Umur Talu: “Orası benim yuvamdı”

Umur Talu: “Orası benim yuvamdı”
Umur Talu dün gece yanan Galatasaray Üniversitesi hakkında şok açıklamalarda bulundu ve yangının arkasındaki nedenleri açıkladı.
Umur Talu 6 yaşında babasını kaybettikten sonra Galatasaray Üniversitesi binasının eski hali olan ilk mektepte yatılı eğitime başlamış, uzun yıllar bu binayı evi olarak görmüş biri. Dolayısıyla yangına en çok üzülenlerden biri de o olmuş. Bu nedenle bugünkü köşe yazısının konusu da Galatasaray Üniversitesindeki yangın.  İşte Talu’nun Habertürk’teki yazısından satırbaşları:
Orası benim sadece ilk mektebim değil, babamı kaybettikten üç, beş ay sonra, 6 yaşımda sığındığım yuvamdı.
Biz küçücük çocuklar, bizden öncekiler de tabii, ona iyi baktık.
Yakmadık en azından!
Üstelik, kalorifer, doğalgaz vesaire icat edilmemişti orada…
Kocaman kocaman sobalar, büyük salonları, kalabalık yatakhaneleri, daha küçükleri de sınıfları ısıtmaya çabalardı.
Bir kısmı okulda yatılı öğretmenler, kıdemli, emektar çalışanlar ve biz “yatılılar” gözbebeğimiz gibi bakardık.
Bakamadılar demek ki!
Haberlerde genç sunucular Galatasaray Üniversitesi’ni anlatırken, “1871’de yapılan bina…” diye başlayıp “Kız öğrencilerin binasıydı, sonra ilkokul oldu” diye anlatıyor.
Yok güzel kardeşim…
İyi bir şey diye söylemiyorum ama, o vakit kız öğrenci yoktu…
Ve üniversite zaten icat edilmemişti!
Zaten ilk mektepti…
Biz 1963’te girenler ise, o ilk mektebin son mezunlarıydık; 100’üncü yılda ilkmektebi kapatanlardık..
5’e geldiğimizde arkamızda “çalışkan ikiler” filan kalmamıştı.
Kimi öğretmenimiz tam da o okulun önünde can vermişti…
Onlar da kalmamıştı.
Şimdi alev alev o binada, hayata dair ilk alevlerimizi almış, ama ona yuvamız, anamız, babamız, hatta bebeğimiz gibi bakmıştık.
Ben nöbetçi de oldum o binada…
Kantinde de çalıştım…
Hentbol sahasında deli gibi futbol oynadım.
Sadece ilk okumayı değil, Necdet Bey gibi “hocalar” sayesinde “başka türlü okumayı” da orada öğrendik. Yazabiliyorsak, yazmayı da.
Varlıklı olanlar ile yoksul olanlar, ortada kalanlar, sadece geceleri gündüzleri değil, aşımızı, düşümüzü paylaşmayı da orada öğrendik.
Kurumlar bazen bir gecede iki yüzünü anlatan iki çarpıcı olayı birden yaşarlar.
Bazen umursamaz bazen şaşarlar.
“Galatasaray camiası” dünü “Sneijdermanya” ile geçirirken, sadece yarım yıl parasıyla bonservis için 10 milyon dolar verilerek “büyük kulüp” olmanın keyfi çıkarılırken…
Bizim “Feda”nın lugatı ile, kulübün doğum yerlerinden bir bina da, belki de minicik bedeller yüzünden “aslan gibi” mücadele ediyordu kalleş alevlerle.
Sneijder “yabancı” olabilir ama biz yabancı değiliz…
Bir vakit “Çıra”ğan’ı, daha yenilerde Haydarpaşa Garı’nı, Milli Eğitim binasını yaktık İstanbul’da; Galatasaray Üniversitesi’nin az ötesinde de Gaziosmanpaşa mektebini de yakmıştık.
O yanan bir üniversiteydi ama ilkmektepten miras almıştı o binayı.
Kusura bakmayın arkadaşlar; koruyamadınız galiba.
Sonradan yeniden açılan ilk mektebi üvey evlat görüp sürdünüz; hatta öğretim kadrosu Boğaz’a bakıversin diye, üniversite öğrencilerini de yolun öteki yanına, Sit alanına koydunuz ama bakamadınız.
Salonlar yaptırdılar diye medya patronlarının adını koydunuz ama koruyamadınız.
Yine de ne büyük tesellidir ki…
Kendisini koruyamayanları bile korudu tarihi bina.
Kimsenin canını yakmadı, kimseyi dumana, aleve boğmadı.
Kendi ateşiyle kavruldu…
Kendi tarihiyle direndi. (SAE)
 


Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com