"Klıçdaroğlu ses kayıtlarını yayınlasın!"

"Klıçdaroğlu ses kayıtlarını yayınlasın!"
Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet Y. Yılmaz, CHP'li Umut Oran'ın kendi sitesinde yayınladığı soru önergesine TİB tarafından getirilen sansürü ve Türkiye'yi sarsan ses kayıtlarını kaleme aldı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran'ın ATV ve Sabah'ın satışı ile ilgili Meclis'e sunduğu soru önergesinin internet sitesinde yayınlanmasının ardından TİB'in 'Yayından kaldır' kararı suyu iyice bulandırdı.

ATV ve Sabah'ın Çalık Grubu'ndan müteahitlere satış emrinin Başbakan Erdoğan tarafından verilmesi iddiası ses kayıtları ile de destekleniyor. CHP'li Umut Oran, konuyla ilgili Meclis Başkanlığı'na bir soru önergesi sundu ve önergenin metnini kendi internet sitesinden yayınladı. Ancak tüm hukuk kuralları gibi bu konudaki kurallar da AKP lehine işletildi ve metne yayın yasağı getirildi.

Mehmet Y. Yılmaz, ATV ve Sabah'ın satışı ile ilgili Başbakan Erdoğan'ın Çalık Grubu'na satış talimatı verdiği iddialarının açığa çıkması için önerisi; 'Kemal Kılıçdaroğlu ses kayıtlarını kürsüden yayınlasın!' oldu.

İşte Mehmet Y. Yılmaz'ın köşe yazısından çarpıcı detaylar:
 

SONUNDA bunu da gördük: Bir milletvekilinin, Meclis’te verdiği bir soru önergesini yayınlamanın yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz. 
 
Haberi eminim ki sizler de şaşkınlık içinde okumuşsunuzdur.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Sabah ve atv’nin bir müteahhitler konsorsiyumuna satılması için “havuz kurdurulması” olayını bir soru önergesiyle sordu.
Olay şöyle gelişmişti: Başbakan’ın talimatıyla, Sabah ve ATV’nin Çalık Grubu’ndan, müteahhitlere satılması için bir havuz kuruldu. Bu işin koordinasyonunu şu anda İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanlığına aday olan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yapıyordu.
Devletten ballı ihaleler alan müteahhitlere salma salındı.
Sabah ve ATV’yi satın almak için müteahhitlerden paralarını bir havuzda toplamaları istendi.
Nakit parası çıkışmayana devlet bankalarından krediler ayarlandı.
Bütün bu süreç ile ilgili telefon konuşmaları, yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında dinlemeye takıldı ve kaydedildi.
Hükümetin soruşturmayı örtbas etmek için hukuk kurallarını hiçe sayacak zorlamalara girmesi üzerine nasıl olduysa bu kayıtlar internette de yayıldı.
O konuşmaların önemli bölümünü dinledim.
Milletin “anasını bellemekten” bile söz edilecek düzeyde seviyesiz, utanç verici konuşmalar.
Aynı zamanda Türkiye’de kamu ihalesi düzeninin nasıl çalıştığını, kimlerin hangi kararlar ile ballı ihalelerden pay aldıklarını, Başbakan’ın bu işlerdeki rolünü gösteren konuşmalar bunlar.
Bir milletvekili, yasama görevinin bir parçası olarak bu durumu bir soru önergesiyle soruyor ve sorunun yanıtı ne olduğu belli olmayan bir mahkeme yasaklama kararı ile TİB’den geliyor: Yasak, bu yazıyı kaldır!
Yasama faaliyetinin, mahkeme kararına dayanan bir idari uygulama ile engellenmesinden başka bir şey değil ve ciddi bir anayasal suç da aynı zamanda.
Benim şimdi bir önerim var: CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bu salı günü TBMM konuşmasında bu ses kayıtlarını yayınlasın.
Televizyondan bunu seyredenlerin ne olup bittiğini daha iyi anlamalarını kolaylaştırmak için bir altyazı düzeneği de kurulsa iyi olur.
Bakalım o zaman RTÜK de, TBMM’deki grup konuşmasını yayınlayan televizyonlara benzer bir ceza getirebilecek mi?
Şu anda hükümetin tek derdi yolsuzluk soruşturmasını örtbas etmek, konuşulmasını engellemek.
Bunun için savcıları değiştirmekten tutun, milletvekillerine sansür uygulamaya kadar her yolu deniyorlar.
Bu durumda muhalefete düşen görev, bu oyunu Meclis kürsüsünü kullanarak bozmaktır.
Ağlamayın, hesap verin
YOLSUZLUK ve rüşvet soruşturması nedeniyle istifa etmek zorunda kalan eski bakanlardan Zafer Çağlayan uzun bir aradan sonra yeniden ortaya çıktı.
Seçim bölgesinde yaptığı konuşmalarda, kendisine oyun oynandığını söyledi.
Zafer Çağlayan, Mersin’de şöyle soruyor: “Bu kardeşinizin suçu ne?”
Demek ki bugüne kadar yazılanlar yeterli olmamış, ben kendisine hakkındaki suçlamaları bir kez daha hatırlatayım:
Kendisine 700 bin liralık bir saat hediye edildi, bunu beyan edip, Hazine’ye devretmesi gerekiyordu, yapmadı.
Bir işadamının özel uçağıyla “hediye” umre ziyaretine ailecek gitti, bunu da beyan etmeliydi, etmedi. Zaten en başında kabul de etmemeliydi, etti.
Kod adı, işadamında bulunan rüşvet listesinde kayıtlı, hangi tarihte kaç para aldığı biliniyor. Milyonlarca dolar tutan bu paraları neden aldığını açıklamalı.
Zafer Çağlayan’a ve onunla birlikte suçlanan eski bakanlar Muammer Güler ve Erdoğan Bayraktar’a şunu söylemek isterim:
Başbakan’ın kendisini kurtarmak için yolsuzluk soruşturmasının üstünü örtme çabası nedeniyle hayatları boyunca bu leke ile yaşayacaklar.
Madem herhangi bir suç işlemediklerini düşünüyorlar, o zaman Başbakan’a demeliler ki, “Patron, soruşturmaları engelleme ki aklanalım. Savcı kim olursa olsun, yargıç nereden gelirse gelsin biz bu suçlamalardan kurtuluruz.”
Soruşturma üzerindeki karartma sürdüğü sürece, istedikleri kadar “Bu kardeşinizin suçu ne” diye ağlaşsınlar, kimseye dertlerini anlatamazlar.
Bu “kardeşlerimizde” böyle bir yürek var mıdır dersiniz?
Bu sözlerin asılacağı yer
 
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “Bir milletvekilinin emir ve talimat alacağı yegâne merci millettir” dedi. “Milletten değil, başka yerlerden emir ve talimat alanlar apaçık bir ihanetin içindedirler” diye de tamamladı.
Bu sözlerin büyük harflerle yazılıp, asılmasının en uygun olacağı yer kuşkusuz ki AKP’nin Meclis’teki grup toplantı salonunda Başbakan’ın her salı herkesi azarladığı konuşmaları yaptığı kürsünün arkasındaki duvardır.
Belki o zaman AKP milletvekilleri, hangi amaçla orada bulunduklarını hatırlarlar, oylamalarda otomatik inip–kalkan parmaklar olmaktan kurtulurlar.
Yasama faaliyetinin, içinde nelerin bulunduğunu bilmedikleri torba kanunlara parmak kaldırmaktan ibaret olmadığını, kanunların yapımına aktif olarak katılmaları gerektiğini, kafalarına yatmayan konuları parti disiplini içinde tartışmaya açmayı akıl edebilirler.
Meclis’in en önemli görevlerinden birinin, hükümeti denetlemek olduğunu hatırlar, yanıtsız soru önergeleri yığınlarına bakıp utanabilirler.
Bugüne kadar sadece kendi “tek seçicilerinden” emir aldıklarını düşünüyorduk, Başbakan’ın sözlerinden anlıyoruz ki emir aldıkları yerler arasında “vaiz lobisi” de varmış.
Liderlerini putlaştırdıklarını, Başbakan’a “biat ettiklerini” biliyorduk, meğerse bir bölümü de Fethullah Gülen’i putlaştırıyor, ona biat ediyormuş.
TBMM’de bugüne kadar, 
kendi iradesinden böylesine vazgeçmiş bir milletvekili grubu olmadı diye hatırlıyorum.

Devamı Hürriyet'te...

(DSE)

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com