Yağlı Kazık Çevik Bir'in Değilmiş!

Yağlı Kazık Çevik Bir'in Değilmiş!
Kendisi için 'Gelirsek o kadını yağlı kazığa oturturuz' diyen paşanın Çevik Bir olmadığını açıklayan Meral Akşener, Ergenekon davasının ABD operasyonu olduğunu iddia etti, Hanefi Avcı'ya övgüler dizdi...

8 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Akşener, darbe haberini Çiller'in isteğiyle Şevket Kazan'a ilettiğini söyledi. Kendisi için “Yağlı kazığa oturturum” diyen generalin iddia edildiği gibi Çevik Bir olmadığını açıkladı. Ama o ismi vermekten çekindi...

TBMM Başkanvekili, MHP Milletvekili Meral Akşener Meclis kürsüsünün en otoriter ismi olarak biliniyor. Muhalefeti bırakın iktidar milletvekilleri de hem sevdikleri hem de saygı duydukları Akşener'i kızdırmamak için oldukça dikkatli davranıyor. 28 Şubat döneminin kapı kıran İçişleri Bakanı Akşener VATAN'a konuştu ve yıllar sonra “yağlı kazık” meselesiyle Şevket Kazan'ı “Darbe olacak” diye uyardığı iddialarına açıklık getirdi.


1982 anayasasına itiraz ettiniz ve soruşturma geçirdiniz. Bu pakete itirazlarınız da epeyce konuşuldu.



1982 anayasası referandum sürecinde yoğun bir tek taraflı propaganda uygulandı. Bugünün hızlı demokratı bazı gazeteciler, muhafazakar kesimin kanaat önderleri, dini grupların ileri gelenleri anayasayı destekleyen açıklamalarda bulundular. Hatta anayasayı hazırlayan hocalarca, “Bu anayasa Allah korkusuyla hazırlandı, bismillah ile yazıldı. Bu anayasaya zorunlu din dersleri konarak gelecek nesiller dinsizlikten korunuyor” denilerek milliyetçi-muhafazakar kesimler ikna edilmeye çalışıldı. Bu propagandalardan benim gibi milliyetçi-muhafazakar ailelerin de yer aldığı kesimler etkilendi. Bizler liderimiz ve arkadaşlarımızın hapiste olmaları ve ağır işkence gördüklerinin bilicinde olarak “hayır” oyu verirken, yakınlarımızın birçoğu bu dini gerekçeler ile “evet” oyu verdiler.

Cuntadan farkı yok

Başbakan Erdoğan'ı Kenan Evren'e benzettiniz. ‘Hayır'ları dikkate alacağını belirten balkon konuşması sizi ikna etmedi mi?

Sayın Başbakan'ın anayasa referandumunda kullandığı söylem ve kullandığı yöntemlerin benzerliğine dikkat çekerek ‘Tayyip bey bana Kenan Evren'i hatırlatıyor' dedim. Çünkü Bugün hayır diyenler nasıl darbe yanlısı ve demokrasi düşmanı ilan edilmişlerse, 1982 yılında da anarşist ve vatan haini ilan edilmişlerdi. 1982 anayasası doğru şartlarda hazırlanmadığı için 16 kez değişmesine rağmen kimseyi memnun edememiştir. Bugün de demokratik yollar tüketilmeden, tartışma ve uzlaşma aranmadan tek yanlı bir anayasa değişikliği yapılmıştır. Kullanılan yöntemin cunta tarafından uygulanan yöntemden bir farkı yoktur.

Pek ikna olmadınız galiba...

Sayın Erdoğan'ın her seçimden sonra balkon konuşması yapmayı gelenek haline getirdiği anlaşılıyor. 2007 balkon konuşmasının ne kadar arkasında olduysa bunun da o kadar arkasında olacaktır. Başbakan Türk milletini hala seçmen olarak görmektedir. Bir başbakanın halkı vatandaş olarak görmesi gerekir. Bunu gerçekleştirmedikçe AKP'nin genel başkanı kalmaya devam edecektir. Başbakan'ın konuşmalarının gerilim artırıcı, uzlaşmaz, kavgacı ve toplumu kutuplaştırıcı olduğu gerçeği bunun böyle devam edeceğinin de işaretidir. Türkiye'nin en gelişmiş yerleri olan batı kıyılarında yaşayan insanlarımızın çoğunluğunun referandumda hayırcı olmasını, kendi tabiri ile demokrasi düşmanı olmasını, Başbakan'ın batılı dostlarına nasıl izah edeceğini doğrusu çok merak etmekteyim.

Darbe haberini ilettim

Sadece 12 Eylülcüler değil, 28 Şubatçıların da yargılanmasını istemiştiniz. Buna 27 Nisan bildirisini yayınlayan isimler de dahil edilebilir mi?
Başbakan dikkat ederseniz 1960 ihtilalini ve 12 Eylül darbesini hatta Alevi Dedesi Seyit Rıza'nın idamını dahi tartışıyor, esiyor, gürlüyor, ağzına geleni söylüyor. Ama kendileriyle doğrudan ilgili olmasına rağmen iki hadiseden hiç ama hiç söz etmiyor: 28 Şubat süreci ve 27 Nisan muhtırası. Sizce manidar değil mi? Halk sanıyor ki 28 Şubat sürecinde tank yürüten paşa, her gün medyada beyanatları çıkan genelkurmay 2. Başkanı ve diğerleri Silivri Cezaevi'nde tutuklu. 27 Nisan'da muhtıra veren eski Genelkurmay Başkanı hakkında Başbakan'ın ağzından bırakın suçlamayı, bir sitem dahi duydunuz mu? Muhtıra verdikten 4 ay sonra emekli olan Genelkurmay Başkanı'nı devlet şeref madalyası ile ödüllendiren, altına 1 milyon 200 bin TL'lik lüks makam arabası tahsis eden acaba muhtıra verilen Başbakan Erdoğan değil miydi? Yoksa bütün bunlar bir kurgu olmasın! Ne demişti: ‘Sırlarımız benimle mezara gider.' Derler ya, pazara değil mezara kadar. Dostluk dediğin böyle olur.

28 Şubat'ta sizin darbe olacağını öğrenip Şevket Kazan'ı aradığınız hep konuşulur. Doğru mu? Bu söylentileri mutlaka Sayın Çiller'e de ilettiniz. Tepkisi ne oldu?

Sayın Çiller, Sayın Erbakan'ı, Şevket Kazan vasıtası ile bilgilendirmemi istedi. Ben de ilettim.


Siz 28 Şubat'ın en mücadeleci isimlerinden biriydiniz. “Yağlı kazığa oturturum” diyen komutana yönelik cevabınız hala konuşulur. O olay neydi ve o komutan iddia edildiği gibi Çevik Bir miydi?


Çevik Bir değildi. 28 Şubat sürecinde demokrasi dışı taleplere direndiğim için çirkin bir tehdit, üst düzey bir komutan tarafından, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı vasıtasıyla gönderildi. Bu şahsın adını hiç söylemedim. Nedeniyse eşinin ve çocuklarının kamuoyu karşısında mahcup olmalarını istemeyişim.

Hanefi Avcı dik durdu

Hanefi Avcı Devrimci Karargah soruşturması nedeniyle tutuklandı. 28 Şubat'a en çok karşı çıkan isimlerden biriydi. Nasıl yorumluyorsunuz?


Sayın Avcı ile bakanlığım döneminde beraber çalıştık. Kendisini dürüst ve çalışkan bir bürokrat olarak tanıyorum. 28 Şubat sürecindeki antidemokratik talepler karşısında dik durabilmiştir. Yazdığı kitap üzerinden yapılan tartışmalara baktığımda, ülkemizdeki kutuplaşmanın 28 Şubat sürecinden daha derin bir hale geldiğini üzülerek görüyorum.

Ergenekon davalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? 28 Şubat'a kadar uzanır mı sizce?

Kamuoyunda Ergenekon davası diye bilinen davada 28 Şubat sürecini aktif olarak yöneten üst düzey hiçbir general sanık olarak bulunmamaktadır. Savcının mahkemeye sunduğu iddianamede de bu hususta benim takip edebildiğim kadarı ile herhangi bir iddia yoktur. Bugün o dönemin sonuçlarına baktığımda ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne ait bir hazırlık olduğunu görüyorum.

28 Şubat siyaseti rayından çıkardı mı?

Bugün vardığımız nokta 28 Şubat sürecini kurgulayan iradenin amacına ulaştığını göstermektedir. Siyasete makas değiştirtilmiştir. Bu kurgunun gerçekleşmesi için gerekli siyasi tasfiye yapılmıştır.

E-muhtıradan sonra darbe planları adeta ortalığa saçıldı. Balyoz gibi. Bu iddiaları darbenin kıyısından geçmiş biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Size bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Bu ülkede tapu davası 20 yıl, cinayet davası 10 yıl, vergi davası 5 yıl sürmemelidir ama maalesef sürebiliyor. Ama Türk ordusu gibi Mete Han ile başlayan 2200 yıllık tarihi bir geçmişe sahip bir ordu mensupları hakkında kendi halkını ve camisini bombalama davası 5 saat bile bekleyemez. Türkiye'nin en öncelikli meselesidir. Biran evvel aydınlatılmalıdır.

Türban konusunda bir kadın milletvekili olarak çözüm öneriniz nedir?

Bugüne kadar MHP ve CHP'nin katkısı ile çözümü mümkün olan bu hususta artık bizlere ihtiyaç kalmamıştır. Referandumdan sonra Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın değişen yapısı ile benimde anti demokratik bulduğum bu yasağın önündeki tüm engeller kalkmıştır. Şimdi AKP TBMM, resmi daire, yargı, hastane gibi kamusal veya kamusal olmayan alanlar için türban, başörtüsü, çarşaf ve bunun gibi kıyafetlerin hangilerini yasaklayacak, hangilerini serbest bırakacak hep birlikte göreceğiz. Şimdi mesele hangi alanlarda hangi kıyafetin AKP tarafından yasaklanacağıdır.

Hükümet İmralı'yla görüşür ama sonucuna da katlanır

Eski bir İçişleri Bakanı olarak İmralı - devlet görüşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi burada da tam bir kafa karışıklığı var. Devlet görüşünce sakıncası yok, hükümet görüşürse sakıncalı mı oluyor? Başbakan'a sorarsanız görüşmek vatan hainliği ile eş. Görüşenler ise Başbakanlığa bağlı MİT ve Adalet Bakanlığı'nın üst düzey görevlileri. Yani siyasi bedeli bana gelmesin ama görüşülsün. Peki, nasıl olacak? Öcalan'ın taleplerinin siyasi olduğu, örgütü içeriden yönettiği biliniyor. Bu taleplerinin karşılanacağı yer ise hükümet. Peki, bu nasıl iş? Hükümet bunun doğru olduğuna inanıyor ise görüşür ama siyasi sonuçlarına da katlanır. Böyle kaçak göçek işler ile bir yere varılamaz.

AK PARTİ'DEN NEDEN AYRILDI?

AKP'ye kuruluş aşamasında gittiniz ve ipler koptu. Ne yaşandı ki bu yollar bu kadar hızlı ayrıldı?


Sayın Erdoğan hükümetlerinin icraatlarına baktığınızda sorunuzun cevapları bulunacaktır.

KÜRSÜDE NEYE KIZIYOR?

Hem partiniz hem de TBMM erkek egemen. Buna rağmen Meclis'i en iyi yöneten isim sizsiniz. Tüm beyler sizden çekiniyor, kürsüde hissediyor musunuz?

Bu soruya ben cevap vermeyeyim (gülüyor).

Kürsüdeyken milletvekilleri en çok ne yapınca kızıyorsunuz?

Kural dışı davranışlar.

Kadın siyasetçi olmanın avantajı ve dezavantajı var mı?

Avantajını bilemem ama dezavantajı çok. Şaka bir yana Türkiye'de kadın olmak zor zanaat. Siyasette kadın olmak ise çok yorucu.

Referandumda CHP'nin tavrı ülkücüleri rahatsız etti

MHP tabanı o süreçte ve sonrasında hala konuşuluyor. İktidarın ülkücü tabana yönelik 12 Eylül'den hesap sorulacağı propagandası başarıya ulaştı mı?


12 Eylül darbesinin ülkücüler üzerinde çok ağır etki yarattığı bir gerçektir. O dönem solcu tutuklular ‘Hadi biz bu devleti yıkmak ile suçlandığımız için buradayız. Siz ise bu cumhuriyeti korumuyor muydunuz? diyerek ülkücülere göndermede bulunurlar ve ülkücüler bundan çok etkilenirdi. Hatta rahmetli Başbuğumuz Alpaslan Türkeş'in bir duruşmada söylediği gibi ‘Biz hapisteyiz, ama görüşlerimiz iktidarda' sözü bu sitemi yansıtmaktadır. Ülkücüler gerek sayı gerek fikri olarak büyük bir ailedir. Her ailede olduğu gibi bizde de bazı konularda farklı görüşte kişiler olabilir. 12 Eylül 1980 darbe döneminde yaşananlar, bu referandum ile o dönemin hesabı sorulacağı propagandası yapıldığı için, az sayıda da olsa bazı arkadaşlarımızı etkilemiştir. Artık, referandum geride kaldı. Bundan böyle arkadaşlarımıza ve bize düşen görev bu anayasa değişikliği ile 12 Eylül cuntasından hesap sorulacağına dair söz verenlerin takipçisi olmak.

Referandum iddia edildiği gibi ülkücü kesim açısından bir dönüm noktası mı? Partinize yönelik ‘oy kaybetti' eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben yüzde 42 oyu sanki CHP'nin oyu gibi göstermenin, CHP'nin yeni genel başkanının yıpranmasını önlemek için kurgulandığı görüşündeyim. Bugün CHP içindeki arayış ve tartışmalar ayakların yere bastığını göstermektedir. Genel başkanımızın dediği gibi MHP'liler ile CHP'liler ayrı sandığa oy mu attı ki MHP'nin oy kaybettiğini tespit ettiniz? CHP'nin aşırı laikçi söyleminin MHP'lileri rahatsız ettiği, Orta ve Doğu Anadolu da kısmen etkili olduğu da bir gerçektir.

CHP'nin referandumdaki söylemleri oy kaybettirdi yani...

CHP'li Avcılar Belediye Başkanı tarafından astırılan afişler, Sayın Kılıçdaroğlu'nun genel af önerisinin milliyetçi-muhafazakar seçmenler üzerinde menfi tesiri olmuştur. Referandum yenilgisinin nedenini MHP tabanında arayanlar öncelikle çağın gerisinde kalan 19'ncu yüzyıl Fransız laiklik anlayışlarını gözden geçirmelidirler.MHP cumhuriyet değerlerini en doğru kavrayan, çözümü milletinin ortak değerlerinde arayan, halkın mutluluğu ve kardeşliğinin esas alındığı bir siyasi harekettir. Demokrasileri sürekli kılan en önemli özellik, zamanla toplum kesimleri içinden doğan makul talepleri sistemin karşılamasıdır. Bugüne kadar CHP'nin tavrı istismarcılara alan yaratmaktan başka bir işe yaramamış, ters etki yaratmıştır.

Yüzde 42'yi ve yüzde 58'i nasıl okuyorsunuz?
Referandumda oy kullanabilecek seçmen sayısı yaklaşık 51 milyon kişiydi. Evet oyu verenlerin sayısı yaklaşık 21 milyon kişi olduğuna göre 30 milyon kişi referandumda “evet” dememiştir. Bence önemle üzerinde durulması gereken husus 30 milyon kişinin bu anayasa değişikliğinin faydalı olacağına inanmamasıdır.

İLHAN KILIÇ'IN KURABİYELERİ

28 Şubat MGK toplantısında sıkıntı ve sinirden tabağınızdaki kurabiyelerinizi bitirip yanınızdaki kişinin kurabiyelerini de yediğiniz söyleniyor


Doğru. MGK Genel Sekreteri orgeneral Sayın İlhan Kılıç'ın kurabiyeleriydi.

YAĞLI KAZIK OLAYI

28 Şubat sürecinde dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'e bir general tarafından ‘Gelirsek o kadını yağlı kazığa oturturuz' mesajı gönderildiği konuşulmuştu. Uzun zaman bu generalin Çevik Bir olduğu konuşulmuş, mesajın da Akşener'e müsteşarı Teoman Ünüsan aracılığıyla iletildiği belirtilmişti. Akşener'in de buna yanıtı, ‘Söyleyin ona, ben Balkanlıyım. Kazık deyince aklıma Balkanlı olan Kazıklı Voyvoda geldi. Kazıklı Voyvoda'yı da iyi tanırız. Ama unutulmasın ki, Kazıklı Voyvoda da bir homoseksüeldi' olmuştu. Çevik Bir yılarca bu sözü kendisinin söylemediğini ifade etmişti. Ankara kulislerinde sözü dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı'nın söylediği Ankara kulislerinde konuşulmuş ve Akşener de bu iddiayı yalanlamamıştı.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com