Kodes 90+Metris!

Kodes 90+Metris!
Teknik direktör Bülent Uygun, çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Türk futboluna bomba gibi düşen şike soruşturmasında gözaltına alınan ve 9 ay boyunca Metris'te tutuklu bulunan Bülent Uygun, Fanatik gazetesinden Zafer Büyükavcı'ya konuştu. İşte o çarpıcı röportaj:

 -Teşvik almadım, almam da mümkün değil... Onursuzluk, onursuzluktur, adının ne olduğu önemli değil.

-Hayatımın hiçbir döneminde ne şike yaptım ne şike yapmayı aklımdan geçirdim. Hayatımın bundan sonraki bölümünde şike yapmayı aklımdan bile geçirirsem, Allah o gün canımı alsın...

-Yemin ediyorum; iddianameyi okurken ‘yahu, acaba ben bir şey yaptım da, haberim mi yok’ dedim. Çünkü o kadar çok kes-yapıştır var ki! Fakat hepsini okuduktan sonra anladık ki, 10 küsur yıllık dostla yenilen yemekler var suç kapsamında...

-Çiğ et yemedim ki karnım ağrısın... Suçsuzluğunu bilince insan, güçlü oluyor. Fakat yine de bazı uğraşlar içine girdim. Nefsimi köreltmek için tuvalet temizliyordum. İçimdeki sıkıntıyı atmak için badminton kursuna  katılıyordum. Beynimi zinde tutabilmek, özgürlüğe daha güçlü kavuşabilmek için kitap okuyordum.

-Herkes ‘kanun değişecek, suçlular çıkacak’ falan diyordu. Bir isyan, bir isyan... Masaldı tüm bunlar... Ne kanunun değişmesini, ne cezaların inmesini bekleyen vardı Metris’te... Kendi adıma konuşayım; benim böyle bir şekilde çıkmayı ne gönlüm ne onurum kabul ederdi. Hep aynı şeyi söyledim; aklanana kadar razıyım yatmaya, ister hücrede ister koğuşta...

* Öncelikle geçmiş olsun hocam... Sonrasında direkt mevzuya girelim... Zamanı geriye saralım; 3 Temmuz 2011’e dönelim. Neler yaşadınız o gün?

- Gözaltına alınmam ilk kez olmuyordu. Bundan öncekinde; birlikte büyüdüğüm, çocukluk arkadaşım Sedat Peker sebebiyle gözaltına alınmıştım. Büyük depremde Sakarya’daki depremzeler için yaptıklarıyla, özürlülere ve fakirlere yardımlarıyla gönlümde bir kez daha yer etmişti. Cezaevindeyken Sedat Peker’e kıyafet yollamam ve Sapanca’daki evini satın almam nedeniyle gözaltına alınmıştım. 3 Temmuz’da da ilk etapta yine aynı sebeplerle emniyete götürüldüğümü düşündüm. Fakat Emniyet'te karşılaştığım insanları görünce, içimden ‘Hayırdır’ dedim. Polis ‘Suç örgütüne üyelikten sorumlusuz’ dedi, hiçbir şekilde anlam veremedim. Bu gözaltı 4 gün sürdü, sonra da bugünkü duruma kadar gelindi.

* Dile kolay... 25 Şubat 2012’ye kadar, yani yaklaşık 8.5 ay kaldınız Metris’te... Nasıl başladı mapus hayatı, nasıl devam etti ve nasıl bitti?

- Kimi elindeki kitaplarla ‘at koşmalı, güneş doğmalı, kuş uçmalı, insan özgür olmalı’ misali koştu kilometrelerce Metris’te... Kimi isyan etti, vatan hainliğinden bile daha ağır bir ceza hükmüyle yargılanmış olmaya... Kiminin yanan volkan misali, isyanından dolayı aklar düştü saçına sakalına... 'Sen neymişsin be Metris' dedik çoğu zaman... Yatması bir dert, atılan iftirayı anlatmak başka bir dert... Bir ucundan bir ucuna toplasan altıpas kadar yerde atabiliyorsun voltayı... Altıpas kadar yerde volta atarken ağzınızdan çıkar o muhteşem dörtlük: “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım... Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım, yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım...” İlahi adaletin beşeri adaletle birlikte tecelli etmesini bekledik 8.5 ay... Her sabah ezan yankılanmaya başladığında, demir parmaklıkların arkasından Allah’a yalvarmak, pencereden ‘öÖgürlük’ diye haykırmak, ‘İlla ki devam’ deyip bedenime motivasyon yüklemekle geçti günlerim. Denizler mürekkep olsa, sen yazmaya başlasan, senden sonra onlarcası devam etse de bitiremezsin içerideki o günleri...

* .. Ve gelelim 14 Şubat’a... Sabah uyandınız ve sonra...

- Alayınızı bindiriyorlar otobüse... Yıllardır bizi koruyan, eskortluk yaparak yol açıp gideceğimiz yere götüren polis, bu kez kendi otobüsüyle götürüyordu bizi; fakat maça değil mahkemeye, hakemin değil hâkimin karşısına... Fakat ben her maça gittiğim gibiydim o otobüste de; Onurlu, mücadeleci, tek hedefim kazanmaktı... Gülerek gittik. Tek fark vardı, takım otobüsünde müzik çalardı, polis otosunda gülen yüzlerin arkasında gizlenmiş bir matem havası...

* Gerçi o günlerde de yazdık, fakat bir de sizin ağzınızdan duymak isteriz. Savunmanız nasıldı?

- Ben sadece gerçekleri anlattım... Mesela Savcı Mehmet Berk, “Fenerbahçe-Eskişehirspor maçını izlerken 10. dakikada şike olduğunu anladım” demişti. Savcı, Alex’i tutmadığımızı ve bunun şike olduğunu iddia ediyordu. Vay be... Alex maçta gol attı da benim haberim mi yok! Üstelik Alex her takıma gol attı geldiği günden beri... Yaklaşık 150 golü var. Müneccimlik yapmaya gerek yok ki. Polis her şeyden anlamak, her şeyi uzman statüsünde bilmek zorunda değil ki? Polis 19 maçta şike var diyor, Savcı daha 10. dakikada maçın satıldığını anlıyor! İlginç değil mi?

* Neden 10. dakika?

- Bilmem... Fakat ben Sayın Savcı’nın iddiasına gereken yanıtı verdim, “Ben o maçın 10. dakikasında Fenerbahçe karşısında 1-0 öndeydim!” Bu kez, dakikayı ileri aldılar! Yani Fenerbahçe’nin öne geçtiği dakikada anlamış oldular maçın satılmış olduğunu! Alex’ten de bahsettim; “Adam 28 gol atmış, bir tek Eskişehirspor’a atamamış” dedim. “Sezer’i neden oyundan aldın” demişler, yanıtladım: “Gökhan Gönül sağ kanattan akın akın geliyordu, Sezer ise o kanadı kapatamıyordu. Bu nedenle 45. dakikada taktiksel değişiklik yapmak zorunda kaldım. Çünkü önlem almasak, çok daha farklı olabilirdi sonuç...” Kadroları da anlattım: “Ben iki maça da hemen hemen aynı kadroyla çıktım. Tek fark; Fenerbahçe’ye karşı iki, Trabzonspor’a karşı tek ön liberoyla oynadım. Bunun nedeni de, Trabzonspor’un savunma ağırlıklı iki ön liberoyla sahaya çıkmasıydı.

* 25 Şubat 2012... O cuma gecesi nasıldı Metris?

- Hayatımda yeni bir güneş doğdu o gecenin yarısında... Artık katlanmakta zorlandığımız bir çok sıkıntı sona eriyordu, güneşli günler başlıyordu. Her gece ölüp her sabah canlandığımız o zindan hayatı bitiyordu. Esasında sizin ne dediğiniz değil, karşı tarafın ne anlattığının önemli olduğu bir yerde; şimdi bizim anlatacaklarımız daha da değer kazanacaktır. Beşeri adalet de ebedi adalet de tecelli ettiğinde gerçekleri herkes görecektir. Levhi Mahvuz defterine yazılacaklar hiç kimse tarafından değiştirilmeyecektir.

* Bugünün sonu... 8.5 aylık bu sürecin genel başlığı nedir sizin için?

- Kodes 90+Metris...

* Biraz açabilir misiniz?

- Bir film çevrildi, adı Kodes 90+Metris... Hepsi bu... Emniyet suçu teşvik eden değil önleyen olsa; buldukları o paraları ya da gizli görüşmeleri ‘Biri Bizi Gözetliyor’ gibi çekip serbest bırakmasa, 10-15 yıllık dostlarla oturulan masaları ‘Yemekteyiz’ programı gibi çekip sonra da ‘tahmin ediyoruz, öyle düşünüyoruz, bizce böyledir’ deyip suçlamasa, “19 maçta şike var” deyip hakim gibi karar vermemiş olsa; bugün kimse töhmet altında kalmayacaktı.

* Neler yaşandı Fenerbahçe ve Trabzon maçı öncelerinde?

- Ligin bitmesine 6 hafta vardı. Yardımcılarımı ve oyuncularımı topladım. “Ben her iki takımda da oynadım. Herhangi kötü bir olay yaşanmasını kesinlikle istemem, müsaade etmem. Şunu asla unutmayın; Taraftarın yaptığı takımlar asla yenilmez. Fakat bizim yaptığımız takımlar kaybederse teşvik de denir şike de... Sizden tek ricam var; Çok iyi konsantre olun kalan haftalara... Bakın, 6 haftada 3 galibiyet alırsak ilk 4’e gireriz. Bu da en altta aldığımız Eskişehirspor’u Avrupa’ya çıkartmak demek. Böyle bir mutluluğun bedeli olabilir mi?” dedim.

* Şike ya da teşvik olarak ne kadar aldığın iddia ediliyor?

- Bir yerde 50 milyar, bir yerde de 50 bin dolar diyorlar.

* Eskişehirspor ile maddi açıdan anlaşman nasıldı peki?

- Yeni paraya alışamadım, o nedenle lütfen siz anlayın. 400 milyar peşinat almıştım, 200 milyar da aylık maaşım vardı. Her galibiyete 30 milyar özel prim alıyordum, bir de takım primi tabii ki. Eskişehirspor’u küme düşme hattında almıştım, ama kontrata şunları da yazmıştık. Takımımı 6. yaparsam 750 milyar, 5. yaparsam 900 milyar, 4. yaparsam 1 trilyon özel prim alacaktım. İlk üç için 2 trilyonu bulan primler yazılıydı. Yani bana, bir maç kazandığımda kulübümden alacağım prim kadar parayla şike yaptığım ya da teşvik aldığı suçlaması yapılıyor. Hepsini bir kenara koyun; Eskişehirspor’u 4. yaparak Avrupa bileti alsam, bunu alacak bir para olur mu?

* O kadar gizli takip, dinleme kayıtları... Bunlar nedir peki?

- Şimdi o meşhur yemeği anlatayım... Ali Kıratlı ile Eskişehir’in en işlek yerlerinden birindeki çok meşhur lokantalarından birinde oturduk. Topu topu 20 dakika... Zaten doğru dürüst bir şey de yemedik! Ali Abi benim 10 küsur yıllık dostum, yazlığı bile birlikte kullanırız. O gün önce ailevi sorunları konuştuk. Sonra bana bir duyum aldığını, Trabzonspor’un 1 milyon Dolar artı bir araba teşvik primi yolladığını duyduğunu söyledi. Oyuncularıma ne söylemişsem, Ali abiye de aynılarını söyledim. İki takımda da oynadığımı, böyle bir şeyin mümkün olmayacağını... Hatta Ali Abi'ye, “Ben hocayım, bana şikeyle teşvikle gelebilirler mi?” dedikten sonra gelirse takım kaptanına, Trabzon doğumlulara ya da Trabzonspor’da daha önceden oynamış isimlere ulaşabileceklerini söyledim. Ali Abi de, “Ümit’in (Karan) eşine bir hediye (saat) almıştım. Zaten onu vermek için Ümit’le buluşacağım. O zaman ona da sorarım, bulaşmayın bu işlere kardeşim, derim” dedi. O meşhur yemek işte bu... O yemekte şike-teşvik değil, bu çirkinliklerin önlenmesi konuşuldu. Fakat buna şike dediler.

* Peki ya Bucasporlu Musa Aydın meselesi?

- Musa, benim dönemimde Sivasspor’un futbolcusuydu. Sivaslı bir yönetici, benden Musa’nın numarasını istedi. Vermedim! Çünkü Musa’nın numarası bende yoktu ki! Fakat bu olayı bile fezlekeye koydular, ‘şike görüşmesi’ diye not ettiler. Ancak iddianamede yer almadı işte. Bir de Sivas meselesi var... Sivas’a gittim, çünkü cami yaptırıyorum. 22 Haziran’da sonra camii için yaptığım bu ziyarette bile ‘şike’ şüphesi gördüler.

* Menacerlik sınavına girdiniz mi peki?

- Tüm Türkiye biliyor, bütün Eskişehirliler’in gözü önünde girdim üniversite sınavına... Bu bile ‘menacerlik sınavına girdi’ diye lanse edildi. Bakın, Olgun Peker ile 2005’ten itibaren hiç bir ilişkimin olmadığı da ortaya çıktı bu soruşturma sayesinde... Bu nedenle bana verilen 8 maçlık hak mahrumiyeti cezası için de benden özür dilemesi gereken insanlar var.

* Suçsuz yere mi yattınız 8.5 ay?

- Allah'ıma şükürler olsun ki, ne şike ne de teşvikle hiç işim olmadı. Fakat anlayamadığım bir nokta var; 1 maçta şike var, bekliyorsunuz... 2,3,4 maçta şike var, bekliyorsunuz... 5,6,7 bekliyorsunuz... “Sonra 19 maçta şike var” diyorsunuz. Madem yapılıyor şike, veriliyor teşvik, hemen gereğini yapmanız gerekmez mi? Arabayla para taşınıyorsa, basarsın, suç üstü yaparsın. Yani ‘Biri Bizi Gözetliyor’ ya da ‘Yemekteyiz’ programı yapar gibi bu kadar göz yumulur mu suça?

* O meşhur televizyon programına bağlandığınızda İlhan Ekşioğlu, Ali Kıratlı ve siz beraber miydiniz?

- Hayır... Ben canlı bağlantıdayken, yanımda Ali Kıratlı vardı. Mecnun Başkan’ın (Odyakmaz) ofisine yakındık. O esnada İlhan bey, Ali Abi'yi arıyor ve “Helal olsun” gibi bir şeyler söyledi. Bu olay, “Üçü bir aradaydı” diye yorumlanıyor. Anlayacağınız öyle bir elbise giydirildi ki bize, Brat Pitt bile bizim yanımızda hikâye kaldı!

* Fenerbahçe-Konyaspor maçına neden gittiniz?

- Her teknik adam, bir sonraki hafta oynayacağı takımı izler ya da izletir. Ben de gittim ve bir sonraki hafta oynayacağım rakibimi izledim.

BİZ İÇERİDEYKEN NELER OLDU ?

Fatmagül’e tecavüz edenler tahliye oldu...

Kerim cinayetten tahliye oldu...

Kuzey cinayetten tahliye oldu...

Ali Kaptan cinayetten tahliye oldu...

İffet’in babası, Cemil’i vurmaktan tahliye oldu...

Behzat Ç tahliye oldu...

Polat’ın çiçeği burnunda karısı tahliye oldu...

İMF Başkanı tecavüzden tahliye oldu...

Yer gök Aşk’ta uyuşturucudan Cüneyt tahliye oldu...

Firar’da Nadir baktı ki tahliye yok, o da firar etti...

(EMK)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com