SON ÜMİDİM DE BİTTİ…

SON ÜMİDİM DE BİTTİ…
Başbakan ülke adına ve özelikle kendi adına yakaladığı çok önemli bir fırsatı kuş gibi elinden kaçırmıştı…

Büyük besteci Saadettin KAYNAK ‘ın “ Son ümidim de bitti/ Kuş gibi uçtu gitti./ Geri kalan hep yalan./ Gönülde acı hüsran.”   sözleriyle başlayan hicaz makamındaki ünlü şarkısını bilmeyen yoktur.
 
Üç Afrika ülkesini kapsayan seyahatinden  dönen Başbakan  gece yarısından sonra  Yeşilköy’de parti otobüsünün üstüne çıkarak zafer kazanmış kumandan edası ile ve bir miting havası içinde çok kimseyi hayal kırıklığına uğratan bir konuşma yaptı.   
 
Başbakan’ı dinlerken bir anda yukarıdaki şarkı hatırıma geldi. Başbakan ülke adına ve özelikle kendi adına yakaladığı çok önemli bir fırsatı kuş gibi elinden kaçırmıştı.
 
Başbakan’ın  yurda dönüş yolunda hareketinden önce canlı yayına başlayan televizyon kanallarında yorum yapan ya da telefonla yayına katılanların  tamamı son 2-3 gün içinde özellikle Gezi Park’ında yumuşamış olan ortamdan yararlanarak daha birleştirici,  toparlayıcı ,kimseyi suçlamayan  ve hak etmedikleri bir şiddete uğrayarak en hafif tabiriyle  kırılan  kişilerin de gönüllerini alan bir konuşma yapılmasını bekliyordu.
 
Ne gezer. Başbakan olayların temelinde kendilerine 90 kuşağı adı verilen , yaşam tarzları  ve çevreleri için özgürlük isteyen gençlerin çok masumane reflekslerinin yattığını anlayamamıştı. Ya da akıl hocaları kendisine yanlış bilgiler aktarmıştı. Başbakan dün gece otobüsün üstüne çıktığında karşısında daha cümlesini tamamlamadan ve ne söyleyeceğini bilmeden sloganlar  atan angaje topluluğu görünce o anda coşarak irticalen bilinen üslubu ile hamasi bir konuşma yapsa kısmen makul karşılanabilirdi. Ama durum öyle değildi. Konuşma metni daha hareketinden önce hazırlanmış ve yazıya dökülmüştü. Yani kullandığı her kelime önceden bilerek ve özenle seçilmişti. Hayatını kaybeden 3 kişiden bahsederken ortamı yumuşatmak yerine olayı çarpıtarak tersine karşısındakileri galeyana getirdi.  Adana’da  kaçan bir göstericiyi kovalarken yapımı devam eden bir alt geçit köprüsünden düşerek hayatını kaybeden yani şanssızlıkla ölen bir polisi katledilmiş gibi anlattı. Tabii hazır kıta anında  “ Polise uzanan eller kırılsın .”  sloganı ile karşılık verdi. Diğer iki kişi öldürülmüş ama polis öldürülmemiş kaza ile ölmüştü.
 
Dünkü yazımda değindiğim gibi son olaylar ile ilgili olarak  tüm toplumun buluştuğu ortak payda yerine kendisine  sanki komplo teorisyeni Yiğit BULUT’ u kılavuz seçmişti. Aynen onun gibi hareketin arkasında   faiz lobisi  ve  bankaların  olduğunu söylüyor ve harekete destek veren sanatçıları   aşağılıyordu. Bu arada  Başbakan bu son hareketi destekleyen örneğin Sezen AKSU’  yu tüm açılımlarda bizzat telefonla arayarak destek istediğini unutuyordu. Hepsini bir anda dışladı.
 
Başbakan’ı hava alanında normalde Ankara’da olmaları gereken bakanların tamamı karşıladı . Bir çoğu röportaj yapılan futbolcuların arkasında görüntüye girmeye çalışan taraftarlar gibi kameraların görüş alanına girmek için mısıra erişmeye  çalışan  tavuk misali boyunlarını uzattı. Konuşma metninin  yazılı olduğu kağıtların uçuşunu engellemek  ve sayfanın okunması tamamlandığında  piyano  sanatçılarının nota kağıtlarının değiştirilmesini hatırlatan görev sağındaki  Emine Hanımla , solundaki Beşir beye verilmişti. Özellikle Emine  Hanım eşinin konuşmasını sık sık alkışlıyor  ve her sözüne   bir pandomim sanatçısı ustalığı ile  yüzündeki mimiklerle eşlik ediyordu. Hayran kaldım doğrusu. Bir de halkın selamlanmasında bu görevin sadece oradaki en üst düzey kişiye ait olduğunu öğrenip kocasından fazla yardımcı hakemler gibi elini kolunu sallamasa çok iyi olacak. Hemen onun sağında da Bülent ARINÇ eskilerin deyimiyle beşuş bir çehre ile etrafı izliyordu.
 
Biraz da evlerinde zapt edilmeyerek  alana gelenlerden bahsetmek istiyorum. Sloganların tamamını anlayamadım . Ama devamlı tekbir getirdiler. Meşhur gurur sloganını  attılar. .”İstanbul burada , çapulcular nerede ? “  dediler. Hepsinden daha çok dikkati çeken ve MHP  taraftarlarının  çok bilinen ünlü sloganı “ Öl de ölelim ! Vur de vuralım ! “ ın değişik bir versiyonu olarak vizyona sokulan  “ İzin ver gidelim ! Taksimi ezelim ! “ sloganı karşısında Başbakan olumsuz en küçük bir tepki vermedi.
 
Ortak toplumsal kanı olayların temelinde gençlerin özgürlük isteğinin yattığı şeklindedir.  Yüz yıllar boyunca özgürlük için çok çeşitli tanımlar yapılmıştır. Ama bizde ki hareket için 19. Yüzyılın ünlü yazar ve düşünürlerinden John Stuart MİLL’ ün tarifi çok uygun düşmektedir. MİLL “ Bir kişinin özgürlüğünü engellemek, ancak başkalarına zarar vermesini önlemek içindir. “ diyor. Başta Başbakan olmak üzere yönetici durumundaki kamu görevlileri nerede ise 2 asır önce söylenmiş bu sözlere uysalar ve müdahalenin zamanını  ve yerini doğru seçebilseler inanıyorum ki bu olayların bir çoğu olmayacak ve  hareket bir şenliğe dönüşecektir.
 
Bu yazımı konuşmanın bir hayli geç saatlerde ı yapılmış olması nedeniyle hiçbir köşe yazarının yazısı gazetelerde çıkmadan kısaca hiçbir tesir altında kalmadan yazıyorum. Sonraki günlerde düşüncelerimin eksik kalan kısımlarını yine yazarım. Ama çok kısa olarak söylemek isterim ki kendi düşünceleri dışında hiçbir şeyi kabullenemeyen bu kafa ülkeyi farkında olmadan bir iç savaşa sürükleyebilir.
 
Kanımca dün kendi adına da çok büyük bir hata yapmıştır. Kendisine karşı olanları kazanacağı yerde onları çapulcu ve  vandalist diye suçlayarak  daha da karşısına almış, ötekileştirmiş   buna karşılık nerede ise kendisine oy vermeye yeminli  kişileri gaza getirmiştir. Dünkü konuşmadan sonra inanıyorum ki emanet oy veren “ Yetmez ama evet .”  diyenlerin çoğu pişmanlık içindedir.
 
Evrensel ERDOĞAN                             

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com