Tarihin ve kültürün izinde; Kütahya Aizonai

Tarihin ve kültürün izinde; Kütahya Aizonai
Tarihi verilere göre kentin geçmişi MÖ 3000 yıllarına kadar geriye gidiyor. Aizonai Friglerin küçük yerleşim birimlerinden biri olarak bilinmekte...

Yaşar ÖZKUL | yasar@sansursuzhaber.com

Kütahya’nın Kapodokya’sı olarak düşündüğümüz Frig’den sonra Kütahya’nın derinliklerine yaptığımız zaman yolculuğuna devam ediyoruz. Bu sefer yol bizi Kütahya’nın Efes’i olarak değerlendirdiğimiz Çavdarhisar Aizonai’de beklemekte. Çavdarhisar Kütahya’ya 60 km uzaklıkta şirin bir Anadolu ilçesi... Buraya ulaşabilmek için yollara düşüyoruz. İlçeye anayoldan ulaştığınızda Aizonai antik kenti için tabelayı görebiliyorsunuz. Anayoldan sapıp, antik kente yeşilliklerin arasından süzülüp ulaşıyoruz. Antik kent ile ilk izlenimimiz kalıntıların olduğu alan ilçe ile iç içe geçmiş durumda. Çevresi göze hiç hoş görünmeyen ve askeri bir alan izlenimi veren dikenli teller ile çevrili… Bakımsızlık ve ilgisizliğin bu tarihi alanda da hâkim olduğunu görmek bizi tekrar başka bir hüzne sevk ediyor. Tarihi varlıklarımızın ve geçmişin izlerini günümüze kadar taşıyan değerlerimizin yitip gittiğini görmek, özellikle diğer ülkelerin tarihi ve kültürel varlıklarına karşı göstermiş olduğu ilgi ve alaka ve bu alakanın sonucu olarak gelişen turizm hareketi ile kıyaslayınca üzüntümüz katmerleşiyor. Ancak buranın Frig’e göre bazı artılarının olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Kısmen zarafetten yoksunda olsa bilgilendirme tabelalarını ve güvenlik görevlisini görmek kısmen de olsa bizi sevindirdi.

Tarihi verilere göre kentin geçmişi MÖ 3000 yıllarına kadar geriye gidiyor. Aizonai Friglerin küçük yerleşim birimlerinden biri olarak bilinmekte. Frigler den sonra değişik kültürlere ve milletlere ev sahipliği yapan, Roma imparatorluğu döneminde günümüzdeki halini alan tapınağı görünce Roma’daki Pantheon ve Atina’daki Acropolis gözümüzde bir kez daha canlanıyor. Roma’nın yüksek sütunları bizleri her zaman derinden etkilemiştir, tam olmasa da bu alanda yakın bir etkiyi hissettiğimizi söyleyebilirim. Roma'nın tarihini izlemek, peşinde koşmak, geçmişini anlamak, yükselişine ve çöküşüne kadar olan dönemi bu alanlarda hissetmek, tarihi tanıklık etmek bizler için ayrı bir duygu.

Roma döneminde tahıl üretimi ile ününü duyuran ve Bizans döneminde piskoposluk merkezi de olan alanı gezmeye başlıyoruz. Hemen önümüzde Zeus tapınağı var. Tapınak dönemin imparatoru Hadrian tarafından yaptırılmış ve oldukça görkemli duruyor. Yürüyüşümüze kalıntıların içinden geçerek devam ediyoruz, tapınağın ön galerisinde imparator ile kent arasında geçen yazışmaların yer aldığı bir yazıt bulunmakta. Elimizdeki verilere göre yazıtın Hadrian’ın tapınağın yapımı sırasında ortaya çıkan finansman problemi ve bunun çözümü ile ilgili yayınladığı kanun olduğunu okuyup yolumuza devam ediyoruz. Dış tarafta ulaştığınızda başka bir yazıt daha görünmekte bu yazıtta ise Apuleius Eurykles’ten bahsedilmektedir. Tapınağın bütün sütunlarını detaylı bir şekilde gördükten sonra, aşağıya doğru küflü bir merdiven görüyoruz. Bu merdivenden aşağıya doğru hızlıca bir iniş yapıyoruz. Aşağı indikten sonra bodrum görünümünde olan bu alanda geçmişten günümüze birçok kalıntıyı gözlemleyebiliyorsunuz. Elimizdeki kaynaklarda bu alanın hangi amaçla kullanıldığı tam olarak anlaşılamamakla birlikte depo olarak kullanıldığı düşünülmekteymiş. Alt kattaki gezimizi tamamladıktan sonra tekrar tapınağa doğru çıkıyoruz, tapınağın duvarlarında birçok çizim olduğunu görüyoruz ve bu çizimlerin şehrin savunması ile ilgili olduğunu notlarımızdan öğreniyoruz.

Tapınağın hemen önünde büyük başı ile dikkat çeken, uzun saçlı kocaman kadın heykeli bulunmakta. Elimizdeki kaynaklara göre Akroter olarak isimlendirilen bu heykelin ilk yapıldığı dönemlerde tapınağın tepesinde olduğu ve depremler ile birlikte buraya düştüğü sanılmakta. Frigler döneminde önemli bir yere sahip olan Kybele tanrıçasına atanmış ve Roma döneminde buraya inşa edilen Zeus’tan önce kaldığı tahmin edilmektedir. Burada ayrıca kısa bir not vermek istiyorum, yaptığım araştırmalarda buradaki arkeolojik veriler ile ilgili çeşitli farklılıklar olduğunu gördüm bu nedenden dolayı güvenilir olduğunu düşündüğümüz verileri sizler ile paylaşıyorum, kesin olarak netliği ve doğruluğu ile ilgili tartışmaları işin uzmanlarına bırakıp gezimize devam ediyoruz. Zeus tapınağının paralelinde düz bir şekilde yerleştirilmiş mezar taşı kalıntılarını görebiliyorsunuz. Kalıntıların duruşu, etrafın otlarla çevrilip meraya dönmesi, kalıntıların sunumu, veri yetersizliği bizi yeterince doyuruyor ve alandan çıkıp dünyanın ilk borsasına doğru hareket ediyoruz. Burası Macellum olarak da biliniyor. MS 300 yılında kurulan Macellum, Roma döneminin önemli ticaret noktalarından biriymiş. Macellum Latince bir ifade olup, Roma şehirlerinde özellikle meyve, sebze gibi yiyecek maddelerinin satıldığı bir pazar yeri gibi düşünebilirsiziniz. Bu yapının duvarlarının birinde bir yazıt olduğu ve bu yazıtta fiyatlar ile ilgili bir takım kanunların yazılı olduğu notlarımızda yer almakta… Tarihi kaynaklara göre dönemin imparatoru Diocletianus, alınan ve satılan mallarda farklı ve fahiş fiyat uygulaması ile mücadele etmek için, komünist geleneği aratmayacak bir şekilde; piyasa kuralları dışında her bir mal için olabilecek fiyat ile ilgili bir takım sınırlamalar getirmiş. Bu yazılı kuralları yazıt olarak görmeniz mümkün. Macellum'da günümüze kadar gelen kalıntılar yuvarlak bir daire ve ortasında iki adet sütundan meydana gelmektedir, antik alanın hemen yanında yer alan kule ise ürünlerin fiyatlarının duyurulduğu yer olarak kullanılmış.

Zeus ve borsadan sonra bir sonraki durağımız bir Roma hamamı oluyor. Dışarıdan bakınca kalıntılardan bir hamam olduğunu kestirmek biraz güç gibi görünse de biz o dönemden kalma mozaiklerin peşindeyiz. Mozaik tabanlar günümüze kadar gelmiş ve üzerlerinde çeşitli çıplak insan figürleri bulunmakta olduğunu görüyoruz. Tarihi değer açısından özellikle mozaik kalıntıları görülmeye değer olduğunu düşünmekteyiz, hamam’da ayrıca ısıtma kanalları ve mermer kalıntıları da görülebilmektedir.

Hamam'dan çıktıktan sonra alan sizi sütunlu yol diye anılan bir noktaya çıkartmakta. Bir deprem neticesinde yıkıldığı düşünülen sütunlu yol, restore çalışmaları yapılarak günümüzdeki halini almıştır. Antik dönemde kutsal törenlere yol sahipliği yapan yol, günümüze gelen kalıntılar içinde en iyi durumda olanlardan birisidir.

Aizonai
’nin belki de en etkili noktalarından birisi de stadyum ve tiyatro’dur. Roma’daki Collosseum’dan sonra bizi çok da heyecanlandırmayan, ancak ihtişamı karşısında saygı ile eğildiğimiz bir yer oluyor. Kalıntıların çok fazla dağınık olması ve gerekli restorasyonlar yapılmayınca, Kütahya’nın Aspendos’u olmasını düşündüğümüz ancak dağınık görüntüsü ile bütüncül bir yapıyı içsel derinliklerinizde yeteri kadar hissedemiyorsunuz.

Araştırmalara göre stadyum ve tiyatronun M.S 160 yılında yapımına başlanmış ve aşağı yukarı 300 yüzyıllık bir süre içinde tamamlanmıştır. Gezi esnasında stadyum ile tiyatronun birbirleri ile iç içe geçmiş olduğunu görüyoruz, aynı zamanda alanı otlar kaplamış bundan dolayı sanki yeni bulunmuş ve kazılmış bir arkeolojik alan gibi duruyor. Ortamı netleştirmek ve beynimizde oturtmak da zaman zaman zorlansak da alanın büyüklüğü etkileyici, stadyumun 13.000 kişi, tiyatronun 20.000 kişilik olduğu tahmin edilmekte.

Merdivenlerin üzerinde oturmak ve geçmişin akan suyuna doğru dalmak, binlerce yıl ötesi ile bütünleşmek insana ayrı bir haz veriyor, merdivenlerin arasından orta sahaya doğru inip tiyatroya çıkıyoruz. Tiyatronun sahne kısmında çok fazla yıkıntı ve kalıntı var. Bunların arasındaki yıkık mermer kalıntılar görülmeye değer.

Genel olarak Aizonai antik kentini eksikleri ile beraber kesinlikle görülmesi gereken yerler listesinde ön sıralara almanızı tavsiye ediyoruz ve Aizona’daki gezimizi burada noktalayıp bizi bekleyen uzun ve zorlu bir yola doğru yavaş yavaş ilerliyoruz. Başka bir noktada buluşmak dileği ile… SANSURSUZHABER.COM

twitter.com/yozkul43
facebook.com/yolbizigozler

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com