ŞAM’A, KAHİRE’YE BAKARKEN DİYARBAKIR’I, HAKKARİ’Yİ, YÜKSEKOVA’YI, ŞIRNAK’I VE KATO DAĞINI GÖRMEMEK..!

ŞAM’A, KAHİRE’YE BAKARKEN DİYARBAKIR’I, HAKKARİ’Yİ, YÜKSEKOVA’YI, ŞIRNAK’I  VE KATO DAĞINI GÖRMEMEK..!
Hatırlayacaksınız; Başbakan ünlü Kazlıçeşme mitinginde Gezi Eylemleri sırasında Atatürk Anıtı’na Türk Bayrakları ve Atatürk Posterlerinin yanına PKK Bayrağı ve APO ‘nun Posterlerinin asılmasından şikayet etmiş, CHP Milletvekillerini bunları kaldırmadıkl

Evrensel ERDOĞAN  | SANSURSUZHABER.COM

Son sekiz aydır Başbakan’ın gündemine bir bakarsak ilk anda aklımıza aşağıdakiler geliyor :

İçeriğini kimsenin bilmediği ve bu arada bazı güçlerin engellemesine(!)  rağmen devam ettiğini söylenilen Barış Süreci,
ESED’e çatarken ayni zamanda muhalefeti de destek vermediği için suçlamak..

Gezi Eylemcilerine çapulcu ve Vandal gibi  yakıştırmalar  yapıp onları sanal olaylarla suçlayıp halka şikayet etmek,
Başı sıkıştığı zaman dikkatleri dağıtmak için “Milli içkimiz ayrandır .”, “İki Ayyaş “ , “Kepekli ekmek .” gibi sözler söylemek,
Fırsat buldukça “Turbun büyüğünün heybede” olduğunu unutturarak  “ Allah’a çok şükür IMF borcumuz bitti .”diye öğünmek,
 Bizler, Onlar ve Bunlar diyerek halkı tencere tava çalan komşularını adli mercilere şikayet etmeğe varacak şekilde bölmek,
Derken Mısır olayları patladı. ESED’ i,Suriye hududumuzda oluşan gelişmeleri ve yurdumuzu etkileyen çatışmaları unutturma fırsatı çıkmıştı.

Anında durumdan vazife çıkardık. Darbe karşıtı ve ileri demokrasiye sahip bir ülkeyiz ya (!) hemen cihat ilan eden MURSİ ‘ye destek çıktık. Serbest bırakılmasını istedik. Bu arada yaşananlara seyirci kaldıkları gerekçesi ile Batı Dünyasına fırça çektik.
İyi güzel de nedense ayni tutumu sergileyen Amerika’ya bir şey demedik. Hele hele ta başından beri darbecilere moral değil mali ve maddi destek veren ve daha dün darbeye karşı direnenleri terörist ilan ederek tüm Arap alemini göstericilere karşı beraber olmaya çağıran Suudi Kralı ABDULLAH için nedense tek kelime yok.

Olmuyor değil mi Sayın Başbakan .. Hem de hiç olmuyor.. İki yoklama macunu da ABDULLAH için çekseniz ya.. Nedenini arıyorum. Bir türlü bulamıyorum. Ne bileyim ? Ya işinize gelmiyor ya da gücünden korkuyorsunuz.

Bu dokunulmazların arasında Cemaatin lideri de yer alıyor.  Askerlerin verdiği muhtıraya ateş püskürürken Cemaatin 11 maddelik muhtırası için “ Bu tip açıklamaların gazeteler yolu ile yapılmasını doğru bulmuyorum.” diyerek geçiştiriyorsunuz.

Rakibiniz olan siyasi parti liderlerinin en doğal hakları olan eleştirileri karşısında küçümser tavırlar takınıp, yapmadığınız  hakaret kalmazken hiçbir siyasi kimliği bulunmayan bir hoca efendiye iki çift söz söylemekten çekiniyorsunuz. Neden? Gerçekten neden?
Barış süreci için kader birliği içinde olduğunuz  BDP’nin Eş Başkanı Türkiye’nin Irak’la olan sınırı için “ Aramızda sınır mı var? Burası da Kürdistan orası da Kürdistan .” diyor;  yine Milletvekili BULDANLI “ Barış sürecinin olmazsa olmaz koşulu APO ‘nun özgürlüğüdür .”  diyor; Kandil’deki daha da ileri gidip APO ‘nun siyasi hareketin başına geçmesi gerektiğini söylüyor. Buna karşı çıtınız çıkmıyor.
Hemen her gün Diyarbakır’da, Hakkari’de ,Yüksekova’da , Şırnak’da  yüzleri maskeli göstericiler geceleri sokaklara fırlıyor  molotof kokteylleriyle , havayi fişeklerle ortalığı yangın yerine çeviriyor; bu konuda tek bir söz duymuyoruz. Haberlerde “ Güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu göstericilerin ara sokaklara dağılarak kaybolduklarını “  işitiyoruz. Ama tek bir gözaltı yok. Adamlar mahalli güvenlik gücü kurdular kimlik kontrolu yapıyor. Vergi toplamak için teşkilat kurdular. En küçük  bir tepki yok. Katliamlara katılmış birçok PKK terörist hiçbir yasal gerekçe olmaksızın yurt içinde tatil yapıyor. Yanlışlıkla yakalananlar “Biz teröristiz. Yurt dışına çıkacağız. “ deyince serbest bırakılıyor.  Buna karşın soyadı gibi ŞAHİN bir bakan Gezi Eylemlerine katılanların “TCK 312’ den yargılanmaları gerekir.” diyor. Yani terör suçu işledikleri için müebbed hapisle cezalandırılmalarını   istiyor. Böyle bir adalet anlayışı da herhalde bizdeki ileri(!) adalet anlayışı olsa gerek.      

Önceki gün PKK ‘lı teröristler yandaşları ile beraber yaşadıkları ve vatandaşı oldukları ülkeye karşı başlattıkları isyan ve katliam hareketinin yıldönümünü kutlamak için KATO dağına çıktılar. Dağa ateşle APO yazıldı. Dev Apo posterleri serildi. “ Silahlarını bırakıp ülkeyi terk edecek “  dediğiniz teröristler terk etmedikleri ülkede,  bırakmadıkları silahları ile yeri göğü inlettiler.
Peki nerede benim dediğiniz Valiniz?  Nerede benim dediğiniz Emniyet Müdürünüz? ve nerede Jandarma Komutan’ınız?  Polisiniz ve  askeriniz  nerede?

İstanbul Taksim’deki Türk Bayrakları ve Atatürk posterlerinin yanına PKK paçavralarının ve APO  Posterlerinin yerleştirilmesine tahammül edemeyerek meydanın temizlenmesi için polislere talimat verirken  barış sürecini baltalayan bu  olay için neden  sessiz kaldınız? Bu durumda akla ister istemez  şunlar geliyor:

  • Bu defa Valinize, Emniyet Müdürünüze, Polisinize ve Askerinize talimat vermediniz mi?
  • Talimat verdiniz ama bu emirlere uyulmadı mı?
  • Yoksa buraları fiilen ( de facto) Türkiye’nin  hükümranlık alanı dışında mı kalmıştır?

Bu şıkların dışında bir başka bir şık benim aklıma gelmiyor. O zaman Sayın Başbakan’a haklı olarak kendi sözlerini hatırlatmak istiyorum: ”Bu sizin Başbakan’lık göreviniz. Eğer bunları yapamıyorsanız bu makamda durmanızın bir anlamı yok .”
Başbakan Türkmenistan gezinizden dönerken uçakta “Asla bir genel af söz konusu değildir.”Ana dilde eğitimin önü açılırsa resmi dil zedelenir.” dedi. Türkiye’yi terk konusunda da verilen sözlerin yerine getirilmediğini ekleyip çekilenler için de “ Kadın, çoluk, çocuk” yorumunu yaptı.

O zaman çok iyi bildiğiniz bir deyimi hatırlatacağım:” Men çi guyem? Tamburem çi guyet? “ Kısaca Başbakan ne diyor ? Karşısındakiler hangi telden çalıyor?

 Demem o ki eğer taraflar bu sözlerinde ciddi ve kararlı iseler buradan asla çözüm çıkmaz.  

Her türlü ikili ilişkinin başarıya ulaşması için ilk ve en önemli temel koşul taraflar arasındaki karşılıklı güven duygusudur. Söylemlerden ve davranışlardan böyle bir duygunun olmadığı kesin olarak anlaşıldığından barış da bir ham hayal olmaktan öte gitmez.
29 yıl boyunca hayatını kaybetmiş on binlerce insanımız, sönen bir o kadar ocaktan ve çekilen bunca acıdan sonra yaptığım bu tahminde yanılmayı o kadar istiyorum ki!

Bir fıkra hatırıma geldi: Bir Cuma namazından sonra imam camide vaaz ederken Allah için “ O ne yerdedir , ne gökte , ne sağdadır  , ne solda  o her yerde..”  derken  arkalarda oturan Bektaşi seslenmiş  ve : “Hoca Efendi ! Hoca Efendi ! Sen yok diyeceksin ama dilin varmıyor. “ demiş.

Aslında gördüğüm kadar her iki taraf ta “ Böyle çözüm olmaz “ diyecek ama işi bozan kişiler olarak suçlu sandalyesine kendilerinin değil karşısındakilerin oturmasını istiyor. Ve kendilerince deyim yerinde ise herkes hasmının hata yapmasını bekleyen satranç oyuncusu kimliğine bürünmüş.

Ne diyeyim Allah sonumuzu hayreylesin. Daha kötü günler göstermesin.18.08.2013

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com