Türkiye'nin En Büyüğü Benim!

Türkiye'nin En Büyüğü Benim!
Rıdvan Dilmen'e aklınıza gelen herşey soruldu...

Rıdvan Dilmen... Fenerbahçe'de dolu dolu sadece 2 sezon oynamış olmasına rağmen, Fenerbahçe'nin ve belki de Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yıldızı... Birçok otoriteye göre, o şanssız sakatlığı yaşamamış olsaydı, şimdi bir Maradona ya da Pele'ydi. O da buna katılıyor. Hatta espri yapıyor: “Bu dönem oynasaydım, yarın Nou Camp'taydım.” Rıdvan Dilmen, futbol kariyerine önce teknik direktörlük sonra yorumculukla devam etti. Hayatı rayında ilerlerken, geçen sene yasadışı telefon dinlemekten gözaltına alındı. O zaman ben dahil, tüm gazeteciler röportaj için kapısını aşındırdı, işin aslını merak etti. “Allah gerçekleri biliyor. Benim alnım ak. Mahkeme bitmeden yorum yapmam” dedi, o süreçte kimseyle görüşmedi. Bu pazar kendisiyle şahane bir futbol sohbeti yaptık. Yaşadığı bu tatsız olaylara da değindik. Şimdi ben huzurlarınızdan çekiliyor, sizi Rıdvan Hoca'yla baş başa bırakıyorum.

* Küçüklüğünüzde arkadaşlarınızın futbol oynaması yasakken, anneniz sizi hep desteklemiş. Biraz anlatır mısınız o günleri?

Bizim mahallede “okul başarısını düşürecek” diye, kimse çocuğunun futbol oynamasını istemezdi. Babam 12 yaşında vefat edince, iki abim de evi biraz geçindirebilmek için futbol oynamaya başladı. Ben de o yaşlarda dikkat çekiyor, mahalle takımları arasında gazoz, şeker karşılığında transfer oluyordum. Annem her gün giydiğim eşofmanı yıkar, akşama hazır eder, okuldan sonra top oynamama izin verirdi. Bunu yapan başka hiçbir aile yoktu.

* Profesyonel futbol hayatına geçişinizi anlatır mısınız?

13-14 yaşındayken Nazilli Sümerspor'dan 25 futbol topu karşılığında Muğlaspor'a geçtim. İlk transferim bu. O yıl Muğlaspor birinci lige çıktı. Bir yıl sonra, 1981 yılında Muğlaspor'dan Boluspor'a transfer olurken ilk paramı kazandım.

* Ne kadar kazandınız?

3 milyon TL. O dönem iyi paraydı. Bana daha fazla para teklif eden bir ikinci lig takımı vardı. Beni yetiştiren Kemal Dirikan Hocam, “Hayır. Sen İkinci ligi aştın. Birinci ligde oynayacaksın artık” demişti. Anneme bir ev aldım hemen... Bu benim çocukluk hayalimdi. Diğeri de Fenerbahçe'de oynamaktı. Onu da yaşadım, çok şükür.

“Türkiye'de gelmiş geçmiş en yetenekli futbolcu benim”

* Şimdi yorumcu Rıdvan, oyuncu Rıdvan'ı değerlendirse ne derdi?

Profesyonel futbola başladığım andan itibaren Türkiye'nin en yetenekli futbolcusu olduğumu düşünüyorum. Hâlâ benim gibi bir oyuncu gelmedi. Ukalalık gibi olacak ama öyle... Benden sonra da Sergen gelir. Ne kadar fayda sağladığıma gelince... İlk 30'a bile girmem. Türk futboluna en büyük faydayı sağlamış isim tartışmasız Hakan Şükür'dür. Son 25 yılın en iyi 11'ine en çok oyu alarak seçildim. Ödül töreninde aynen şunu dedim: “Yeteneklerimle bu ödülü almış olabilirim ama maalesef Türk futboluna bu listeye giren arkadaşlarımdan çok daha az faydam oldu.” Mesela, aynı mevkiide oynadığım Hamit'in katkısı benden çok daha fazladır.

* Ama sakatlandınız...

Bu dönemde sakatlansam, futbol hayatım bitmezdi. Omzum sakatlanmıştı, açık operasyon yapmışlardı o zaman... Şimdi dışarıdan düzeltiyorlar, üç hafta sonra oynuyorsun. Tıp ve teknoloji çok gelişti.

* Devam etseydiniz, sizin bir Maradona ya da Pele olacağınızı söyleyenler çok...

Yılda 3-4 uluslararası maçımız olduğu için yurt dışına pek açılma fırsatı bulamamıştık o zaman. Şimdi futbol oynasaydım, yarın Nou Camp'daydım. (Yarın İspanya'da liginde Nou Camp'ta Real Madrid-Barselona maçı var.)

* Fenerbahçe'ye doyamadınız. İçinizde kalan, keşke yaşanmasaydı dediğiniz bir olay var mı?

Hiç yok. Hayatımda başımdan geçen hiçbir olaya “Ah be'” demedim. Şükrettim hep... Başıma gelen olumlu olumsuz her şeyin bir sebepi olduğuna inanırım. Sağlığım, işim gücüm yerinde... Allah'ın sevgili kulu olduğumu düşünüyorum.

* Arada sizi sakatlayarak futbol hayatınızın bitmesine yol açan Yesiç'i anıyor musunuz?

Yok. Canı sağolsun, sağlığı iyi olsun. Futbol bir oyun. Olur böyle şeyler...

* Bir gün sizi Fenerbahçe'nin başında görebilecek miyiz?

Teknik direktör olmayı her gün diliyorum. Ama Türkiye teknik direktörlük için en zor ülke. Bu yüzden çok istediğim halde, bir daha yapmayı düşünmüyorum. Hayatımda üç meslek yaptım: Futbolculuk, antenörlük, yorumculuk. Dünyaya bir daha gelsem bu sıra yine değişmez.

“Hiddink, sakatken bana evini açmıştı”

* Peki önünüze Milli Takım hocalığı için teklif gelse?

Onu hiç tartışmasız kabul ederim. Bir futbolcu büyük kulüplerde oynamak ister ama hep milli formayı hayal eder. Antrenör için de bu böyledir.

* Hiddink'i nasıl buluyorsunuz?

Hiddink'le F.Bahçe'de 6 ay çalıştım. 10 numara bir adamdır. Yurt dışına tedaviye gittiğimde bana evini açmış harika bir insandır. Teknik direktör olarak yanlışından döndü. Kaleci Volkan, sağ bekte Gökhan veya Sabri, Servet, Emre Belözoğlu, Hamit, Arda altılısı Milli Takım'ın bel kemiği. Diğer 5 oyuncu rakibe ve form durumuna göre değişir. Tuncay olur, İsmail olur... Hiddink'le 2012'ye gitme şansımızı yüksek görüyorum.

* Yurt dışında takım çalıştırmak ister miydiniz?

Neden olmasın? Bazen Amerika'ya filan gideyim diyorum...

* Hangi takımı tercih ederdiniz peki?

Öyle dünyaca ünlü takımların teknik direktörü olmak gibi bir hevesim yok. Genç bir takımım olsun. 5 yıllık-10 yıllık projelerle çalışayım istiyorum. O takımı bir yere getireyim ve başka bir yere geçeyim. Ortaköy'de bir halı saha satın aldım. Cumartesi sabahı mahallenin çocuklarına 10:00'la 14:00 arasında antrenman yaptırıyorum. 30-40 çocuk var, anneleri bana emanet ediyor. Onları eğitmeyi, dünyaca ünlü oyunculara tercih ederim.

“Bana Şeytan Demeyin” kitap olacak

“Hayatımı yazdığım kitabın adı “Bana Şeytan Demeyin.” Yüzde 90'ı bitti. Bu sene yaşadığım olayları bütün gerçekleğiyle paylaşsam çok insan üzülür. Ondan önceki her şeyi günahıyla sevabıyla yazmıştım. Ama bunları yazabileceğimden emin değilim. Yazmasam da eksik kalır. O yüzden kitabı çıkarıp, çıkartmamak konusunda tereddütlüyüm. Rıdvan “Cennetin kapısındaki melek” demek. Şeytan lakabının bana zeki oyun oynadığım için yakıştırıldığını biliyorum. Kemal Hocam'ın bana taktığı addır bu... Ama maalesef Türkiye'de bu lafı kötü kullananlar da oluyor. Son yaşadığım olaylarda da, hep “şeytan” yakıştırması yapıldı. Bu beni çok üzdü. Şeytan kötü bir şey sonuçta...”

“3 büyükler efsanesi bitmez, Anadolu Devrimi geçici”

* “3 büyükler bitmiş” demişsiniz. Bitti mi?

Bitmez. Geçici bir kriz yaşanıyor. Türkiye'deki antrenörler kendilerini çok geliştirdi. Genç antrenörler taktik, psikolojik ve fizik açıdan takımlarını ileri götürmeye başladılar. Büyüklerin transfer yanlışları ise onları geriye düşürdü. Ekonomik olarak da bir dengesizlik var. Şimdi Manchester United ile Everton arasında bir ekonomik fark vardır ama puan farkı da vardır. Bizde Bursa'nın geliriyle, üç büyüklerin geliri arasında uçurum var ama baktığınız zaman Bursa önde... Yine de geçici bir durum bu.

* Yani Anadolu devrimi diye bir şey yok mu?

Devrimler kalıcı olur. Bir iki sezonla olmaz. Uzun vadede üç büyükler arayı açacaktır.

“Derbide gol olmazsa iki taraf birden çok üzülecek”

* Bugünkü Beşiktaş-Galatasaray maçı için skor tahmini rica edeyim? Gol olur mu hocam?

Gol olmazsa zaten ikisi birden çok üzülecek. Oynadıkları oyuna bakarsak ben Beşiktaş'ın her maçında gol olacağını düşünüyorum. Galatasaray mesela son beş maçın dördünde gol atmadı.

* Yani Beşiktaş mı yener?

Öyle bir tahminim yok. Yalnız iki tarafın da oyuncularının yerinde olmak istemezdim. Antrenörler hem Barselona'da, hem Real Madrid'de oynamış isimler. Hagi GS'ın başındayken Real Madrid'e karşı antrenörlük, Schuster Real Madrid'in başındayken Barselona'ya karşı antrenörlük yapmış bir isim. Onlar bu maçın stresiyle baş edebilir. Ama oyuncuların üstündeki baskıyı ne kadar kaldırabileceklerinden emin değilim. Kendilerini ispatlama savaşı bu... Yenilen taraf yarıştan kopacak. Şuursuz bir maç bekliyorum. Özellikle ilk golü yiyen takım şuursuzca oynayacaktır.

“En çok Schuster'i, sonra da Şenol Güneş'i beğeniyorum”

* En beğendiğiniz teknik direktör kim?

Schuster... Fazla agresif oynatıyor, risk alıyor, çılgınca saldırıyor ama ülkemizde tek farklı iş yapan kişi o... Sabırlı olunursa, Türk futbolunda kalıcı bir iz bırakacağına inanıyorum. Bir de Şenol Güneş için bunu söyleyebilirim.

* Schuster'in “60'ların futbolu oynanıyor” çıkışını nasıl buluyorsunuz?

O lafı ben de, bu kahvedekiler de, bizim bakkal da yıllardır söylüyor. O altını açmadığı için tepki aldı. Tabii ki tempo olarak 60'ların futbolu oynanmıyor. Ama güç farkı olduğu bir gerçek. Bu nedenle rakip takımlar hücum yerine, savunma yapıyor. Beşiktaş'a karşı bahsettiği kulüpler 15 dakika baskı yapamıyor ki... Schuster, İspanya kültüründen geldi. Orada 8-0 yenilen Almeria her top ayağına geldiğinde rakip kaleye hücum ediyor. Ve bunu paslaşarak yapar. Beşiktaş'a en fazla üç pasla gol atabiliyorlar.

* Türkiye liginde en beğendiğiniz Türk futbolcular kim?

Arda'yı beğeniyorum tabii ki... Avrupa'da her takımda oynayabilmesi için Gökhan Gönül'ün biraz gelişmesi lazım. Mehmet Topuz kendini çok yeniledi. Beşiktaş'ın sol beki İsmail'in de iki üç yıl sonra çok aşama kaydedeceğini düşünüyorum. Çok genç, önü çok açık. Bir de Fenerbahçe'nin alt yapısında Recep Niyaz ve Beykan diye 1995 doğumlu iki çocuk var. Bunlar Türk futbolunun yıldızları olacak. Şimdiden adlarını yazın.

* Peki Bülent Uygun ve menajerlik krizi hakkında ne söyleyeceksiniz?

Üzülerek izledik tabii... Ama inanın bunu bilerek yaptıklarını düşünmüyorum. Yasak olduğunu bilmeden yapmışlardır.

* Ama etik olarak zaten bir takımın teknik direktörüyseniz bir futbolcunun menajerliğini yapmazsınız, öyle değil mi?

Yüzde 100... Bakın ben yorumcuyum benim de yapmam etik değil. Bana zamanında üç dört şirketten teklif geldi. Trilyonlar yağdırsalar yapmam. Zaten yapamam. O başka bir iş... Ben Bülent'in televizyondaki açıklamasına istinaden söylüyorum. “Teknik direktörken menajerlik yapmadım” dedi. İnanıyorum. Ben güvenle yaşayan bir insanım.

“Maçı satan karısını, çoluğunu çocuğunu, her şeyini satar”

* Türkiye'de hep ara sıra “şike” iddiaları gündeme gelir. Şike oluyor mu?

17 yıl futbol oynadım. Size yemin ediyorum hayatımda hiçbir takım bana şike teklif etmedi veya ben kimseye etmedim. Ama şu oluyor... Bizim bir iddiamız yok mesela, ama rakip takım için kazanmak hayat memat meselesi... Rakip oyuncuların “Aman abi yapma, aman fazla koşma...” diyerek üzerimizde bir psikolojik baskı kurmuşluğu vardır.

* “Derin futbol” yok mu? Bana hep “var” gibi gelir...

Bizim camiaya ait bir atasözü vardır: “Maçı satan, karısını, çoluğunu çocuğunu her şeyini satar.” İstisnalar kaideyi bozmaz. Mutlaka bu camiada da 3-5 çürük elma vardır. Federasyon zaten bu konunun üstüne gidiyor. Mahkemeye yansıyan olaylar var. Genelleştirmek doğru değil. Şimdi bir de “İddia” çıktı. İddia dünya futbolu için soru işaretidir. O da şaibelere neden oluyor. Türkiye'de 1.5-2 milyar dolar civarı oynanıyor. Cebindeki tüm parayı bu işe yatıranlar bile var.

* Türkiye'de futbol nasıl daha iyiye gider? Şampiyonlar Ligi finalinde bir Türk takımı görebilecek miyiz?

Yöneticilerin de eğitimden geçmesi lazım. Şimdi bize kırılabilirler ama Türkiye'de kulüpleri idare eden kişiler, bu işi 20 sene yapan bir insandan futbolu daha iyi bildiğini iddia ediyor. Halbuki bilmiyor ve öğrenmesi lazım. Mesela Türkiye'de Bursaspor, Kayserispor gibi bir kulübün bir yöneticisinin, Arsenal'i ziyaret edip, transfer politikalarını sorması, orada bir eğitim alması gerek. Büyüklerin de şampiyonluğa oynayan bir kulübe yönetici göndermesi ve transfer hakkında bilgi edinmesi lazım. Mesela Barselona'ya... Onlar tabii 40 milyon Euro'ya oyuncu alıyor ama bazen ilginç oyunculara da yatırım yapıyorlar. Bugün Mesut Özil'i 10 Milyon Euro'ya alıyor adam. Türkiye'de 15 milyon Euro'luk oyuncular var. Tranfer politikamız yanlış.

“Yılda 94 maç yorumlayarak bugünlere geldim, dostumu düşmanımı tanıdım”

* Hangi Fenerlilerdensiniz? Galatasaray'ın UEFA şampiyonu olmasına sevinenlerden mi, üzülenlerden mi...

Ben üzülmem. Bırakın sevinmeyi, üzülmeyi; menfaati, düşünelim. Galatasaray'ın UEFA Şampiyonluğu Türk antrenörlerinin önünü açtı. Önceden 18 takımın 15'ini yabancı antrenör çalıştırırdı. Şimdi dört kişi sayamazsınız. Bu şampiyonluk hepimizin para kazanmasını sağlamıştır. Medyanın da, sporcunun da, teknik adamın da... Ama elbette Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı yenmesi hoşuma gider. O ayrı!

* Final maçına gitmiş miydiniz?

Yok ama 3-0'lık Neuchatel maçının rövanşında tribündeydim. Gol olunca havalara sıçramadım ama heyecanlandım, kazansınlar istedim.

* Bu yıl nasıl bir yıl oldu?

Tatsız. Hak etmediğim bir şekilde geçti. Kusurum olmuş olsaydı, kabullenirdim. Objektif bir adamım. 31 Aralık günü akşam 21:00'de yatacağım. Bir an önce bu yıl bitsin istiyorum. Ama 2010'dan çok önemli dersler çıkarttığımı söyleyebilirim.

* Mesela...

Dostumu düşmanımı anladım. Spor medyasında kimse kimsenin başarılı olmasını istemiyor, kimse kimseyi sevmiyor. Bunun için de her türlü entrikayı çeviriyorlar. Ben öyle değilim. Mesela bizim Sergen'i öz kardeşim gibi severim. Ona sürekli uyarılarda bulunurum, tavsiyeler veririm. O da bunu bilir. Ama bazıları benimle uğraşıyorlar. Uğraşmayın benimle... Ben sizinle aynı ligde değilim. Bugünlere kolay gelmedim. Yılda 94 maç yorumlayarak geldim buraya. Öyle acayip paralar kazanan bir adam da değildim. Hep parama taktılar. Çok şükür şimdi kazanıyorum.

* Kazandırmasanız, kazanamazsınız herhalde....

Mutlaka... Zaten maliyeci misiniz, size ne? Bana soruyorlar, arkamdan araştırma yapıyorlar. Çok ayıp bir defa... Ben kimseye aldığı maaşı sormam. Herkese Allah daha çok versin.

“Ne ben kimseyi dinledim, ne de birilerini dinlettim”

* Dinleme meselesi nereye vardı?

Nereye varacak? Hiç... Bu konuyla ilgili tek şey söyleyebilirim: “Ben kimseyi ne dinledim, ne de benim için birisi birilerini dinledi.” Zaten dosyada adım dahi geçmiyor. Takipsizlik kararı çıktı. Beni dinleyen televizyondan dinliyor.

* Peki sizin adınız nasıl karıştı?

Konuyla ilgili dinlenen biri bizim arkadaşımız. Birkaç kez onunla telefonda konuştum ondan... Yoksa devlet benim telefonumu dinlememiş. Bunları ilk kez size anlatıyorum. Hiç konuşmadım daha önce... Çünkü mahkeme süreci vardı. Mahkeme sonuçlandı. Rıdvan Dilmen hayatı boyunca sabıkanın yanından bile geçmemiştir. Haneme sabıka yazılmamıştır, yine yazılmadı. Tam bu olayın üstüne, sahte bir dosyayla ortaya çıktılar. “Tamam yakaladık Rıdvan'ı...” dediler. Onun da ne kadar saçmasapan olduğu sonradan anlaşıldı. Bunları yapanlar yukarıdakini unutuyorlar. Öbür dünyada cezadan kaçamayacaklar.

* Etkilendiniz mi bu olaylardan?

Tabii. Terapiye birkaç yıldır gidiyordum zaten, o sıra sıklaştırdım. Bu tür konularda çok hassas bir adamım. Şimdiye kadar ne haram yedim, ne kimsenin hakkını yedim. 12 yaşımdan beri çalışıyorum. Okuldan çıkar Yüksel Hocam'ın ayakkabıcısında ayakkabı satar, oradan eve gider top oynardım. Yaşım 48... 36 yıldır bir fiil çalışıyorum. Allah haram parayı ne benim, ne çocuklarımın kursağından geçirmesin.

* Aileniz size nasıl destek oldu?

Hiçbir sorun olmadı. Bırakın ailemi beni tanıyan herkes bu tür şeyler yapmayacağımı bilir. O kaosta NTV geldi, Rıdvan Dilmen'in sözleşmesini dört yıl daha uzattı. Bu “Arkandayız” demek. Bu saatten sonra bana dünyaları sunsalar başka yere gitmem. Ancak NTV gönderirse giderim. Haftada dört gün program yapıyorum. “Yedi gün yap” deseler seve seve yaparım. Ölene kadar NTV'de çalışmak istiyorum.

Vatan

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com