Reis Sedat Peker Çok Değişti!

Reis Sedat Peker Çok Değişti!
Silivri Cezaevi'nde kalan yeraltı dünyasının Reis lakaplı 'babası' Sedat Peker'in hayatı çok değişmiş! Peker, artık 'neden daha fazla hayır yapamadım' diye üzülüyor.

Sedat Peker, 'yeraltı dünyası' ile özdeşleşmiş isimlerden biri. Yakınlarına göre; 'iyi kalpli bir baba'. Bu yüzden, 'Reis' lakabının, milliyetçi duruşundan ziyade muhtaçların yardımına koşmasından kaynaklandığı söylenir. Peker, genç yaşına rağmen 'başından büyük' işlere bulaştı. İnternet üzerinden yüz binlere varan hayran kitlesine sahip oldu. Özellikle 1999 depreminde kurduğu çadırlarla 'iyi kalpli baba' imajını pekeştirdi. Çetecilikle suçlanıp yargılandı ve halen 'organize suç örgütü yöneticiliği'nden hükümlü. Bu arada adı Ergenekon davasına da karıştı. Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük'le irtibatından dolayı örgütün üyesi olmakla itham edildi ve tutuksuz yargılanıyor.

Aksiyon dergisine kaldığı Silivri Cezaevi'nde bir röportaj veren Sedat Peker'in hayatı ciddi anlamda değişmiş.

Peker, hapis yattığı süre boyunca sürekli iç muhasebe yaptığını ve tasavvufa yöneldiğini söylüyor.

İşte röportajın o bölümleri

* Cezaevine alındıktan sonra mutlaka kendinizle ve çevrenizle ilgili derin bir iç yargılama yapmışsınızdır... 'Keşke şunları yapmasaydım ya da şu işten, şu isimlerden dostluk kurmaktan pişmanım' dediğiniz oldu mu?

Cezaevinde bulunduğum sürenin neredeyse tamamını iç muhasebe ile geçirdiğimi söylesem galiba abartmış olmam. Tahliye edildiğim zaman hayatımdan çıkaracağım insanlar mutlaka olacaktır. (Zaten şu anda bir çoğuyla dostluğumu bitirdim)Gençlik yıllarımdan beri hayatım hep aksiyon doluydu. Bunların tamamını tek tek düşündüm.; hepsinden kendim manen beraat ettirdim. Karşılıklı şiddet yaşadığımız insanların hepsi kendisini 'savaşçı' olarak görüyordu. Bu aksiyoner hayata başlarken bir elime musalla taşını, diğer elime cezaevi parmaklıklarını alarak yola çıktım. Pişman olduğum konular: Daha çok hayır yapabilirdim. Bir de çevremde bulunan dost kılıklı insanların devamlı suni düşmanlar yaratarak (bir dönem polisi, bir dönem başka kişileri) beni maddeten ve manen sömürmelerini anlayamadığım için kendimi affedemiyorum. Bu kişilerin hiç biri gelecekte ne hayatımda ne de hayallerimde yer bulacak.

* Bazı internet sitelerinde uzun tarih değerlendirmeleri ile İslam - tasavvuf ve tarikatlara ilişkin yazılarınıza rastlıyoruz. Nihal Atsız'ın Türkçü fikirleri ve duruşundan sonra başka bir senteze doğru mu kaydınız?

Beni eskiden beri tanıyan herkes, gençliğimin ilk yıllarında Necip Fazıl Kısakürek üstadın, büyük dava adamı Mehmet Akif Ersoy'un, Nihal Atsız hocanın ayrıca Bediüzzaman Said Nursi'nin ve o geleneği takip eden değerli alimlerin etkisinde kaldığımı bilir. Nihal atsız hocanın bir çok marşını ezbere bilirim. Ancak okurken kendi iç dünyamda sorun yaşmamak için bazı kelimeleri değiştirirdim. Örnek vermem gerekirse Atsız hocanın (ezberimde olan) çok sevdiğim 'Davetiye'  isimli bir marşı vardır. Bir satırı şöyledir: ""Din Arabın, hukukuk sizin harp Türklüğündür." Ben bunu "Kum Arabın, hukuksizin, harp Türklüğündür" diye okurdum. Hayatımın her döneminde savunduğum milliyekçilik islam ile şereflenmiş milliyetçiliktir. Yaşadığım sürece de bu böyle olacaktır.

Yakın tarihte ülkemizde bir 28 Şubat süreci yaşandı. Çoğu tedbir uygulayıp Allah dostlarının dergahından uzak durdu.Komik bahanelerle bazı din alimleri tutuklandı. Cezaevinde sorun yaşamamaları için onlarla ilgilendim. İnsanların hayal dahi edemeyecekleri maddi imkanları çekinmeden kurban, burs ve yardım olarak memnuniyetle verdim. Bazı dönemlerde şaşırmış, şımarmış olabilirim ama inanç duruşun her zaman netti.

* Dışarı çıktığınızda kamuoyu artık eski Sedat Peker'i görmeyecek mi?

Geçmişte yaşadıklarımın o yaş ve şartlara göre incelendiğinde kabul edilebilir olacağını düşünüyorum. Ancak yine tekrar aynı şekilde yaşarsam biraz komik bir durumun ortaya çıkabileceğini görebiliyorum. Bu hem kendimi tekrar etmiş olmak hem de başkaca hünerleri olmayan bir insan konumuna düşmekten başka bir işe yaramaz. Güzel hayallerim ve hedeflerim var. İnşallah yaşadığım sürece dostlarımın karşısında bu dünyada misafirliğim bittikten sonra ise Mahkeme-i Kübra'da Yüce Mevla'nın huzurunda mahcup olanlardan olmayız.

* Bir yazınızda, "Eğer cezaevimdeki odamı bir dergah odasına, bir medrese hücresine çevirmeseydim, çıldırabilir, aklımı kaçırabilirdim." diyorsunuz. Bunu açar mısınız?

Bundan 20 sene önce Bayrampaşa Cezaevi'nde yatarken başucumda Necip Fazıl Kısakürek'in şu dörtlüğü yazılıydı: "Nara ki bıçak, sille ki tokat. Zift dolu gözlerde karanlık kat kat. Beni kimsecikler anlamaz madem. Öp beni alnımdan sen öp seccadem." Şu anda başucumda aynı dörtlük yazıyor. Hir insan gibi hayatının bazı dönemlerinde şaşırmış, şımarmış olabilirim. Büyük Allah dostlarının haricinde zannederim ki herkesin hayatında bu tip şeyler olmuştur. Ama özde şükürler olsun ki hiçbir zaman kopma olmadı. Her zaman ait olduğum yeri bildim. Cezaevinde de bu şekilde yaşamak bizim gibi beşerlerin ayakta kalmasını, güçlü olmasını sağlar. Şairin dediği gibi hiç kimseninolmadığı yerde (cezaevinde) Yüce Mevla vardır.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com