Savcıları görevden alma hastalığı!

Savcıları görevden alma hastalığı!
Anlaşılan adalet mekanizmasında güç dengeleri değişiyor ama mantalite değişmiyor...

 

Deniz Feneri soruşturması ile ilgili olarak bir önceki yazımda, olayın nereden bakarsanız bakın içinden çıkılmaz, izah edilemez bir halde olduğu tespitini yapmıştım. Ne toplanan ne de yardım olarak dağıtılan paranın kaydının tutulmamış olması, tam bir 'Nerem doğru ki?' hikayesi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Ağustos ayının sonunda, HSYK'nın haklarında başlattığı soruşturma gerekçe gösterilerek, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları Nadi Türkaslan, Mehmet Tamöz ve Abdulvahap Yaren, Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nın kararıyla görevlerinden alındılar. Yerlerine ise 2 yeni savcı atandı. Siz yeni atanan o iki savcının yerinde olmak ister miydiniz? Aklı başında olan hiç kimse istemez tabi. AKP ile muhalefet arasında kesintisiz polemik kaynağı olan, hatta CHP'nin elindeki en önemli kozu olarak görülen davada, görevden alınan savcıların yerine atanmak,  kabus dolu günlere yelken açmaktan farksız.

Önceki yazımda, Deniz Feneri cephesinin ileri sürdüğü, olayın bir Alman istihbaratı komplosu olduğu iddiası kabul edilse dahi, ortada ciddi bir usulsüzlüğün olduğunu, o camiayı yakından tanıyan isimlerin tespitleriyle aktarmaya çalışmıştım. Şimdi yine aynı mantıktan hakeret edeceğim. Yani, savcıların görevden alınmasına alkış tutanların iddialarının doğru kabul edildiği halde dahi karşımıza nasıl bir manzara çıkıyor, onu irdelemeye çalışacağım. Soruşturmayı yürüten her üç savcı da, aynı gerekçeyle, sanıkların mallarına tedbir konulması ile ilgili mahkeme kararında tahrifat yapmak iddiasıyla görevden alındılar. Mahkeme kararında, sanıkların ortağı olduğu şirketlerdeki hisselerine el konulmasına gerek olmadığı yönünde hüküm olmasına rağmen, savcıların bu hükmü gizleyip, sanıkları kasıtlı olarak zarara uğrattıkları öne sürülüyor. Savcıların bu işleminin de hukuksuz olduğu savıyla, görevden alınmalarının doğru olduğu belirtiliyor.

Gerekçe aynı: Hukuksuz işlem. Geçmişten günümüze, HSYK'nın savcıları görevden alması ve meslekten ihracında, çok sık kullanılan bir argüman bu. Bundan yıllar önce, 12 Eylül darbecileri hakkında iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen Sacit Kayasu ve Şemdinli İddianamesi'ni hazırlayan Ferhat Sarıkaya'yı meslekten atarken aynı gerekçeyi ileri sürdü HSYK. Eski HSYK Başkanı Kadir Özbek'in, Erzurum'daki Ergenekon soruşturmasını yürüten Osman Şanal'ın görevden alınması kararını açıklarken kurduğu cümlelere bakın, bir de geçtiğimiz günlerde Deniz Feneri Savcılarının görevden alınmasını değerlendiren Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in ifadelerine. Dedik ya 'Hep aynı gerekçe' diye. Anlaşılan adalet mekanizmasında güç dengeleri değişiyor ama mantalite değişmiyor.

Bazı okurların, 'Deniz Feneri savcılarının evrakı tahrif etmeleri göremezden mi gelinseydi!' dediğini duyar gibiyim. Elbette böyle bir iddiam yok. Ancak, daha önce Sacit Kayasu'ya, Ferhat Sarkıya'ya ve Osman Şanal'a dünyayı dar eden HSYK'nın yine aynı gerekçeyle farklı bir soruşturmanın savcılarını görevden alması da görmezden gelinecek bir durum değil. Demokrasi ise herkese demokrasi, hukuksa herkese hukuk! Anlatmaya çalıştığım bu. Deniz Feneri soruşturmasını 3 yıldır yürüten savcıların görevden alınması yerine daha farklı bir uygulamaya gidişmiş olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Üstelik savcıların yaptığı iddia edilen eylem, başta eski RTÜK Başkanı Zahit Akman olmak üzere sanıkların tutuklanmaları ile ilgili değil, tutuklanma hükmünün sonuçlarıyla ilgili. Tüm sanıklar mahkeme kararı aksi yönde kesinleşene kadar masumdur. Bunu da ifade etmeden geçemeyeceğim ancak tutuklama kararını veren de savcılar değil, mahkeme! Öte yandan, evrakta tahrifat işlemini de her 3 savcının da birlikte yapıp yapmadıkları da bilinmiyor.

Kamuoyundaki algı, demokrasilerde birinci önceliktir. Çünkü demokrasilerde meşruiyet kaynağı bizzat halkın kendisidir. Savcıların alınmasını isteyenler ve buna alkış tutanlar, şimdi kamuoyunda oluşan algıdan hoşnut mu acaba? CHP'nin sürekli AKP ile bağlantılı kurduğu Deniz Feneri yolsuzluğu iddiaları ve soruşturmayı yürüten savcıların AKP'li Adalet Bakanı'nın başkanı olduğu HSYK tarafından görevden alınması… İşte halkın zihninde oluşan algı bu. Nasıl olursa unutulur gider değil mi? Nasıl olsa halk balık hafızalı. Böyle düşünenler tamamen yanılıyor. Halk belki bir süre görmüyormuş gibi, unutmuş gibi davranır ama sandık önüne kondu mu, bir anda hatırlayıverir. Bu coğrafyanın insanları böyledir.

Şimdi, savcıların evrakta tahrifat yaptığı iddiasın doğru olması halinde bile, görevden alınmalarının nelere mal olduğunu anlıyor musunuz? Anlamıyorsanız, en yakınlarınızdan başlamak üzere birkaç kişiye soruverin. O zaman belki anlarsınız…

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com