Tarihin ve Termalin İzinde, Emet -2

Tarihin ve Termalin İzinde,  Emet -2
Değerli okuyucular geçen hafta kaldığımız nokta olan Günlüce şehitliğinden gezimize devam ediyoruz.

Yaşar ÖZKUL | SANSURSUZHABER.COM

Günlüce Beldesi'nde bulunan şehitlik milli mücadele döneminde Yunan işgaline uğrayan bölgeye karşı duran ve ağır kayıplar verdiren Rauf Yüzbaşı ve komutasındaki askerlerin anısına 1985 yılında yaptırılmış. Anıtın çevresinde bu vatan için hayatlarını ortaya koymuş insanlarımızın lakapları ile birlikte adları da yazmakta. Yüzlerce isimsiz kahramanın mezarlarının da bulunduğu bu anıtta şehitlerimizin ruhlarına bir Fatiha okuyup ana kapıda bulunan ve anıtın müzesi olarak düşündüğümüz yere gidiyoruz. Bütün kapılar kilitli olan ve bizden başka kimsenin bulunmadığı müzeye dışarıdan göz atıyoruz. Oldukça sade ve basit hazırlanmış olan bu binaya camların arasından bakıp birkaç fotoğraf alıyoruz. İlgili döneme ait birkaç nesnenin de bulunduğu müzeden gördüğümüz kadarı ile yetinip çiçek ve tezek kokularının kafamızda oluşturduğu derin karmaşa arasında tekrar yollara düşüyoruz.

Bir sonraki durağımız olan Emet'e doğru rüzgârın izinde hızla yol alıyoruz. İlçe görünüşü itibarı ile oldukça küçük olmasına rağmen yeşilin ve doğanın arasında kalmasından dolayı ayrı bir güzelliğe sahip. İlçeye en sonunda ulaşıyoruz ve merkezi bir noktada motorumuzu park edip bir yeri gezmenin en iyi yolunun yürümek olduğunun bilinci ile kendimizi sokaklara veriyoruz. Çeşmelerin ,küçük dükkânların ve restoranların aralarından geçerek Babuk Bey Camisi’ne ulaşıyoruz. Germiyanoğulları döneminden kalan camii 1419 yılında Yakup Beyoğlu Babuk Bey tarafından yaptırılmış. Kare planlı, kesme taş ve molozdan inşa edilmiş olan cami’nin iç mihrap ve minberinde yoğun ağaç işçiliği göze çarpmaktadır. Cami’yi gezdikten sonra kendimizi, cami’nin önünde bulunan çay bahçesine atıyoruz ve orda yaşayan yerel insanlar ile tanışıp bir süre muhabbet ediyoruz. Muhabbet esnasında ilçeden, dünyadan ve Türkiye’den kısaca dem vurduktan sonra Emet’in meşhur yağlı keçi peynirinden yapılan pidesini tatmak üzere ortalama 200 yıldır bu işi yapan bir geleneğin günümüzdeki temsilcisine gitmek üzere oradan ayrılıyoruz.

Kısa bir süre sonra bu yerel lezzeti yapan pideciyi buluyoruz. Tamamen odun ateşinde geleneksel yağlı keçi peyniri ve tereyağı ile yapılan pideyi tadıyoruz. Pideciden beğeni puanımız oldukça yüksek bir şekilde ayrılıp bu bölgenin çok meşhur ve bilinen bir diğer lezzetini tatmak üzere bir fırın kebapçısına gidiyoruz, aslında zamanlama çok uygun olmamasına rağmen biz sadece tadımlık istediğimizden dolayı 250 gr civarında fırın kebabını saat 2 civarında tatma fırsatını elde ediyoruz. Fırın kebabı bölgede yetişen hayvanlardan yapılmakta ve geleneksel yöntemler ile pişirilmekte. Bu yerel lezzete de kısaca baktıktan sonra yolumuza devam ediyoruz, bu arada fırın kebabını tatmak isteyenler için öğlen saat 12’den önce orda olmaları gerektiğini hatırlatalım.

Yolumuzun üzerinde önümüze çıkan Emet’te yeni yapılmış olan Sanayi Cami’sine ulaşıyoruz. Bir hayırsever tarafından yaptırılan ve temmuz ayında açılan cami iki minareli ve 600 metrekare alana külliye şeklinde yaptırılmış. 650 kişinin ibadet edebileceği caminin tarihi bir değeri yok. Bir süre çevresini ve içini gezdikten sonra çok fazla eğlenmeden bu alandan ayrılıyoruz.

Emet’in termal alan olarak ilan edilen Kaynarca bir sonraki durağımız oluyor. Kaynarca Kaplıcaları antik dönemden beri kullanılmaktaymış. Ortalama 46 derece sıcaklığa ulaşan normal ve özel hamamlara sahip kaplıcaya girmeye karar veriyoruz. Belediye tarafından işletilen kaplıcalar genel olarak temiz ve hizmet kalitesi de yeterli durumda. Kaplıca sularının Üniversite raporu ile bikarbonatlı, magnezyumlu ve hipotonik özellikleri taşıdığı rapor edilmiş ve özellikle deri, mide, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına iyi geldiği de bilinmekteymiş. Kaplıca merkezinde belediye belgeli 4’er kişilik 36 apart, 3 hamam ve 3 kapalı havuz bulunmaktaymış.

Uzun yolun verdiği yorgunluğu hamam’da attıktan sonra son noktamız olan Eğrigöze doğru geçiyoruz.
 
1800’lü yıllarda esirleri kazığa oturtarak öldürdüğü için “Kazıklı Voyvoda” diye bilinen Eflak prensi Vlad Tepes’in hapsedildiği ileri sürülen gizemli tarihi kaleye Eğrigöz Beldesi’nden geçerek ulaşıyoruz. Sarp bir kayanın üzerine mukim olan kale dört yanı uçurumlarla kaplı ve son zamanlarda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmuş durumda. Drakula’nın Fatih Sultan Mehmet tarafından esir alınıp alınmadığı tarihsel olarak tartışmaya açık olsa da kulaktan kulağa aktarılan rivayet bu alanı ufaktan hareketlendirmiş.

Eskişehir kültür ve tabiat varlıkları tarafından koruma altına alınan kalenin, turizme kazandırılması için Kültür ve Turizm bakanlığına başvurmak için gerekli çalışmalar devam etmekteymiş. Gezimize başlamak için kaleye çıkmak istiyoruz ancak çıkış yolları çok iyi değil. Bu yolların daha iyi planlanıp, düzenlenmesi buranın gelişimi açısından oldukça önemli. Kale’nin üzerinden Emet’e doğru bakmak ayrı bir keyif veriyor insana.

Kale içinde gezer iken dikkatimizi çeken bir diğer husus ise kale’nin içinde 15 kg ağırlığındaki taşlar oluyor bu taşlar da yetkililer tarafından koruma altına alınmış durumda. Bir süre daha etrafta ve kale içinde gezdikten sonra tarihin derinliklerini içinde gizleyen ve bizi gözleyen Kont Drakula’nın ruhuna yakalanmadan ortamdan hızlıca ayrılıp güneşin batışında rüzgârla birlikte bizi gözleyen yeni yollara doğru yavaş yavaş ilerliyoruz.

Yaşar ÖZKUL | SANSURSUZHABER.COM
 

https://www.facebook.com/yolbizigozler
https://twitter.com/yozkul43
https://twitter.com/YolBiziGozler
http://www.yolbizigozler.com

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com