Korkunun Edebiyata Faydası Var mı?

Korkunun Edebiyata Faydası Var mı?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü yarın önemli bir sempozyuma imza atıyor.

Sempozyumda bir okur kitlesine hitap eden 'Korku ve polisiye' türünün ünlü kalemleri bir araya gelerek 'Şiddetin Edebiyatı ve Gerilim Romanları'nı konuşacak.

Şiddetle edebiyat arasında nasıl bir bağ kurulur, korku ve gerilim insanları neden kendine çeker gibi sorular, zaman zaman aklımıza takılır. Korku, şiddet ve gerilim edebiyatın ve sanatın beslendiği önemli kaynaklar arasında. Şiddet ve gerilimin edebiyatı sanat olmakla beraber, kendiliğinden şiddet, ne edebiyat ne de sanattır. Yarın, tüm bu konuların ele alınacağı sempozyum öncesinde, 'Korku (Gotik) Edebiyatı ve Türk Romanındaki Örnekleri' üzerine master yapmış, İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim görevlisi Özge Yücesoy ile 'korku ve sanat' ilişkilerini konuştuk.

Öncelikle, gerilim, korku ve şiddeti birbirinden nasıl ayırırız?
Gelin bu kavramları açıklamak için deniz ve kumsalı düşünelim. Hepimizin bildiği gibi deniz ve kumsalın birbirine karıştığı bir kıyı şeridi olmakla birlikte, her ikisi de tamamıyla kendine özgüdür. Derinlere doğru ilerledikçe aralarındaki farklılık belirginleşse de bir şekilde birbirlerine temas etmeye devam ederler. Korku ve gerilim arasındaki ilişki de buna benzer bir biçimde şekillenir. Korku belli şartlar altında ortaya çıkan, bir nesneye yönelik bir duygudur. Gerilim ise süreklilik içeren, bir korku nesnesine yöneltilmeyen dolayısıyla belirsizlikle kol kola gezen bir tedirginlik halidir. Söz konusu ettiğimiz bu ayırım ilk olarak, Ann Radcliffe tarafından ortaya konmuştur. Radcliffe, gerilimin içinde bulunan belirsizliğin onu başka bir kavramla buluşturduğunu söylemiştir. Bu kavram Türkçeye 'yüce' olarak çevirebileceğimiz 'sublime'dir. Bu nokta oldukça dikkat çekicidir çünkü sublime, Edmund Burke ile özgün açılımlar kazanmış bir kavramdır. Burke acı, tehlike ve dehşet veren nesneleri, insanın hissedebileceği en güçlü duygular oldukları gerekçesiyle muhteşemliğin ve etik güçlerin kaynakları olarak yüceltmiş; hayal gücünün bu tarz imgelerle canlandırılması gerektiğini öne sürmüştür. Yani gerilim ve yaratıcılık arasında sıkı bir bağ olduğunu ortaya koymuştur. Radcliffe başta olmak üzere pek çok isim, gerilim söz konusu olduğunda geçerliliğini koruyan bu bağın, korku söz konusu olduğunda ortadan kalktığını iddia etmiştir. Zira her şey görünür olduğunda hayal gücü kendini besleyecek bir alan bulamamaktadır. Bu noktada sorunuzda geçen üçüncü kavrama yani şiddete gelelim. Ve konuyu bütünlemek adına tekrar denize, kumsala dönelim. Aniden bir fırtınanın başladığını düşünelim. Rüzgarın ağaçları sarstığını, dalgaların hızla kıyıya çarptığını... Yani işin içine zarar verici bir hareketlilik dâhil olsun. Bu hareketliliğin neden ortaya çıktığına ve etkilerinin neler olacağına dair vereceğimiz cevaplar bizi şiddet kavramı ile buluşturacaktır. Psikanalitik yaklaşıma göre savunma harici bir durum olan şiddet, karşıdakinin varlığını tehdit unsuru olarak gördüğümüzde onu sindirmek, kendi üstünlüğümüzü ortaya koymak ve 'otorite' sağlamak için bilinçli olarak uyguladığımız zarar vermeye yönelik davranış biçimidir. Sözlü, fiziksel yahut psikolojik şiddetin varlığından söz edilebilir.

Şiddet- korku edebiyata nasıl yansıyor? 3. sayfa haberleri ile bunun edebiyatı arasındaki farklar nelerdir?
3. sayfa haberleri gerçek hayattan birer kesit sunuyor bizlere. Zaman zaman gerçek olduklarına inanamayacağımız kadar sert ve yıkıcı olabilseler de durum değişmiyor. Oysa korkunun, gerilimin, şiddetin edebiyatı dediğinizde işin içine kurgu giriyor. Yazarın yaratıcılığı ile şekillenen, okurların zihninde bir kere daha üretilen kurgusal metinler, 3. sayfa haberlerinin asla veremeyeceği bir şeyi sunuyor bizlere; edebi hazzı.Ayrıca edebiyat söz konusu olduğunda şiddet, 3. sayfa haberlerindekinin aksine salt bir unsur olmaktan çıkıp zaman zaman imgeleşebiliyor, alt metinlerle zenginleşebiliyor.Toplumun korkularını dönüştürerek verebildiği gibi, kimi zaman geleceğin korkularına da ışık tutabiliyor. Ayrıca böyle bir durumda mekân, zaman ve şahıs kadrosu gerçekçilik zemini üzerine bina edilmek durumunda kalmıyor. Hayatın içinde karşılaşılabilecek olanı, mümkün olanı anlatmak zorunda olmayan yazar, çoğu kez insan aklının kabul edemeyeceği unsurlarla hayal gücü sarsabiliyor. Böylece daha önce de konuştuğumuz gibi yaratıcılık sağlam bir kaynaktan beslenerek serpiliyor. Öyle olmasa klonlamanın bilimsel olarak tahayyül bile edilemediği bir zamanda Mary Shelley Frankenstein'i; ya da Robert Louis Stevenson, Freud'un çalışmalarını önceleyen, 'ben'i tanımaya ve tanımlamaya yönelik eseri Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ı kaleme alabilir miydi?

İnsanları korku ve gerilim edebiyatına yönelten nedir? Bu biraz da ağzı yana yana acı yemek gibi bir şey midir?

Her şeyden önce bu türlerde kaleme alınmış eserler merak duygusunu körükler. Çoğunlukla herkesin anlayabileceği bir çatışma, kurgunun ana eksenine oturduğu için kültürel açıdan donanımlı bir okur olmazsa olmaz beklentileri değildir. Bu durum bu eserleri çok satanların arasına taşımaktadır. Günümüz dünyasında her şeyde olduğu gibi edebiyatta da modalar vardır. Çok satanların arasına giren bir kitap, moda olmaya devam ettiği müddetçe daha çok satacak ve daha çok okurla buluşacaktır. Bu noktada insanları korku ve gerilim edebiyatına yönelten nedenleri bir kapı olarak düşünürsek, şu ana kadar bahsettiklerimizin bu kapının sadece bir cephesini verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Diğer cephede ise türün çağrışıma müsait yapısı içinde düşünce biçimlerini, hayal güçlerini ve hatta algılarını zenginleştiren 'donanımlı' okurlar vardır. Dahası, korku ve gerilim edebiyatı okurunu, her insanın içinde var olan şiddet duygusu ile başbaşa bırakmakta ve bu durumun doğal bir sonucu olarak okurlarının bu duyguyu 'tatmin' etmesinde bir araç görevi üstlenmektedir.

Hıristiyanlıkta şeytan, Tanrı'ya karşıt bir güce ve etki alanına sahiptir. Batı edebiyatı ve Türk edebiyatı açısından, her iki kültürün korkuya bakışını özetleyebilir misiniz?

Batıda korkunun başlı başına bir tür olarak kendine yer edinmesine yol açan ilk eser 18.yüzyılda yayımlanmıştır. O tarihten bugüne türe yönelik ilgide dönem dönem azalmalar olmakla birlikte, korku edebiyatı, gerek kendi içerisinde değişerek gerek farklı türlere eklemlenerek ayakta kalmayı başarır. Böylece gerilim-korku edebiyatta canlı bir damar olarak varlığını sürdürür. Yirminci yüzyıla gelindiğinde korku, edebiyatın dışına sıçrar ve 'çok satan bir ürün' olarak kendine yeni aktarım kanalları edinir. Müzikten modaya, çizgi romanlardan bilgisayar oyunlarına, televizyon şovlarından sinema salonlarına kadar uzanır. Kısacası, Batı edebiyatında yazarların takip edebilecekleri yaklaşık 250 yıllık bir gelenek, bu noktadan hareketle eserlerini köklendirebilecekleri verimli bir toprak vardır.

Peki, Türk edebiyatında takipçisi olunacak böyle bir zemin var mıdır?

Elbette, edebiyatı besleyen canlı bir damar olan korku kavramı sosyolojik, psikolojik ve felsefi boyutları ile Türk romanında ve hikâyesinde kendine yer bulmuştur. Ancak, batıdaki gibi bir gerilim-korku edebiyatının varlığından bahsedebilmemiz için çok çok uzun zaman geçmesi gerekmiştir. Bu durumun dini, tolumsal, sanatsal kabul ve beğenilerle ilgili pek çok nedenleri vardır. Bunların içinde belki de en önemlisi sorunuzda geçen her iki kültürün korkuya bakışı noktasındaki farklardır. Bir röportajda bu farkların hepsini açıklamak mümkün olamayacağı için en temel farkı ortaya koymakla yetinelim. Hıristiyanlıkta var olan ilk günah inancı, Hz.İsa'nın yoluna girene dek 'insan'ın kendi içinde çatışma doğuracak sancılı bir varoluş problemini yaşamasına yol açar. Yani Anglo-Sakson kültürün insanı, iyi-kötü çatışmasını bağlı olduğu inanç sistemi gereği doğduğu andan itibaren içinde taşımaktadır. Bu çatışma korkuyu diri tutan kaynaklardan biridir. Ayrıca, İslami anlayıştan farklı olarak Hıristiyanlıkta şeytan, Tanrı'nın hükmü altında olmakla birlikte, Tanrı'ya karşıt bir güce ve etki alanına sahiptir. Buna bağlı olarak, bu inanç sisteminde şeytan en önemli korku figürlerinden biri olarak hayal gücünü beslemektedir.

Korku-şiddet olgusunun okuyan ve izleyende özendirme ve bilinçaltına etkisi nedir?

Alanım olmayan ve bir psikiyatrın cevap vermesi gereken bu sorunuza, bir edebiyatçı olarak sadece kendimden hareketle cevap verebilirim. Korku edebiyatı üzerine tez hazırlamış olmama rağmen henüz korkunç ve gerilimli şeyler yapmaya yönelmedim. Ancak dikkatinizi çekerim: henüz…

Özge Yücesoy'un cevap veremediği bu sorunun cevabını sempozyumda bulabilcekmiyiz bilmiyorum ama ilgilisi için kaçırılmayacak bir etkinlik olduğu kesin. 9 Nisan saat 14.00'de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde başlayacak sempozyuma Ahmet Ümit, Erol Çelik, Sevin Okyay, Orkun Uçar, Alexsandra Ivanof, Altay Öktem gibi yazarlar katılacaklar…

PERİHAN ALTINSOY / STAR

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com