makatta yırtık veya yırtık izi bulunmadığı yönünde rapor düzenlendi. İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi, 3 yıl sonra vücuttaki yaralanmaların sert cismin vurulması ve sıkıca kavranarak taşınmasından kaynaklandığını bildirdi. 6. İhtisas Kurulu da 2005’te kronik fissürün makata yabancı cisim sokulmasından kaynaklanmış olabileceğini ancak kabızlık gibi bünyesel nedenden de kaynaklanmış olma ihtimalinin bulunduğunu belirtti. (SBK)

Milliyet
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com