Twitter'da 50 Bin Takipçim Var

Twitter'da 50 Bin Takipçim Var
Levent üzümcü çok özel ve çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“Kayıp Aranıyor” sıradan bir dizi değilmiş de sosyal sorumluluk mesajları da veriyormuş gibi geldi bana. Siz ne düşünüyorsunuz?

- Evet, dizinin dramatik yapısı çok güçlü. Bu projede olmaktan memnunum, çünkü ben genellikle işlerimi bir parça da olsa insanlara dokunabilsin diye yapıyorum. Özellikle dramada... Çünkü komedide böyle bir şey söz konusu değil zaten...

Neden?

- Komedi anlamında baskıcı bir rejimle yönetiliyor Türkiye. Kanallar da politik hiciv söz konusu olduğunda ya kızarlarsa, ya bir şey söylerlerse diye endişe ediyor. Bu baskının içinden zamanla başka türlü bir komedinin doğacağını düşünüyorum. Ama özellikle bu dönemde, söyleyecek bir sözünüz varsa bunu dramalarla yapabilirsiniz.

Dizide canlandırdığınız Yakup, oğlu kaçırılan ve bunun üzerine kendini Kayıp şube'ye aldıran bir polis. Bir baba olarak o rolü canlandırırken neler hissediyorsunuz?

- Sıkılıyorum, çünkü dediğiniz gibi ben de bir babayım. Duygusal da bir insanım. Senaryoyu okurken içim daralıyor. Kaybın başka bir psikolojisi var. Çünkü biri ölünce, öldüğünü bilirsin ama kayıp olunca insanın bağrını parçalayası geliyor.

SEYİRCİ DE DİZİLERİN AĞIR TEMPOSUNA ALIŞTI

Çekimler sürerken kayıp vakalarıyla ilgili neler dikkatinizi çekti?

- Polisin inanılmaz çabası... Bir kere kayıp yakınlarından alınan DNA örnekleri, kimsesizler mezarlığında yatanların DNA'sıyla eşleştiriliyor. Bu ne kadar acı bir durum. Ölü bile olsa, umutla kaybının bulunmasını bekleyenler var.

Dizi 65 dakika... Bunun avantajlarını görüyor musunuz?

- TRT'nin böyle bir kararı var, dizilerin en uzunu 65 dakika çekiliyor. Bunun yapılması gerekiyordu. Mesela biz “şen Yuva”yı yaparken seyirci “Çok hızlısınız, hıza yetişemiyoruz” diyordu. Diziler 100 dakika olunca bütün meslektaşlarımız ağır ağır oynamaya, beş dakika uzun uzun bakmaya alıştılar. Seyirci de o ağırlığa alıştı. Ama yapabilecek bir şey yok, çünkü bu ne senaristin, ne oyuncunun ne de yapımcının suçu.

Peki suç kimin?

- Kimsenin suçu değil ama suç kapsamına alınmalı. Çünkü seyirci beş dakika insanların birbirine bakmasına alışır hale geldi. Seyirci “Koş bey koş, bir şey söylediler” deme raddesinde artık!

ÖDÜLLERİN DAĞILIMI JÜRİNİN TAKDİRİDİR

“Tehlikeli ılişkiler” oyununa gelelim. Oyun bu yıl en başarılı prodüksiyon, en başarılı yönetmen, en iyi erkek ve kadın oyuncu, en iyi sanat yönetmeni dallarında aday. Objektif bakacak olursanız, oyunu nasıl değerlendirirsiniz?

- Çok üzülüyorum çünkü sahnede olduğum için izleyemiyorum. Ama izleyenlerden duyduğum kadarıyla “vay be” dedirten bir oyun.

Ödülleri toplarız diyor musunuz?

- Ödüller jürinin takdiridir. Sezonda 80 oyun izliyorlar ve gerekçeli kararlarını sunuyorlar. Zamanı geldiğinde göreceğiz.

“Tehlikeli İlişkiler”deki çapraz ilişkiler, günümüzde de yaşanıyor. Yani olay geçmişte geçse bile konu güncel...

- Oyun da 18. yüzyıl sonlarında geçiyor. Tutkulu bir aşk hikâyesinin yanı sıra, o dönemde Fransa'daki ikiyüzlü cemiyetin tüm değerlerden yoksun, yıkıcı görüntüsü çiziliyor oyunda... Ama konu 1800'lerde geçse de bu tür ilişkiler günümüzde de devam ediyor. Dönem dışında hiçbir şey değişmemiş. Hâlâ insanlar, girift, birbirine geçen, karışık ilişkiler içerisinde...

İSTİBDAT MERAKLILARI BENİ BAĞLAMAZ, BANA NE

Twitter'dan takip ettiğimiz kadarıyla fikirlerinizi rahatlıkla, açık açık paylaşanlardansınız...

- Ne söylemek istiyorsam söylüyorum. Niye yaşıyorum ki hayatta? Üçüncü dünya ülkesinde miyiz? Birilerinin istibdat meraklısı olması beni bağlamaz, bana ne. Ben 2011 yılında, modern ve özgür olduğunu iddia eden bir ülkede yaşıyorum. ıstediğimi söylerim. Tabii ki saygı çerçevesinde ve insanlara küfür etmeden.

Bazı yazdıklarınız resmen olay yaratıyor ama... Mesela sizin sözlerinizin ardından bir türban tartışması yaşanmıştı.

- Ben de bu ülkede yaşıyorum, kötülüğünü ister miyim? Bu kadar saçma sapan bir bakış açısı olur mu? Yekten ve net olarak söylüyorum; benim hiçbir şeyle derdim yok. O sözler KPSS sınavındaki arama üzerine söylenmişti. Demek istediğim de şuydu; madem KPSS sınavında insanın atkısını, kolyesini çıkartacak kadar ince eleyip sık dokuyorsunuz, türbanlara neden bakmadınız. Ondan sonra bana “türban düşmanı” dediler. Oysa ben orada “Kimsenin atkısını, beresini elleme, kimsenin türbana dokunma” demeye çalışıyorum. Yani eğer bir şeyi yapıyorsan tam yap. Bir takım feodal düşünceli insanlar da beni türban düşmanı ilan ediyor. Ben insanın dini inancına nasıl karşı çıkabilirim?

Twitter söylemleri haber oluyor. Bunun için bir otokontrol mekanizması gerekmiyor mu?

- Habercilik benim söylediklerimi Twitter'dan alıp koymak değildir. Orada yazdığım bir şey üzerine beni arar, bilgi alır, o ayrı. şeffaf bir insanım, açıp sorsunlar. Ünlü dediğiniz insanlar kraliyet ailesinden gelmiyor ki. Hepimiz işçilerin, memurların çocuklarıyız.

OĞLUMA “SENİN BABAN GERİZEKALI” DEMİŞLER

“Abimm”de zihinsel engelli bir adamı canlandırmanızdan sonra oğlunuzu rahatsız ettikleri, bu yüzden artık daha seçici olduğunuz doğru mu?

- Oğlum Ada okuldan servisle eve dönerken, duvarda filmin afişini gören birkaç okul arkadaşı “Senin baban gerizekalı” demiş. O da çok üzülmüş. Çocuklar vahşiler, ama küçükken biz de öyleydik. Eve geldiğinde berbat durumdaydı Ada, çok üzülmüştü. Ona “Farklı insanlar olmak benim işim, ama bunun dışında tek baban var” dedim. Onlar büyüyünceye kadar seçici olma kararı aldım. Çünkü dolaylı da olsa zarar görüyorlar.

Kaç yıl seçici olacaksınız peki?

- Küçük oğlum Batu henüz 4 yaşında, o yüzden sanırım 10-11 yılı bulur. Tabii şu rol olmaz bu rol olmaz diye şimdiden söyleyemem, her senaryoyu okuyorum.

PATATES SURATLI ADAMIN İZLENİLİRLİĞİ VARSA YAPIMCI ONU SEÇER

“Abimm”de ben sizin oynadığınızı hiç düşünmedim çünkü o karakter olmuştunuz.

- Ben oyunculuk yapıyorum, oyunculuk televizyonda izlemeye alıştığımız bir takım patates suratlı adamların yaptığı iş değil ki... Oyunculuk yaptığını iddia eden herkes, mutlaka bir role girdiğinde kendini unutturmalıdır. Başka bir yolu yok.

Yakışıklı olmak mı gerekir oyuncu olmak için?

- Bir yönetmen ya da yapımcı işi kötü olsun diye adam seçmez. Senin izlenebilirliğin yoksa, ne kadar iyi iş yaptığın önemli değildir, o yetmez. Patatesin izlenilirliği varsa yapımcı onu kullanır, kimse de “neden kullandın” diyemez, olay bitmiştir.

TWITTER'DA 50 BİN TAKİPÇİM VAR

Çok uzun zaman geçiriyorsunuz Twitter'da. Ve bu durumda akla iki olasılık geliyor; ya dertlisiniz ya da yalnız... Yalnız olmanıza imkan olmadığına göre...

- Yalnız değil kalabalık bir insanım ama sette ışık kurulsun diye beklerken oturup tweet atıyoruz. Türk Telekom Arena'da 50 bin kişinin önünde Galatasaray yeniliyor, olay oluyor. Benim de Twiter'da 50 bin takipçim var, hoşuma gidiyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden benimle aynı fikirde olan ya da olmayan insanlarla oturup konuşuyorum. Tabii ki terbiye sınırları çerçevesinde.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com