Öcalan’ın Eşbaşkanlığına doğru!..

Öcalan’ın Eşbaşkanlığına doğru!..
Tıpkı belediye başkanlarında olduğu gibi PKK, valileri de belirleyecek bu sistemde. Dolayısıyla altın tepside teslim etmiş oluyorsunuz devleti PKK’ya.

SANSURSUZHABER.COM / ANALİZ - Bir süre önce Çalık gurubunun A haber kanalında bir tartışmaya rast gelmiştim. Cezaevlerindeki PKK’lıların açlık grevini bitirmeleri konusu ele alınıyordu. Avni Özgürel, Kezban Hatemi ve Mahmut Övür, program konuydu. Açlık grevi yapmanın PKK’lıların en doğal hakkı olduğu türü sözlerle desteklerini ifade ederken grevin bitirilmesinde emeği geçenlere de teşekkür ettiler. Başta Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ismini saydıktan sonra, Kezban Hatemi ve Avni Özgürel, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da görünenin aksine, açlık grevinin bitirilmesine perde arkasından katkı sağladığını söylediler.

Kezban Hatemi, “Bizim Başbakanın ne söylediğine değil, ne yaptığına bakın” dedi. Özgürel de Hatemi’nin bu tespitine tamamen destek verdi. Açıkçası şok geçirdim. İnanılmaz bir sözdü bu. Erdoğan’ın damadının başında olduğu, teyzesinin oğlunun yönettiği bir televizyon kanalındaki programda, ona destek vermek için orada bulunan insanlar, “Başbakanın sözlerine değil yaptığına bakın” diyor. “Başbakanın sözlerine güvenmeyin, arkada başka şeyler yapıyordur” tespitini yapıyor. Bu tavsiyeyi de onu övmek isterken yapıyor.

Aslında, Erdoğan’ın son dönemdeki politikalarını çok güzel özetliyor AKP şakşakçılarının bu tespiti. Çünkü Erdoğan’ın sözüne güvenilmeyeceğini, bunun bir karşılığı olmadığını artık iktidar borazanları da biliyor. Nitekim bunun en güzel örneğini, PKK ile ilgili söylemleri ile yaptıkları arasındaki farkta da görmedik mi? Seçim meydanlarında, “PKK ile görüştüğümüzü söyleyen şerefsizdir” derken, Oslo’da eli kanlı teröristlerle kim bilir kaçıncı pazarlık yapılıyordu. Öcalan’ın serbest kalmasından, iddialar doğruysa eğer terörle mücadele eden askerlerin yargılanmasına kadar bir sürü söz veriliyordu PKK’ya.

AKP’yi masaya oturtmayı başaran PKK’nın istediği ise kendi hegemonyasında olacak bir devlet kurmaktı. Ve bu devlete giden yol da demokratik özerklik diye tanımladıkları bağımsızlıktan önceki son basamak olan federal veya konfederal bir yapı idi. Bu yapıda, özerk devletin kendine ait bir meclisi, bürokrasisi, PKK’lı teröristlerden oluşan asker ve polisi olacaktı. AKP’nin PKK’ya bunları vermesi halinde silahların susabileceği ifade ediliyordu. Silah bırakmaktan özellikle bahsetmiyorum çünkü öyle bir durum olmayacaktı. Yukarıda da belirttiğim gibi teröristler ellerindeki silahlarla gelip asker ve polis üniforması giyerek mevzilerini daha da güçlendirmiş olacaktı.

İşte Oslo’da pazarlığı yapılanlar bu hususlardı. PKK’lıların iddiasına göre bu sözler verildi ama AKP’nin yüzde 50’ye yakın oy aldığı 2011 seçimine kadar oyalandılar. Ardından da yeniden saldırılar başladı yüzlerce asker, polis ve sivil vatandaşımız ‘sözlerin tutulmaması’ gerekçe gösterilen saldırılarda şehit oldu. AKP’nin tavizkar tutumundan cesaret alarak devlete diz çöktürmek isteyen örgüt, kırsaldaki kayıplarıyla bozulan moralleri düzeltmek için bu kez ölüm orucu oyununu oynadı. Kameralar karşısında asıp kesen, idamın geri getirilmesini tartışmaya açan Erdoğan, şakşakçılarının da ifade ettiği gibi perde arkasında farklı davrandı. Sonuçta Öcalan, kendisine ulaşan ricaları kırmayarak açlık grevinin bitirilmesi talimatını verdi örgüt yandaşlarına.

Sonrasında ne oldu idam tartışmasına? Hani halkın çok büyük çoğunluğu idamın geri getirilmesini istiyordu? Neden sustu Başbakan? Sustu, çünkü başlattığı tartışmanın arkasında durmayacağı başından belliydi. Gizli amacı, perde arkasında terör örgütüne yeni verilen sözleri gölgelemek ve halkın gözünü boyamaktı. Tıpkı, şakşakçılarının söylediği gibi; Ne söylediğine değil, ne yaptığına bakmak gerekiyordu.

Perde arkasında neler yaptığı da açlık grevleri biter bitmez ortaya çıkmaya başladı. Yargıda ve kamuda Kürtçe’nin kullanımı ile ilgili çalışmalar yangından mal kaçırırcasına yapılmaya başlandı. Yetmedi ülkenin bölünmesini kaçınılmaz hale getirecek olan Büyükşehir Belediyeleri Kanunu şimşek hızıyla TBMM’den geçirildi ve Çankaya’ya gönderildi. Öcalan’ın idamını tartışamaya açması ve BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması fezlekelerini TBMM’ye göndermesi bile aslında perde arkasında bir şeyler döndüğünün açık emareleriymiş. BDP’li belediyelerin olduğu illeri tamamen PKK’nın kontrolüne verecek olan yasa, Çankaya’da onaylanmayı bekliyor.

Erdoğan bununla da kalmayıp PKK/BDP’nin TBMM'de ‘Başkanlık’ sistemi için desteğini alabilmek adına seçilmiş valiler konusunu tartışmaya açtı. Başkanlık sisteminin temel şartlarından biri olan eyalet sistemini getirmenin öbür adıydı bu adım. İldeki jandarma, polis, milli eğitim, hastaneler ve diğer merkezi hükümete bağlı kamu kurumları valinin emrindedir. Tıpkı belediye başkanlarında olduğu gibi PKK, valileri de belirleyecek bu sistemde. Dolayısıyla altın tepside teslim etmiş oluyorsunuz devleti PKK’ya. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da anında desteğini açıkladı seçilmiş vali projesine.

Ardı ardına gelen bu açıklamalarla Öcalan’ın açlık grevini hangi sözler neticesinde bitirdiği de anlaşılmış oldu.

Başkan olmak uğruna ülkenin bir kısmını PKK’ya teslim etmeyi bile göze almış görünüyor Erdoğan. Güneydoğumuzda kurulacak PKK Kürdistanı’na hazırlık yapmamız için elinden geleni yapıyor. Mehmet Ali Birand gibi zavallılar da AKP’nin otoriter rejimini güçlendirebilmek için attığı adımlardan cesaret alarak, “Öcalan serbest bırakılıp parti başına geçecek” diyebiliyor. Görünen köy kılavuz istemiyor. Erdoğan, başkan olabilmek için Öcalan’ın partnerliğinde Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor. Bu gidişle Öcalan parti genel başkanlığı ile yetinmeyip eşbaşkan bile olabilir. AKP’nin ileri demokrasisinde ‘yok’ yok çünkü…

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com