Önümüzdeki Birkaç Yıl Kolay Olmayacak!

Önümüzdeki Birkaç Yıl Kolay Olmayacak!
Babacan: Bir miktar bu hızı düşürmede fayda var; önümüzde dar ve dolambaçlı yollar var..

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, gelecek birkaç yılın kolay olmayacağını belirterek, ''Dünyada ekonomik konjonktürün zor olduğu ve bölgemizde de siyasal ve sosyal gelişmelerin böyle riskli bir şekilde seyrettiği bir dönem olacak. Bölgemizde bir rotasyon, değişim ve dönüşüm kaçınılmaz görünüyor'' dedi.

Babacan, Eskişehir Girişimci Sanayiciler ve İşadamları Derneğinin (EGSİAD) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kongre Salonu'nda düzenlenen 9. Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, dünya ekonomisi açısından zor bir dönemde olduklarını, ortaya çıkan finans krizinin 2009'da ciddi bir ekonomik krize dönüştüğünü kaydetti.

Kriz döneminde birçok büyük banka ve finans kuruluşunun, devletlerin olağanüstü imkanlarıyla, destekleriyle ve kaynaklarıyla varlığını sürdürdüğünü ifade eden Babacan, şöyle konuştu:

''Krizin beraberinde getirdiği ekonomik yavaşlama ve finans sektörünün kamuya getirdiği yük, 2010 yılıyla beraber krizin farklı bir safhaya bürünmesine neden oldu. Bu da devletlerin açıklarının ve borç yükünün rekor seviyelerde arttığı ve artık devletlerin kredibilitelerinin sorgulandığı bir başka dönem oldu. İlk Yunanistan problemini gördük. Sonra İrlanda ve Avrupa'da pek çok ülke var. Tablo, dünya açısından oldukça vahim. Krizin etkilerinin ortadan kalkması yıllar sürecek.''

''Bu tablo üzerine bizim bölgemizde, 2011 yılıyla birlikte Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yeni gelişmeler görmeye başladık'' diyen Babacan, şöyle devam etti:

''Böyle bir zamanda, özellikle emtia, enerji ve petrol fiyatlarını ciddi şekilde etkileyen gelişmeleri yaşamaya başladık. Önümüzdeki birkaç yıl kolay olmayacak. Dünyada ekonomik konjonktürün zor olduğu ve bölgemizde de siyasal ve sosyal gelişmelerin böyle riskli bir şekilde seyrettiği bir dönem olacak. Bölgemizde bir rotasyon, değişim ve dönüşüm kaçınılmaz görünüyor. Artık dışarıya açık, dünyayı takip eden toplumlar haline geldik. 30 santimetre çapındaki bir uydu anteni olan herkes yüzlerce televizyon kanalına ulaşıyor. İnternet kanalıyla da karşılıklı diyaloğa ve iletişime dayanan bir durum söz konusu. Böyle bir topluma baskıcı rejimlerin, kapalı rejimlerin, özgürlükleri sınırlayan rejimlerin hakim olabilmesi mümkün değil.''

''BU İŞİN SIRRI GÜVENDİR''
Babacan, batıdakilerin Türkiye'ye ekonomide başarı örneği; doğudakilerin de demokratik başarı örneği olarak baktığını anlatarak, ''Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformlar, Türkiye'de demokrasinin ilerlemesi, hak ve özgürlükler konusunda attığımız adımlar, ülkenin hukuk devleti olma yoluna girmesi, pek çok bölgeyi ve ülkeyi etkiliyor'' dedi.

Türkiye'nin krize rağmen ekonomisinin nispeten programlı bir şekilde gidiyor olmasının, ekonomik büyüme ve istihdam konusunda olumlu sonuçlar almasının Avrupa tarafından bakanlar için takdir edildiğini belirten Babacan, ''Bizim sürekli yetişmek için uğraştığımız, 'Avrupa standartları' dediğimiz bir ortamda Türkiye gıptayla bakılan bir ülke haline geldi. Bu işin sırrı güvendir. Güveni oluşturduğunuzda her şey kolaylaşıyor. Güvenin olmadığı bir ortamda ilerleme, kalkınma ve ekonomik büyüme mümkün değildir'' diye konuştu.

"BİZ TASARRUF ETTİK"
Devletin gelirini artırıcı tedbirler aldıklarını ve hesabı, kitabı sağlam yaptıklarını ifade eden Babacan, şöyle konuştu:

''Üç yıllık bir program yaptık. 2009 yılının son çeyreğinde eksi büyümeden artı büyümeye geçtik. 2010 yılında yine yüzde 8'in üzerinde bir büyüme bekliyoruz. 2010 yılında da işsizlik yüzde 2,1 oranında düştü ve 1 milyon 300 bin kişi ilave istihdam oldu Türkiye'de. Uluslarası Çalışma Örgütü'ne üye ülkeler içinde işsizliği en hızlı düşüren ve en çok istihdam oluşturan ilk birkaç ülkeden birisiyiz. 2010 yılında bankalar geleceğe güvenli baktı. O kadar güvendiler ki Türkiye'de kredi hacmi 390 milyar mertebesinden 540 milyar mertebesine yükseldi. Tüketici kredileri 43 milyar lira arttı. Eski toplam hacminin üzerine 43 milyar lira eklendi. 2010 güzel geçti çok şükür.''

''BİRAZ EMNİYETLİ GİDELİM''
Babacan, 2011 ve birkaç yılın daha, risklerin son derece yüksek olduğu bir dönem olacağını belirterek, şöyle devam etti:

''Bir yandan Avrupa'daki borç krizi, bir yandan merkez banklarının alabildiğine basmış olduğu karşılıksız para ve bu paraların alabildiğine geri çekilme ihtiyacı, bir yandan artan emtia fiyatları... Gerçekten önümüzdeki dönem için, son derece ihtiyatlı hareket etmeyi gerektirecek bir tablo görünüyor. İşte bu noktada 2011'in başlarında politikalarımızda yeniden bir düzenleme ihtiyacı duyduk.

Her şeyin çok iyi gittiği bir dönemde artık dedik ki 'bir miktar bu hızı düşürmede fayda var'. Önümüzde dar ve dolambaçlı yollar var. Yüksel hızla bu yollara girdiğimizde Allah korusun sonuçları malum. Dolayısıyla biraz emniyetli gidelim. Bunun üzerine bir yandan Merkez Bankası, bir yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bir yandan Hazine, alınan tedbirler 2011'i biraz daha kontrollü bir büyüme rakamından tutmaya çalışıyoruz. Yüzde 4-5 arasındaki bir büyüme Avrupa'daki en hızlı bir büyüme rakamı olacaktır.''

Türkiye'nin gelir dağılımının daha düzenli olduğu bir ülke haline geldiğine de değinen Babacan, ''Çin, Hindistan, Brezilya, Meksika... Nereye bakarsanız bakın Türkiye, bütün bu ülke grubu içinde gelir dağılımının en düzgün olduğu ülkedir. Yani zengin ve fakir arasındaki uçurumun en kapalı olduğu ülke'' diye konuştu.

Babacan, Türkiye'de gerçek anlamda rekabetin çalıştığı bir sistemi arzuladıklarını ifade ederek, ''Bunu oldukça geniş bir şekilde uyguluyoruz. Bu da o ülkede haksız kazançların oluşmamasıyla mümkün oluyor. Rekabetin düşük olduğu bir ekonomik yapı çok kötü sonuçlara neden oluyor. Bizim iş dünyamız, rekabet gücüyle dünyanın dört bir yanında malını satıyor'' dedi.

''YENİ ADAM ALMAKTAN KORKUYOR İŞVEREN''
Ekonomik kalkınmadaki en önemli engellerden birinin de Türkiye'deki mevcut yargı sistemi olduğunu belirten Babacan, şunları kaydetti:

''Eğer, Türkiye yargı reformunu yapamazsa, iş adamları, iş dünyası, 'Türkiye bir hukuk devletidir' demedikten sonra o ülkenin kalkınması mümkün değil. Alt mahkemeyle üst mahkeme tamamen birbirinin zıttı kararlar alıyor. Bunun yanında bugün Türkiye haftalık çalışma süresinin en uzun olduğu ülkelerden. Türkiye'de 'çalışıyorum' diyen herkesin ortalama haftalık çalışma süresi 49 saat. Çünkü, işveren yeni adam alacağına mevcutlu elemanı uzun süre çalıştırmayı tercih ediyor. Yeni adam almaktan korkuyor işveren. İş gücü piyasasına esneklik getirecek ve çalışanın hakkını, hukuku azami şekilde koruyacak tedbirleri alacağız.''

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com