Türkiye'nin ciğerini bilirim!

Türkiye'nin ciğerini bilirim!
-20 derecede şortla kaldım...

Fadik Sevin Atasoy, kendine bir bavul hazırladı, eşyalarını dünyanın dört bir yanına dağıttı ve evini kapatıp ülke ülke dolaşmaya başladı. O maraton hâlâ son sürat devam ediyor. Son seyahatinden döneli sadece beş gün oldu ama bu röportajın yayınlandığı gün yine yolda kendisi... Önce Türk Filmleri Festivali'ni sunmak üzere Roma'ya uçacak, oradan da yeni bir sinema filmi projesi için Los Angeles'a geçecek.

Son bir yılda kaç şehir, kaç uçak, kaç bavul değiştirdiniz?                  

- Bir bavul... O da 20 gün Fransa'da kayboldu ve ben ıskoçya'da -20 derecede kot şortla kaldım! şehir olarak sayacak olursam... ılk durak Berlin... Sonra “Keşanlı Ali Destanı” için New York... Ardından Los Angeles'ta tek kişilik bir oyun... O bitti, “Mavi Pansiyon” filmi için Bodrum... Sonra bir proje için ıskoçya'ya gittim ama bavul kaybolunca işi kaçırdım.
   
Bu kadar mı?

- Yok canım. Sonra film festivalinde jüri üyeliği yapmak için Ankara'ya, ardından platoları gezmek için Eskişehir'e gittim. şimdi Roma Türk Filmleri Festivali için ıtalya yolcusuyum. Oradan da Los Angeles'a geçeceğim.

Bu kadar geziyorsunuz, Türkiye'yi ne kadar iyi biliyorsunuz peki?

- Türkiye'yi köy köy gezdim ben; ciğerini bilirim!

KIŞLIKLARIM BERLİN'DE YAZLIKLARIM LOS ANGELES'TA

Ferzan Özpetek'in onursal başkanlığını yaptığı, 21-25 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek Roma Türk Filmleri Festivali'nde sunuculuk yapacaksınız. Sırf bunun için ıtalyanca sertifikası mı aldınız?

- Yok... Benim ıtalyancam vardı zaten... Bir kur ıtalyan Kültür'e gittim, o da eski ıtalyanca kelimelere hakim olabilmek için. Ve sertifikamı aldım. Bir de ıskoç aksanını öğrendim.

İnsanlar sizi öylesine geziyor sanıyor.

- Öyle ama benimkisi sadece gezmek değil. Buradaki insanlar yurt dışına nasıl açılır, sinemamız ve Türkiye nasıl tanınır, onun peşindeyim. şahane bir ülkeyiz, görmeleri lazım.

Eviniz yok, bavulunuz var artık sizin, değil mi?

- Evet. Bavulla gezmeye karar verip evi kapattığımda, bu durumu Alin Taşçıyan ile paylaştım. Alin bana “Bir sinemacı gibi yaşamaya karar verdin yani” dedi. Bu cümle beni çok etkiledi. Bir sinemacı zaten böyle yaşar. Öbür türlü memur oyuncu gibi oluyorsun. Bazı insanlar oturdukları yerden hayali olarak seyahat eder. Ben bunu fiziksel olarak yapıyorum. Zor ama bu benim tercihim.

BANA FİLM DESİNLER KUALA LUMPUR'A GİDERİM

Peki evi dağıtırken ne yaptınız?

- Kışlıklarım Berlin'deki arkadaşlarımın evinde duruyor. Sonbaharlıklarım New York'ta, tiyatronun deposunda. Yazlıklarım Los Angeles'ta, bir arkadaşımın konuk evinde. Önemli eşyalarım babamda, ödüllerim ise menajerimde. Nereye gitsem bir parçamı buluyorum.

Bavulunuzda, vazgeçemediğiniz ve içinden hiç eksik etmediğiniz ne var?

- Tütsüler. Bir de her ülkeye özel renkte defterlerim. İskoçya benim için mavidir. New York ise mutlaka kırmızı olmalı.

Bir yerde durmak istiyor musunuz? Yerleşik düzen mesela...

- Benim derdim film yapmak. Orada da iş yapayım, burada da, hiç fark etmez. Kuala Lumpur desinler, oraya da giderim.

Üstlendiğiniz roller iz bırakıyor mu sizde?

- Sen hayatta ne kadarsan, yarattığın karakter de o kadar gerçek olur. Bu açıdan oyunculuğu insandan ayırt edemem. Bir de kendi sınırlarını ne kadar yıkabilirsen, beyazperdeye o kadar büyük bir karakter getirirsin.

Siz kendi sınırlarınızı ne kadar zorladınız?

- Ben korkularımın üzerine gitmeye, onlarla yüzleşmeye çalışıyorum. Bu bir tür soğan zarı gibi.

Nasıl yani?

- Kimse oldum diyemez. Zarı açarsın, altından ikinci bir zar çıkar.

PİYANO ÇALMAYI OTEL ODASINDA ÖĞRENDİM

Son filminiz “Mavi Pansiyon”den söz eder misiniz biraz... Orada piyanist bir kızı canlandırdınız bildiğim kadarıyla...

- Evet, o film için piyano çalmayı öğrendim. Kaldığım otel odasına elektronik bir piyano koydular, yanda kalanlar şikayet etmeye başlayınca kulaklıkla çalışmak durumunda kaldım. Filmde Tan Sağtürk'le çok güzel bir tango sahnemiz var, onun için de Tan'dan tango dersi aldım. Bu bahaneyle hep Chopin çalıyorum artık, hem tango yapabiliyorum.

Ne zaman izleyebileceğiz filmi?

- Bir ay içinde vizyona girecek.

Sırada başka projeler var mı?

- Los Angeles'ta bir sinema filmi projesi var ama henüz detayları açıklayamam. Zaten artık benim için tiyatro ailem, sinema aşkım.

YÜREĞİMDE TEK BİR KİŞİ VAR HER LİMANDA ONU ARIYORUM

Peki diziler?

- Yapmamayı diliyorum. Yapanları çok takdir ediyorum, çok büyük bir emek var ama önce sinema... Ben rahmetli Cüneyt Gökçer'in son asistanıydım üniversitede. Altı senelik memuriyetim var araştırma görevlisi olarak. Benim bu taraflarımı da doyurmam gerekiyor artık. Benim durduğum yer, Amerikalı'nın filmmaker dediği yer; bir gün senaryosunda olurum, bir gün setinde çay taşırım. Ben sadece oyuncu değilim, aynı zamanda sinema emekçisiyim.

Hayatınız kaç DVD'ye sığar?

- İki festival, bir sinema filmi, Los Angeles'taki proje, Kırmızı Bavul bloğu, bir de dillendirmediğim projelerle 10 DVD eder.

Ben sizi daha çok bir denizci gibi görüyorum. Bu kadar yer gezerken her limanda bir sevgili var mı peki?

- Yo hayır. Yüreğimde sadece bir tek kişi var, gittiğim her limanda da onu arıyorum.

PAULO COELHO'NUN HİLAL'İ OLMAK İSTİYORUM


En iştahla baktığınız karakter bu aralar hangisi?

- Paulo Coelho'nun “Elif”i... Okuduğum anda “Bu bana yazılmış, bunun peşine düşeceğim” dedim. Oradaki karakteri ben oynamak istiyorum. Elim ayağım titredi oradaki Hilal karakterini okurken. Karakterin içsel arayışındaki cesaretiyle kendi cesaretini çok denk buldum. Kızın aşağılanmaya rağmen o trenin kompartımanından içeri girmesi... Tek kelimeyle muhteşem. Kim çekerse talibim...

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com