Mumcu cinayetinin karanlık noktalarını kim çözebilir?

Mumcu cinayetinin karanlık noktalarını kim çözebilir?
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ahmet Tan, bugünkü köşesinde Uğur Mumcu cinayetindeki karanlık noktaları masaya yatırdı.

Ahmet Tan, Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili ilginç bir soruyla karşıladı okuyucusunu: Mumcu Kendi Cinayetini Çözebilir miydi?

İşte Ahmet Tan'ın o yazısı:

- Bilmek zor. Tahmin belki:
Uğur Mumcu, önce kimin öldürdüğü ile değil, ısrarla ve inatla kendisini ne için öldürdükleri ile ilgilenirdi.
Cinayetle hedeflenen kargaşa ortamından kimlerin, hangi çevrelerin, nasıl bir çıkar sağlayacağı üzerinde düşünür, araştırır ve buna kafa yorardı.
Müttefikler dahil çıkar çatışmamız olan ülkelerle siyasi, ticari ve "istihbari" ilişkilerin seyrini değerlendirirdi.
Bu ülkelerle kronik (Kıbrıs, Ege, AB, Kürt) sorunlarımızın kesiştiği, çatıştığı noktalar üzerinde düşünürdü.
Önceki cinayetler ile kendisininki paralellik veya zıtlıkların şemasını çıkartır bunun üzerinde çalışırdı.
Ne yazık ki, ne kamuda ne meslektaşlar arasında bu kapasitede bir yaklaşım sergileyen çıkamadı.
Her cinayet gibi, sadece "Kim?"in izi sürüldü.
Sonunda kimi katil ve muhtemel katiller ele geçirildi.
Ama, Papa'yı vuranın Ağca, Kennedy'yi öldürenin Oswald, Hrant'a kurşun sıkanın Samast olması türünde "failler"- di bunlar!
Ele geçirilmişlerdi.
Ama Mumcu cinayeti, onlarca (daha doğrusu binlerce) "faili meçhul"den biri olmaktan kurtulamadı!
***
Siyasi cinayet demek, iç içe geçmiş birçok amaç demek.
Temel hedef gündemi ele geçirmek. Bu hiç değişmiyor.
? Kaos ve güvensizlik ortamı yaratmak.
?Güvenlik güçlerine, yargıya olan inancı yok etmek.
?Ülkeyi topluca yılgınlık ve güvensizliğe sürüklemek.
***
Napolyon, "Coğrafya ülkelerin kaderidir!" demiş.
Ortadoğu'nun parçası olmanın yazgısı bu.
Bu bölgede coğrafyasını "silah" olarak kullanmak isteyen iktidarlar da çıkabiliyor.
Ama bu silah çok geçmeden geri tepiyor. Çünkü "büyük güçlerin" elleri ayakları bu bölgede.
Tayyip Erdoğan'ın, Atatürk'ün yüzü Batı'ya dönük laik cumhuriyet devlet ilkesine sırtını dönüp BOP'çuluk ve bölge liderliği sevdasıyla Suriye batağına sürüklenmemiz yine de bir kader değil.
***
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1909'dan günümüze 69 "gazeteci" öldürüldüğünü listelemiş. Bunların üçte biri yani, 23'ü Mumcu'nun katledildiği 1991-1993 yıllarında gerçekleşmiş. (Bu sayıya Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, dahil değil.)
Demek o dönemde zamanın ruhu, Ortadoğu ve süper güç dengeleri bu tür cinayetleri gerektiriyordu.
Şimdilerde ise şükür PKK'ninkiler dahil, cinayetlere ara verilmiş durumda.
Ama bu kez zamanın ruhu, "paralel devlet yavesi" ile kaos ve yılgınlık yaratmak üzere bir başka biçimde hortluyor, hortlatılıyor.
Yani kargaşa, yılgınlık, güvensizlik bu kez kansız gerçekleştiriliyor.
Özet mi?
Cinayet nedeni not defterinde, bilgisayarında, telefon kayıtlarında boş yere arandı.
Uğur Mumcu, Uğur Mumcu olduğu için öldürülmüştü.
***
Yaşasa belki katilini bulacaktı.
Ama "asli fail" hep karanlıkta kalacaktı.
Tıpkı Ağca'nın arkasındaki karanlık gibi...
Ve bugünlere ulaşsa hayatta kalacaktı...
Çünkü, artık halkta yılgınlık, güvensizlik yaratmak için başka enstrümanlar devrede..
Taralelli....
11 yıldır gül gibi geçinip gittiler...
Paralel paralel polisi, yargıyı, devleti paylaştılar...
Biri çıkıyorken öteki indi.
Biri götürürken öteki getirdi.
Tahterevallide gibiydiler.
Ne zaman, para sayma makineleri ile kasalar...
Tıka basa dolar dolu papuç kutuları ortalığa saçıldı..
Ucu oğullara - bakanlara dayandı...
Başbakan birden dellendi.
Çünkü...
Paralelliğin sonu taralelli!
Keşke, Necip Fazıl da iki mısra attırsaymış...
Ama uyarı görevi "Agora Meyhanesi"nden Ümit Yaşar Oğuzcan'a kalmış:
"Sen bana paralel...
Ben sana paralel...
Paralel paralel...
Paralelli...
Taralel taralel
Taralelli..."
***
Şimdilik yargı ile polis biraz da dolar...
Ama en çok da Başbakan taralelli!
Piyango kime?
Milli Piyango, en garip özelleştirmelerden...
Tam bir "Kamu parasını ben kullanamıyorum, al sen ye!" işlemi!.
İhalesi, şimdilik 20 Mayıs'a ertelenmiş.
Belli ki doların alıp başını gitmesi ve paralel deprem yüzünden yabancı alıcılar ortalıktan çekildi.
Milli Piyango neden satılıyor ki?
Amaç, "Milli"den kurtulmak ise iktidarın işi çok.
"Milli İstihbarat"tan "Milli Eğitim'e- Milli Savunma"ya, oradan "Milli Kütüphane"ye kuyruk çok uzun!..
Özelleştirme sahi niye ki?
Piyango ne işletme maliyeti gerektiriyor ne de ileri teknoloji...
Ama elden çıkarma kararı çoktan verildi:
Çünkü piyango kumar!
Günahı gâvurun boynuna olsun...
Kazancı bizim hazineye dolsun!
Piyango günahına karşı ilk önlem Refah iktidarında alınmıştı.
Biletlerin arka yüzünde yer alan ikramiyeye güvence veren Maliye Bakanı'nın imzası kaldırıldı.
Milli Piyango Genel Müdürü'nün imzası yeterli sayıldı.
Taş atıp kol yormayacak, işletme maliyeti, yatırım ve teknoloji gerektirmeyen muazzam bir kazanç kapısı sahi neden elden çıkartılıyor.
"Yeterince günahımız var, bir de kumardan yanmayalım!" diye düşünüyorlar.

Devamı Cumhuriyet'te...

(DSE)
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com