'Oscar karın doyurmaz'

'Oscar karın doyurmaz'
Kerem Akça, 'The Descendants'ın 36. Toronto Film Festivali'ndeki basın toplantısındaydı...

Eşi trafik kazası geçiren bir babanın yaşadığı sürece trajikomik yaklaşımıyla dikkat çeken “The Descendants”, 2012 Oscar Ödülleri'nin en iddialı 'aday aday'larından biri. 2005'te “Sideways” ile bu heyecanı yaşayan Alexander Payne ve “Syriana” ile heykelciğe uzanan George Clooney'i bir araya getiren eserin dünya prömiyeri 36. Toronto Film Festivali kapsamında gerçekleştirildi. Buna istinaden düzenlenen basın toplantısında Payne ile Clooney'nin yanı sıra Shailene Wooley, Nicki Krause ve Amara Miller da hazır bulundu.

“Election” (1999), “Schmidt Hakkında” (“About Schmidt”, 2002) ve “Sideways” (2004) gibi hit bağımsız filmlerin absürt, alternatif, insancıl ve felsefik yönetmeni Alexander Payne, son yedi yılda kendini yapımcılığa verdi. “Sideways” ile gelen senaryo Oscar'ı sonrasında Ad Homem Entreprises adlı Fox Searchlight'a bağlı bir şirket açan yönetmenin 2011'de böylesi bir projeye girmesi de tesadüf olmuş.

'Dil numarasına ihtiyaç yoktu'

Bugüne kadar projelerini 'özgün' olarak kendi yazan Payne, Kaui Hart Hemmings'in senaryosunun önerilmesi ile bir anda 'memur yönetmen' ibaresini vücuduna geçirmiş. Zaten “The Descendants” da 'keskin bir şablon karakter draması ürünü' tanımıyla anılabilir . Bu noktada yönetmenin hemencecik George Clooney'i bulmasının ardından Fox Searchlight'ın katkısıyla Judy Greer, Robert Forster, Matthew Lillard gibi oyuncuları seçmesi zor olmamış.

Zira yedi senelik bir boşluğun ardından yönetmenin buradaki dengeli, oyuncu ve diyalog odaklı tarzı önem arz etmekteymiş: 'Dil numarası olarak sadece başlarda iç ses kullandım. Sonrasında öyle şeylere gerek duymadım. Hikaye ve senaryo filmi götürdü' laflarıyla bireysel stratejisini ortaya koyuyor Payne. Aslında bu noktada Clooney ile keskin bir tartışmaya ya da diyaloğa girmeleri dikkat çekici diyebiliriz.

Payne ile Clooney'den yönetmenlik seansları

Payne'in yine festival kapsamında dünya prömiyeri yapılan Clooney'nin yönetmenliğindeki “The Ides of March” için 'karakterlerin zalimlikleri sebebiyle bir Soderbergh etkisi görebiliyorum' demesine karşılık veren Clooney'nin, 'çalıştığım yönetmenlerden Jason Reitman, Coen Kardeşler ve Steven Soderbergh'den çok şey öğrendim. Steven ile bir şirket açtık. 70'lerin Hollywood'unun anlayışını geri getirmek istiyoruz. Hikaye kurgusunu bozarak hikaye anlatmak esas olan bu noktada. İzleyici de bunu seviyor' lafını etmesi akla Soderbergh'in bağımsız filmlerini getirdi.

Ancak Payne belli ki konu üzerine çalışmıştı. Zira şimdilerin en akılda kalıcı oyuncu çıkışlı yönetmeni Eastwood'u örneklemeyi ihmal etmedi: 'Eastwood da Don Siegel ve Sergio Leone etkisini her daim hissettirmiştir. George da çalıştığı kişilerden bir şeyler almış bu çok belli.'. Clooney'nin 'sen kimden etkilendin Alexander?' demesi üzerine cevap ise basitti: 'Okuduklarımdan ve film deneyimlerimden'.

'Lumet'e kalırsa teknik ekibe hiç gerek yok'

Aslında basın toplantısının esas konusu Nicki Krause, Shailene Woodley ve ilk oyuncu Amara Miller'ın Payne ile Clooney'nin ustalıklı ve mütevazı halleriyle ilgili övgü düzmesinin yanında oyuncu-yönetmen ayrımı ve kimliği idi.

Festivale iki filmle katılan Clooney de bu konuda rahatsız olmadan sorulara cevap verdi: 'En önemli esin kaynağım Sidney Lumet. Şebeke bir başyapıttır. Lumet'in kitabını okuyarak yönetmenliği öğrendim. Kamerayı sabit bir şekilde ayarla. Oyuncu önünden geçiş yapsın. Hareketten kesme ile gerekirse akışı kurgulayabilirsin diyor. Ama o zaman da teknik ekip ve oyunculara ihtiyaç olmuyor işin doğrusu. Benim esas esin kaynağım 70'lerin yeni Hollywood'un nev-i şahsına münhasır yönetmenleri. Bunların arasında Alan J. Pakula da var.'.

Gerçek mesleğinin oyunculuk olduğunu ve parayı oradan kazandığını asla inkar etmeyen Clooney'nin bu konuda da 'kolaylık' ayrımı şaşırtıcı değil: 'Yönetmenlik ile aktörlük farketmez. Ancak The Ides of March'da kapatılması gereken bir gedik vardı onu kapattım karakterimle. Burada ise çok iyi bir yönetmene sahiptim. Ama her şeyin hazır olması iş yükünü azaltıyor. Karakter ve senaryo önünüzde hazır olunca hafifliyorsunuz.'

'Taksi Şoförü bile Oscar'a aday olduktan sonra…'

Özellikle “The Ides of March” ve “The Descendants”ın vizyon ve Oscar tarihlerinin yakın olmasının bir rekabet yaratmadığını belirten ikilinin bu konudaki sağduyusu da bir bakıma 'sanatçı ruhu'nu ortaya koyuyor.

Zaten özellikle Clooney bu noktada tavizsizliğini belli ediyor: 'Oscar markasının mezar taşınızda yazması gurur verici kabul etmeliyim. Ancak mesela iyi ve kötü eleştiriler de benim için keyiflidir.' dedikten sonra ekliyor: 'Bir şeyleri toplama olayı farklı. Ünlüler dünyasında çok garip ve bence ahmakça bir durum var. Bu da böyle şeylerde rekabet ortamı getiriyor. Beş tane Oscar olmuş veya olmamış ne fark edecek? Üç sene önce Oscar alan filmi bile hatırlamıyorum. Mesela 1977'de Rocky almıştı iyi bir filmdi. Şebeke almamıştı başyapıttı. Bound for Glory ve Başkanın Tüm Adamları da önemli filmlerdi. Bir de neydi bir Scorsese filmi vardı? He tamam Taksi Şoförü. O gereksizdi mesela orada'.

'E.R. zamanı iki kelimeyi bir araya getiremiyordum'

Zira Paul Schrader'ın tutucu diye eleştirilen senaryoları, filmin 'intikam'a yaklaşımı ve Scorsese'nin şık-bozucu yönetmenlik stili belli ki Clooney'i pek tatmin etmiyor. Zaten buna istinaden 'iyi senaryodan iyi film çıkarabilirsiniz ama kötü senaryodan iyi film çıkaramazsınız' demesi de şaşırtıcı değil kendisinin.

Bu filmleri seçmesi konusunda ise '75 film çekebilirim. Ama 20 film yapıp tamamıyla kalıcı olmayı tercih ederim. E.R.'da 17 milyon kişi izliyordu beni. Kaliteli bir işti. Öylece tanındım belki. Ancak o zaman iki diyalog okumasını dahi bilmiyordum. Şimdi daha olgunlaştım. Öyle projeler kimsenin umrunda olmuyor. Üç Kral gibi kaliteli ürünlerden teklif aldığım için şanslı bir kariyer geçirdiğimi kabul etmeliyim. Payne'in filmi de dahil buna.'

'Farklı bir sosyolojik yapıyı inceledim'

Aslında yönetmenin itirafı da ikilinin etkileşiminin farklı bir noktaya taşındığı yönünde: 'George'u Sideways için düşünmüştüm olmadı. Thomas Haden Church onun yerine oynadı. Neyse ki bir sonraki projede oldu. Burada Honolulu ve Hawaii gibi sinemada çok görmediğimiz yerlere gidip farklı bir sosyolojik yapıyı inceledim bence. Bu da baba-çocuk ilişkisi açısından tutmuş gibi.'

Bir bakıma bağımsız sinemanın çıkış yapan ve Oscar sonrası Fox Searchlight bazlı yapımcılığa başlayan Payne ile yine aynı işlevi üstlenen Clooney'nin karşılaşması altı dolu bir yere uzanmış. Clooney'nin hafif absürt hafif dramatik karakterindeki performansı ile “The Descendants”la Oscar yarışına iddialı gireceğini de ekleyelim.

 

HT/ Kerem Akça

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com