Peki siz nefes almasanız olmaz mı?

Peki siz nefes almasanız olmaz mı?
İnsanların, gördükleri ihanet karşısında kendilerini küfür etmeden ifade edemediği anlar vardır. Çünkü mevzubahis, vatandır. Ötesi yoktur.

SANSURSUZHABER.COM | MİSİLLEME

21 Eylül 2013.

Saat 00:48.

"Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün ve Kamer Genç'in Tunceli'nin isminin yeniden Dersim olması için meclise teklif sunduğu" iddiasını duyuyorum. "Gerçek değildir" diye internette araştırmaya koyulduğumda başka bir haber çıkıyor karşıma.

 [ İnsanların, gördükleri ihanet karşısında kendilerini küfür etmeden ifade edemediği anlar vardır. Çünkü mevzubahis, vatandır. Ötesi yoktur. ]

Haberin başlığı şu şekilde:

"CHP'li Türmen, Anayasa Komisyonunda öyle bir öneri yaptık ki..."

Haberde adı geçen vekillerin söylemleri, içeriği açıklamaya yeterli olacaktır.

MHP’li Faruk Bal:  "Anayasanın vatandaşlığı düzenleyen 66. maddesinin değiştirilmesine karşıyız.  “Türk vatandaşı” kavramından vazgeçmeyeceğiz."

AKP’li Ahmet İyimaya “Türk vatandaşını yazmayalım veya vatandaş diyerek nötr yazalım.”

CHP'
li Atilla Kart: "Türkiye  Kurtuluş Savaşı ve birarada yaşama temeli üzerinde kuruldu. Ancak Cumhuriyetten itibaren ulus devlet olma yönünde yeterince başarılı olamadı. Bu sadece Cumhuriyete yüklenecek bir durum değildir, yapılacak anayasada etnik ve mezhepsel açıdan eşitlik sağlanmalıdır.

Birgül Ayman Güler'in tartışma yaratan Türk Milleti tanımını da gündeme getiren Atilla Kart: “Bu kavramlar üzerinde siyasi ve akademik olarak konuşmak doğru değil.”

Süheyl Batum“Cenevizliler, Venedikliler, eski tarihçiler ‘Türk’ diyor, Osmanlıya da ‘Türkiye’ diyorlar. Niçin diyorlar bunu? Burada sadece Türkler mi yaşıyor, bunu bilmiyor mu onlar? Sadece Türkler yaşıyor diye değil, bu bir coğrafyanın adı. Türk vatandaşlığını bunun için önerdik, anlaşabilirsek harika olur. Ama biz sizi kesinlikle rencide ederek 'Burada Kürtler yaşamıyor, burada Araplar yaşamıyor, burada Çerkezler yaşamıyor, sadece Türk soyuna, Türk ırkına mensup insanlar yaşıyor' diye değerlendirmenizi istemeyiz”

BDP’li Bengi Yıldız : “Ben Kürdüm” diyen Şerafettin Elçi Yüce divan’da yargılandı, bu ülkede, ‘eşit yurttaş’ diyorsunuz. Ama, Türk olmayanların başlarına gelmedik kalmadı. Biz Kürtleri bu ulusun parçası olarak görmüyoruz. Türk vatandaşlığını kabul etmiyoruz.”

CHP’
li Rıza Türmen“Türk adını kullanmayalım. Farklı milletler, farklı toplulukların olduğu Türkiye’de biz bunu Türk adını kullanmadan yapalım. Vatandaş desek, ya da Türkiye cumhuriyeti vatandaşı desek ne olur?”

Bu kişiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde, milletin vekili olsun diye Ankara'ya yollanan insanlar.

Bu milletin vekili olarak maaş alan, ama vekili oldukları milletin adını söylemekten aciz olan insanlar.

"Türk vatandaşını yazmayalım veya vatandaş diyerek nötr yazalım.”

Bu kimliksizleştirmek değildir de nedir?

Sırf % 15'den fazla olmayan kesimin kimliksiz olduğunu iddia ederek farklı farklı etnik köken ve mezheplerden oluşan bireyleri ( aileler demiyorum, birey diyorum) sokacağınız karmaşanın farkında mısınız?
Siz kendinize beslenecek bir cevher bulmuş, başında durduğunuz çeşmelerden akan kanla kutsanmanın müptelası olmuşsunuz, tamam da;

peki diğer insanlar kendilerini nasıl ifade edecekler?

Yaratacağınız kimlik bunalımının farkında mısınız?

"Türkiye Kurtuluş Savaşı ve birarada yaşama temeli üzerinde kuruldu. Ancak Cumhuriyetten itibaren ulus devlet olma yönünde yeterince başarılı olamadı. Bu sadece Cumhuriyete yüklenecek bir durum değildir, yapılacak anayasada etnik ve mezhepsel açıdan eşitliğin sağlanmalıdır."

"Ortak kaygı", "ortak geçmiş", "ortak dil" gibi kavramlara dayanan,  etnik ve mezhepsel olmayan subjektif(*) milliyetçiliğin bir örneği olan Türklük ( Ulus - devlet ) başarılı olamamış.

Bunu söyleyen kim?

Atatürk'ün partisi olduğu iddia edilen(!) partinin vekili.

Ve de çözüm sunuyor:

"Yapılacak anayasada etnik ve mezhepsel açıdan eşitlik sağlanmalıdır."

Düşünelim.

Bir hanede 3 kuşak var. Hanedeki en küçük birey olan torunun üzerinden gidecek olursak:

Anne tarafının bir yanı Kürt kökenli, bir  tarafı Çerkes. Baba tarafının bir yanı Arap kökenli, diğer yanı ise Türkmen. Siz Ulus devleti ve Türklük kavramını kaldırdınız. Torun sordu:

Ben neyim?

Ne yanıt vereceksiniz?

Bir yanıt verdiğinizde, verdiği yanıta mensup olmayan bireyler kabul etmezse ne olacak?

Zamanla insanlar birbirlerine hangi kıstaslarla değerlendirme de bulunacak?

Kavga anında kızgınlıkla ağızdan hangi laflar çıkacak?

Bu durum nelere yol açacak?

O aşamaya gelindikten sonra çözümünüz ne olacak?

Yugoslavya sürecinden hiç mi haberiniz yok?

"Birgül Ayman Güler'in tartışma yaratan Türk Milleti tanımını da gündeme getiren Atilla Kart: “Bu kavramlar üzerinde siyasi ve akademik olarak konuşmak doğru değil.”

Bir siyasetçi, bir konuyu siyasi ve akademik olarak değerlendirmeyecekse nasıl değerlendirecek?


Ya da bu şekilde değerlendirmeyecekse neden Meclis'te?

Ve de madem böyle değerlendirilmemeli, sizin "değerlendirme"nizin tarzı nedir Sayın(Apo'ya söylenenden) Kart?

"Bilimin peşinden gidin, tercih yapmanız gerekirse beni değil bilimi tercih edin." diyebilen bir Önder'in peşinden gittiğinizi iddia ederken nedendir bu "bilimsel gerçek" korkunuz?

Kaygınız, çürüyecek olan teziniz, sizi nelerden mahrum bırakacak ki, bu "dogmatik" üslubun kölesi halindesiniz?

"Biz Kürtleri bu ulusun parçası olarak görmüyoruz. Türk vatandaşlığını kabul etmiyoruz.”

İlk cümledeki yaklaşım kesinlikle bu ülkedeki Kürt kökenli yurttaşların çoğunluğunun düşüncesi değil.

Bunun kesin olduğu kadar kesin olan başka bir şeyse, ilk cümleyi kurabilen zihniyetin çözümden değil çözümsüzlükten beslendiğidir.

[  An gelir, ağzından öfkeyle çıkacak cümleler olur. Durursun. Sebebi ise cümlelerin sarfedildiği insanları düşündüğünde ağzından çıkan cümlelere yapacağın kabalıktır. ]


“Türk adını kullanmayalım. Farklı milletler, farklı toplulukların olduğu Türkiye’de biz bunu Türk adını kullanmadan yapalım. Vatandaş desek, ya da Türkiye cumhuriyeti vatandaşı desek ne olur?”

Şunu denesek nasıl olur?

Peki şu nasıl durdu?

Şöyle bir şey versek abime?

Bu üslup bir esnafa değil, milletvekiline ait.

Pazarlamacı edasıyla kendince ortasını bulmaya çalıştığı şey ne?

Bir milletin adı.

Tüm dünyanın söyleyip de kendilerinin söyleyemediği. Söyleyemediği için bizzat atandığı, birilerin ise seçtiğini zannettiği.

Türk adından rahatsız olan birilerinin Türkiye adından da rahatsız olacağını görebilmek ne kadar yüksek meblağ..,  pardon ne kadar alçak zeka ve algı düzeyinde olmak gerekir?

Türk sinemasında çok bilinen ve sevilen bir replik vardır:

- Ne demek Şakir?
- Ne diyeyim, Mahmut mu diyeyim, Şakkkir!

Filmdir, senaryodur, komiktir, izlenir ve geçilir.

Ama birilerinin bu kıvama indirgemeye çalıştıkları şey Türk Milleti'nin adı ise, herkes durması gereken yeri bilmek zorundadır. Bilmezse de elbet bir şekilde bunu "bir gerizekalıya anlatır gibi" anlatarak durumu izah edecek kişiler çıkacaktır.

Birileri hemen kaba kuvvet anlamasın. Bu tarz insanların korkması için , karşılarında "satılmamış" insan görmesi yeterlidir.

Sizce; böyle bir  komisyonda CHP'den neden Birgün Ayman Güler olmaz? Emine Ülker Tarhan olmaz?

Yanıtını bulmak zor değil.

Esas soru: Böyle bir komisyonda parti içi bölünme "uydudan" bile gözükürken bir Genel Başkan neden bütünlük sağlamaz?

Yoksa savunacağı herhangi bir "bütünlük" O'nu o koltukta mı komaz?

***

Bu tip adamlar ve bu tarz komisyonlar bu topraklarda yeni değildir.

Birilerinin şehitlerinin üstüne basarak konuştuğu o komisyon masasının bir benzeri de "Saltanatın kaldırılması" sürecinde vardı.

Günlerce süren tartışmalar..

Ve çözümsüzlükten beslenen dahili bedhahlar, tek kullanımlık piyonlar..

İşte tam o anda içeri giren, elini masaya vuran bir ADAM.

Söyledikleri sadece o dönemin piyonlarına değil, aynı zamanda piyonların 2013 uzantılarına:


"Efendiler! İçinde bulunduğumuz şartlara rağmen safsatayla, münakaşayla, nazariyatla vakit geçirdiğimizi görüyorum. Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye ilim icabıdır diye münakaşa ile mügalata ile verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle, kudretle, zorla alınır. Türk milleti de hakimiyet ve saltanatı bil fiil isyan ederek kendi eline almıştır. Bu olmuş bitmiş bir durumdur. Mesele, 'hakimiyet ve saltanatı bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız' meselesi değildir. Mesele bu zaten olmuş bitmiş durumu ifade etmekdir. Bu herhalde ve mutlaka olacaktır. Burada toplananlar meclis ve herkes, meseleyi bu şekilde görürlerse fikrimce uygun olur. Aksi takdirde yine hakikat ifade olunucaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."

Mustafa Kemal ne dediyse o!


Mustafa Kemal ne yaptıysa o!



(*)SÜBJEKTIF MILLET ANLAYIŞI
Sübjektif anlayışa göre, millet birtakım sübjektif bağlar ile birbirine bağlanmış insanların oluşturduğu bir topluluktur. Bu bağlar, manevî niteliktedir; birtakım duygu ve düşüncelerden oluşur. Sübjektif millet anlayışı ilk defa Ernest Renan [11] (1823-1892) tarafından 1882 yılında yayınlanan Qu’est-ce qu’une nation (Millet Nedir)  (s.114) isimli eserinde ortaya atılmış ve savunulmuştur[12].
Milleti oluşturan insanları birbirine bağlayan bu sübjektif bağlar arasında, mazi, hatıra, amaç, ideal, istikbal, ülkü birliği gibi hususlar yer almaktadır[13]. Geçmişte yaşanılan ortak acılar veya birlikte kazanılan başarılar, ortak amaca varmak için mücadeleler, ortak tehlikelere karşı birlikte karşı koyma isteği gibi faktörler[14] insanları birbirine bağlar ve milleti oluşturur.

SANSURSUZHABER.COM

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com