'Sezen'e el verdim, böyle çılgın oldu'

'Sezen'e el verdim, böyle çılgın oldu'
İzzet Çapa, Muazzez Abacı ile konuştu...

Muazzez Abacı, Türk Sanat Müziği'nin kraliçesi. Peki yalnız müziğin mi? Gecelerden siyasete ve aşka kadar pek çok alanda onun adı var.

Gözlerim uykuyla barıştı sanma, sen gittin gideli dargın sayılır... Ben de bir zamanlar sevildim ama senin ki düpedüz vurgun sayılır... Cemal Safi'nin bu ölümsüz dizelerini ne de güzel yorumlamıştır Muazzez Abacı... Yalnız kalplerin vazgeçilmez kraliçesi Abacı ile keyifli bir söyleşi yaptık. Yer, yeni oynayacağı reklam filminin setiydi. Fotoğraf çektirirken de ne kadar kompleksiz ve çılgın olduğunu kanıtladı. Kâh basket oynadık, kâh langırt... Buyurun efendim, başlıyoruz.

Müthiş bir caz şarkıcısıymışsınız. “Broadway'den İstanbul'a” konserinde dinleyenler kulaklarına inanamadı. Bu caz tutkusu nereden geliyor? Ankara Koleji'nde okudum. Müzik eğitimi Dede Efendi'ler, Hacı Arif Bey'ler yerine daha Batı'ya yönelikti. Bach'lar, Beethoven'ler, Chopin'ler, Schubert'ler filan...

Gencecik bir kızsınız, pop müziğe merak yok mu? Olmaz mı? Kim varsa hayrandık. Elvis, Beatles, Paul Anka... Ezberler söylerdik Füsun'la.

“Füsun” dediğiniz, Önal herhalde... Ağzımdan kaçtı. Füsun, yaşı ortaya çıkmasın diye dönem arkadaşı olduğumuzdan pek bahsetmemi istemez de.

İkiniz de hâlâ çok gençsiniz, ne var ki bunda? Hadi bu komplimanı kabul edelim.

Peki caza merak? Aynı günlerde dön baba dön caz söylüyorum. Sonraları da Fransa'ya, İtalya'ya gittiğimde herkes kıyafet almaya uğraşır, ben eski caz klasiklerini alırdım.

Caz seven bir kızın Dede Efendi'ye geçmesi garip aslında. İki ruhlu olabilir misiniz? Ne iki ruhu yahu. 86 bin 750 ayrı ruh var bende. (Kahkahalarla) I I Ama sonunda Türk Sanat Müziği ağır basıyor. Galiba anne karnındayken şarkı söylemeye başlamışım. Alaturkaya merakım da hep vardı.

Bir ara orkestrada solistlik de yapmışsınız Ankara'da. Evet, Mor Kulüp'te çalıştım kaçak olarak.

Kaçak mı? Füsun duymasın ama yaşınız mı tutmuyordu? Yok canım. Radyodaydım o günlerde. Devlet memuru olduğumuzdan dışarıda çalışmak yasaktı. O yüzden adımı da değiştirmiştim. I I Neydi takma adınız? Hicran. (Kahkahalar)

Peki iyi para kazanıyor muydunuz? Taksi parasını zor denkleştiriyorduk.

Herhalde radyoda binlerce eser öğrettiler... Tabii ki. Sabah 9 akşam 5 giderdik. Bu radyo mikrofonundan şarkı söyleyebilecek miyiz, derdik. O ara radyo külliyatını ezberledim.

Ne kadardır o külliyat? Bizim dönemimizde 4, 5 bin eser vardı ezberlemek zorunda olduğumuz.

O günlere dönseniz, ezberler misiniz yine? Çok zor. Gençlik, o idealist dönemler... Şimdi hiçbir işe yaramıyor. Bugün birini söyleyemezseniz, kimse dinlemez.

'YOLUMA KAMYONLA GÜL DÖKTÜRDÜ'

Ve bu kibar hanımefendi bir gün dönemin ünlü kabadayılarından Hasan Heybetli ile hayatını birleştiriyor... Nasıl oldu bu? Yani, o kadar farklı iki yaşam ki. Arada aşk olduğu herkesçe malum. Ama nasıl başladı deyince, bir sanatçı hassasiyeti var ortada. Küçük yaşlardayken babamın ölmesi bir tarafımın hep kırık kalmasına sebep olmuştur.

Güçlü erkek arayışı mı? Yoksa babaya özlem mi? E yani. Dosta, sevgiye hasret. Maksim'de çalışırken 80 gün beni izlemiş. Oysa Hasan Heybetli'yi tanımıyordum.

İlk atak ondan geldi herhalde. Bir vesileyle bir gece telefon açtı eve. Dedi ki “Muazzez Hanım, ben her gece gelip sizi dinliyorum, çok beğeniyorum. Hatta tanışmak da istiyorum, ama bir vesile olmadı.”

O vesile ne zaman oldu? Dinle, bitmedi... “Muazzez Hanım, rica etsem camdan dışarı şöyle bir bakar mısınız? Size bir sürprizim var” dedi.

Neymiş sürpriz? O zaman Halaskargazi Caddesi'nde oturuyorum. Bir baktım, bütün cadde baştan aşağı gül. Çok hoşuma gitti.

Nasıl yani, tabancanın sapı yerine bütün caddeyi gülle mi donatmış Hasan Bey? Dahası da var. O gece gazinodan çıkarken otomobilimin önünde koca bir kamyon belirdi. Derken damperi açıldı ve yola güller saçıldı.

Bugün parayla bile yapılamayacak davranışlar. Yapılır da, bu para meselesinden çok düşünce tarzı ve sunuş. Bunlar bir anda sanatçı olarak ruhumu aldı gitti. Bu insanı tanımak istedim.

Kalbinizi çalmayı başarmış. Evet, sonra yıllar süren hapis yaşamları başladı. Ama aşk hiç sönmedi.

Bu aşkta korkunun yeri var mıydı? Asla, korku yok, asla...

Doludizgin bir aşktan söz ediyorsunuz. Dolu dizgin ama 20-25 yılda iki buçuk seneden az beraber olabildik. Çoğunlukla hapishanedeydi. Kızımla birlikte yaşadım. Hatta Saba'nın bir lafı vardı, onu çok sevmesine rağmen “Annem sonunda bana kaldı” derdi.

Saba da hayat bağlarınızdan. Hem de nasıl. O, hayatımın en büyük gurur kaynağı.

Şimdi ne yapıyor Saba? 3 sene önce kendi kliniğini açtı Amerika'da. Çocuk ve erişkinler için psikiyatri. I I Peki ya torun? O hayatım, her şeyim. Süslüm benim. Saba'nın tam tersi.

'Ajda'yla albüm yapıyoruz'

Mesleki olarak kimseyi kıskandınız mı? Evet, Safiye Ayla'yı kıskanmıştım.

Güzelliğini mi? Safiye Ayla Atatürk'le yan yana oturup meşk etti diye kıskanırım.

Ajda'yla yeni bir albüm projeniz var. Aklımın ucundan geçirmezdim. Ama çok güzel bir proje.

Şarkıları kim seçiyor? Benimkileri o, onunkileri de ben. Ama sonuçta birlikte karar veriyoruz. 10 şarkılık bir albüm. 3 şarkı o, 3 şarkı ben, solo. Kalanları da birlikte okuyacağız.

Şimdiki assolistleri beğeniyor mu Abacı? Beğendiklerim var elbette. Mesela Sibel Can'ı, Ebru Gündeş'i ve Muazzez Ersoy'u beğeniyorum.

'BAŞKA KADINLARDAN ÇOK ÇEKTİM'

Boşandıktan sonra hayatınıza yeni biri girmedi mi? Ondan sonra bir daha hiçbir şekilde evlilik veya birliktelik düşünmedim.

Neden bitti? Benden ayrılıp başka hanımlarla evlendi. Hayatımdaki beraberliklerin bitiş nedeni hep başka kadınlar olmuştur.

Aldatılmaktan mı söz ediyorsunuz? Aldatılmak değil de başka kadınlar diyelim.

'Atilla Özdemiroğlu beşik kertmemdi'

Gelelim beşik kertmenize. (Kahkahalar) Anladım, Atilla. Ben herhalde ilkokul 1. sınıftayım. Atilla da o zaman şeydi.

Atilla dediğiniz, Özdemiroğlu değil mi? Tabii, o da keman çalıyordu. Atilla'yla Ankara'da Türk Müziği Sevenler Cemiyeti'ne gidiyorduk. Aileler de orada çok sık görüştüğü için birbirimize yakıştırmışlardı.

Aranızda aşk var mıydı? Yok canım ne aşkı, ilkokul 1. sınıf. Aileler çok istemişti, beşik kertmesi dediler adına.

Görüşüyor musunuz hâlâ? Görüşmez miyiz! Her karşılaştığımızda hatırlayıp göbeğimiz çatlıyor gülmekten.

'Fahrettin Aslan'a terlik fırlattım'

Gazino günlerinden bir şehir efsanesi: Çiçekler içinde gönderilen pahalı hediyeler, tek taş yüzüklerle evlenme teklifleri... Hiç böyle evlenme teklifi aldınız mı? Evlilik teklifi değil ama çiçekle birlikte hediyeler aldığım olurdu.

Kabul etmedikleriniz size kalsın, kabul ettiklerinizi anlatır mısınız? Erol ve Belma Simavi dinlemeye gelir, çiçek gönderirlerdi. İçine bazen bir yüzük, bazen bir kolye koyarlardı.

Bunlar Maksim'de oluyor. Zaten Fahrettin Aslan'la başladınız assolistlik macerasına. Evet. Fahrettin Aslan Maksim'e ilk başladığım gün mavi boncuk taktı.

Neden? Cimri miydi? Bilmem. Uğur getirsin diye sadece.

Onunla çalışmak çok zor derler. Dayak fasılları ünlü bildiğim kadarıyla. Herkesi dövmüş, ben hariç galiba. Benim ona terlik fırlatmışlığım var.

Terlik bir yerine gelse tarihe geçersiniz. Ona atar gibi yapıp kapıya fırlattım. Sinirlendiğimi belirtmek için.

İşin sonunda tokatı yemek de var. Çok şükür olmadı öyle bir şey.

Siz de Fahrettin Aslan ekolünden misiniz? Evet, mesleğimde ciddi ve disiplinliyim. Dişi Fahrettin Aslan'ım ben. Yoksa 30 sene götüremezdim bu işi.

Hemen bütün ünlüler alt kadronuzda çıktı değil mi? Ayhan Işık'la bile çalıştım. Hatta, neredeyse bütün film artistleriyle.

Şimdi tekrar dönelim o müthiş üçlüye. Sezen, Müjde, Muazzez. Size çılgın kızlar... Sezen benden aldı eli.

Millet şifa için el verir, siz de çılgınlık için verdiniz. Tabii. “Ver bana el” dedi, ben de “Al” dedim... (Kahkahalar) Ondan sonra çılgın oldu...

Sizi geçti yani... O gün bugündür çılgınlıkta rakip tanımaz Sezen.

Çok güzel anılarınız olmuştur. Dile kolay, 5 sene Bebek Belediye Gazinosu'nda nonstop çalıştık. İlk zamanlar, onun programı bittikten sonra her gece beni Onno'yla beraber dinlerlerdi.

Peki Müjde'ye el verdiniz mi? Yok canım, onun ele ihtiyacı mı var!

Demireller'in en sevdiği şarkı Saçların Tarumar

Süleyman Demirel'e de konser verdiniz mi? Ona da, Turgut Özal'a da konser verdim. Demirel'i de Özal'ı da severim. Çiller'le ayaklarımızı altımıza alıp sohbet ederdik.

Tansu Hanım'la evde fasıllarınız meşhur. Evet, rahmetli Mehmet Üstünkaya'nın evinde. Sezenler, Müjdeler falan hep beraber.

Çiller'in sesi güzel miydi? Yok canım. Tansu'ya dedim ki “Allah akıl, zekâ, güzellik vermiş... Bir de Abacı'nın sesini verseydi bundan büyük iltimas olmazdı.”

O zamanlar Başbakan mıydı? Değildi. Bizim kızlar, Müjde falan Mehmet Üstünkaya'lara gidiyorduk. Bir gün kızlar denize giriyor, canım çekti. Ama yanıma mayo almamışım. Tansu Hanım'ın mayosunu kullandım. Sonra aynı mayonun değişik versiyonunu aldım. Verirken “Tansu bak, bu mayo sana uğurlu gelecek, hayatın değişebilir” dedim 1 yıla kalmadı, Başbakan oldu. Semra Hanım'a da “Kocanın Başbakan olma ihtimali var” dedim. “Ay Turgut bak ne diyor” dedi.

Korkulur sizden. Bir Tayyip Bey'in mi Başbakan olacağını bilemediniz? Tayyip Bey'de de hissettim. Kendisine de söyledim.

Demirel'in de başbakan olacağını sezmişsinizdir. Yok artık, çocuktum o zaman.

Baba'ya bir tek şarkı söylemişliğiniz var yani. Olmaz mı? Nazmiye Hanım ve Süleyman Bey'in en sevdiği şarkı da Saçların Tarumar.

Şaka gibi... Nazmiye Hanım'a Süleyman Bey'in kafasını okşayıp “saçları ne kadar tarumar” derdim, gülerdik.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com