Söylem başka… Niyet bambaşka…

Söylem başka… Niyet bambaşka…
AKP Hükümetinde söylem başka, niyet bambaşka...
İnsan bir kere güven duygusunu yitirmeye görsün her şeyden şüphe eder hale geliyor. Aslında hiç de art niyetli ya da ön yargılı biri olmadığım halde A-Ka-Pe (Başbakan Ce-Ha-Pe ve Me-Ha-Pe diyor ya ben de onun terminolojisine uydum.) Hükûmetinin yasa tekliflerine ya da söylemlerine hep kuşku ile bakar hale geldim.
 
Halkın tepkisini çekmeyen ve hatta beğenisini kazanan gerekçelerin arkasında mutlaka gizledikleri başka bir amaç yatıyordu. Cenap Şahabettin’ in güzel bir özdeyişi vardır. “Altından kendini sakın. Hiçbir zaman zehri teneke kupa içinde vermezler.“ Bazılarını hatırlatayım :
 
2010 yılındaki referandumun meydan meydan anlatılan gerekçesi 12 Eylül Darbe Anayasası’nın değiştirilmesi ve darbecilerden hesap sorulması değil miydi? .
 
En çok şikayetçi oldukları YÖK ‘ü ortadan kaldırdılar mı? Ne gezer. Daha da güçlü hale getirdiler. Temsilde adaleti büyük ölçüde zedeleyen seçimlerdeki % 10 ‘luk baraja dokundular mı? Hayır! Peki ne yaptılar? Yüksek Yargı Organlarını ve Mahkemeleri adeta siyasi iktidarın emrine verdiler. İcra Yargıya hükmeder hale geldi.
 
Sakın Evren ve Şahinkaya paşaları yargılıyorlar demeyin? Esasen zaman aşımına uğramış ve referandumda halkın %92 oyu ile bir anlamda peşinen affedilmiş eylemler için dava açılması büyük bir adli hatadır. Böyle bir davayı gerçek anlamda bir bağımsız mahkeme asla kabul etmezdi.
 
Amaç ARINC’ın dediği gibi bu kişilere “ Suçlu ayağa kalk.“ diyebilmekti. Ama o da olmadı. Zira biri 95 diğeri 88 yaşında bulunan bu emekli paşalar mahkemeye gidip ayağa kalkmadılar. İfadeleri hastanede yataklarında yatarken alındı. Kısaca ARINC’ın paşaların ayakta ifade verme hayalinin gerçekleşmesi bir yana, ifadeler oturarak bile değil sırtüstü yatarlarken alındı.Daha sonra da mahkemece duruşmalardan vareste kılınarak yargılanmalarına karar verildi.
 
Aradan üç yıl geçti ortada karar falan yok. Peki ne bekliyorlar diyecekseniz? Ne olacak emri hak vaki olsun da davayı düşürelim hesabı içindeler. Çünkü yargılamaların gerçek anlamda bir yasal dayanağı yoktur. Hukuk diliyle butlan ile batıldır.
 
Şu Temel Eğitimdeki meşhur 4+4+4 yasasını biliyorsunuz. Bu yasanın görünen amacı okul çağındaki çocukların bir an önce bir meslek dalını seçebilmesi idi. Ama kazın ayağı öyle değil. 8 Yıllık temel eğitim zorunlu hale gelince İmam Hatiplerin Orta kısımları kapanmış yalnız lise kısmına öğrenci alınır hale gelmişti. Halbuki dini eğitime çok daha erken yaşlarda başlamak gerekirdi. Kesintisiz 8 yıllık temel eğitim süresi güya 12 yıla çıkarıldı ama ilk 4 yıldan sonra zaten amaç hasıl oluyordu.
 
Öte yandan 8 yıllık temel eğitimin sonunda kızlarımız 14-15 yaşına gelince dini geleneklere göre evlenme yaşını bir hayli aşıyorlardı. Bir an önce baş göz edilip iffet ve namusları kocalarına emanet edilmeliydi. Peygamber Efendimiz de Aişe anamızla 6 yaşında evlenip 9 yaşında nikah kıymamış mıydı?
 
Adı 12 yıl olan aslında ilk dört yılı hedef alan bu eğitim reformu (!) ilk yılında bir skandala dönüştü. Haberlerde izlemişsinizdir. Daha doğru dürüst oyun bile oynamamış 60 aylık ana kucağına hasret miniklerin % 82’si okuma yazmayı sökememişti. Bu çocukların bu yıl hem 2. Sınıfa devam etmelerine ve hem de ve hem de okuma yazma için ek kurs almalarına karar verildi. Cumhuriyet tarihinde okuma yazma bilmeden 2.sınıfa devam etme gibi bir garabet de ilklerin iktidarına nasip oluyordu. Değdi mi pilot uygulama yapmadan daha eğitim hayatının başlangıcında sayıları 450 bini bulan bu minik yavrulara böylesine eziyet çektirmek. Telaşınız nedendi? Sanıyorum bu yıl 60 aylıkların okula gönderilmeleri velilerin tercihine bırakıldı.
 
Yine şu meşhur Alkol Yasasını hatırlayacaksınız. Yasanın gerekçesi neydi? Anayasa’nın 58. Maddesi” Devlet gençlerin alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” diyordu. Bakmayın siz A-Ka-Pe’nin Anayasa Mahkemesince Anayasa’yı ihlalden dolayı hüküm giydiğine onlar Anayasa’ya sadakatten (!) asla ayrılmadıkları için 58. Maddenin de gereğini yerine getirip Alkol Yasasını çıkardılar. Tepkilerden sinirlenen Başbakan 3 gün sonra baklayı ağzından çıkardı ve asıl niyetinin ne olduğunu şu sözlerle dile getirdi :”İki tane ayyaşın çıkardığı yasa muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek, bir vakıa neden reddedilmesi gerekiyor.“
 
Bu sözlerle Anayasa bahane edilerek asıl niyetin gizlendiğinin ikrarı dışında laik bir ülkede inançlar gereği yasa çıkarılması gibi bir anayasal suçun işlendiğinin de kanıtı oluyordu.
 
Eylemlere yüzeysel olarak bakan kişilerin bile A-Ka-Pe’ lilerin gerçek amaçlarının günlük yaşamda olabildiğince şer’i esasların hakim kılınması olduğunu, laik bir ülkede bile inançların esas alınacağı yasaları çıkarmak için fırsat kolladıklarını sanırım çoktan anlamışlardır.
 
Yine günlerdir Başbakan güya sandıktan çıktığı için demokrasiye olan bağlılığı (!) nedeniyle onu bunu suçlayıp ortalığı kırıp döküp MURSİ ‘hamiliğine soyundu. Ama bu iş için 4 parmaklı Rabıta sembolünü kullanınca peşinden olan yalaka onu takip etti. Bu arada kanının sarı-lacivert olduğunu söyleyen haşarı Emre de modaya uyarak ayni işareti yaptı. Bir büyüğü olarak ona tavsiyem böyle dini mesajlar vermeyi bıraksın kendi işine baksın zira yakında Fenerbahçe tribünlerinden ona hiç de hoşuna gitmeyecek başka işaretler yapacaklar. Öte yandan bazı televizyon kanalları durumdan vazife çıkararak verdikleri desteği ifade etmek için ekranlarında sürekli olarak bu sembole yer vermeye başladılar.
 
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir de ne görelim? 16 Ağustos Cuma günü Fatih Camiinde kılınan öğle namazından sonra çoğunlukla “Gidiyor SİSİ..Kahrolsun Demokrasi.. Geliyor Şeriatın sesi. “ gibi demokrasiyi lanetleyen ve şeriat özlemi içeren çeşitli dillerdeki pankartlarla “ tekbir “ getirerek Mısır’daki olayları protesto eden grubun içinde Başbakan’ın küçük mahdumları gemiciklerin sahibi ünlü armatörlerimizden (!) Necmettin Bilal de vardı. Boşuna “ Çocuktan al haberi ..” dememişler. Babası “ Sandıktan çıktığı “ için Mursi’yi desteklediğini söylüyor. Ama gerçeğin “ Demokrasi “ değil “ Şeriat özlemi “ olduğunu oğlundan öğreniyoruz. Aslında öğrendiğimiz bir şey de yok. Biliyoruz da bu da tamamlayıcı kanıtı oluyor.
 
Şimdi izninizle bir münafıklık daha yapmak istiyorum. Bayramda biliyorsunuz Başbakan bir tekne ile dolaştı. Bir de ne görsün? Aman Allahım! Kıyılarda meğerse ne kadar da kötü ve yasalara aykırı yapılaşma varmış. Sanırsınız bu kişi İstanbul ‘da 8 yıl Belediye Başkanlığı yapmadı. 11 yıldır bu ülkenin Başbakan’ı değil de yeni göreve başladı. Yasalara olan saygısından(!) dolayı hemen “ Yasaları uygulayın. Yıkın!” talimatını verdi.
 
Ertesi gün Çevre ve Şehircilik Bakanı aldığı emir gereği “ Çanakkale’den başlayarak İskenderun’a kadar bütün sahil taranacak .” diye buyurdu. Bu sözler dikkatimi çekti Neden Ege ve Akdeniz? Marmara, İstanbul Boğazı ve Karadeniz’de yasalara aykırı yapılanma yok mu? Hem de daniskası var.
 
Hemen şifreler anlaşıldı.Taranacak kıyılardaki Belediyeler genellikle CHP ‘ye aittir.Öbür taraflar kendi belediyeleri idi. Yerel seçimler geliyor. Amaç CHP ‘li Belediyelere gözdağı vermek. Seçmenleri bir anlamda ” Bize oy vermezseniz. Yazlıkları başlarınıza yıkarız. “ diye tehdit etmek.
 
A-Ka-Pe oldum olası Belediye Başkanlıklarının tümünü kazanmak ister. Muhalif Belediye Başkanlarını kendilerine katılmaya zorlar. Olmadı, devlet desteğini çeker. Olmadı başlarına müfettişleri yığar. Mahkemelere sevk eder. Geçtiğimiz dönemde Aziz KOCAOĞLU, Aytaç DURAK ve Yılmaz BÜYÜKERŞEN ‘in analarından emdikleri sütleri burunlarından getirttiler. Tüm suçları A-Ka-Pe’li olmamaktı.
 
İsterseniz bana fesat diyebilirsiniz. Hele bir uygulama başlasın o zaman göreceğiz.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com